17 EKİM 1961 PARİS KATLİAMI

Cem Akbalık

Bundan tam 54 yıl önce Fransa, Cezayirlilerin vermiş olduğu Ulusal Kurtuluş Mücadelesi karşısında köşeye sıkışmış, savaşı kaybedeceğini anlayınca da FLN ( Front de Libération Nationale / Ulusal Kurtuluş Cephesi) ile görüşmelere başlamıştı. Bir yandan görüşmeler yapılırken, diğer yandan FLN, Paris’te uygulanan sokağa çıkma yasağını barışçıl bir şekilde protesto etmeye hazırlanıyordu. Sokağa çıkma yasağı sadece Magreblileri kapsıyor ve yasağa göre Magrebliler iş yerlerini saat 19’dan itibaran kapatmak zorundaydı. Fakat yasak sadece bununla sınırlı değildi. Magreblilerin 20.30 ile 05.30 arası sokağa çıkmaları da yasaklanmıştı. Yasağın başında Vali Maurice Papon olduğu söylense de,  De Gaulle’nin (dönemin Fransa cumhurbaşkanı)  haberi olmadan böyle bir şeyin uygulanamayacağını herkes biliyordu. Yani bu ırkçı uygulamanın arkasında bizzat kolonyalist devletin olduğu herkesçe aşikardı.

Barış görüşmeleri devam ederken, bu yasağı protesto etmek isteyen FLN’nin Fransa Federasyonu, elini güçlendirmek ve ırkçı yasayı protesto etmek için Fransa’da yaşayan Cezayirlilere çağrıda bulundu.Yürüyüş kesinlikle barışçıl olacak ve hiçbir şekilde silah taşınmayacak ve kesinlikle kulanılmayacaktı.

FLN’nin çağrısını dikkate alan 30-40 bin civarındaki Cezayirli, sokağa çıkma yasağına rağmen, değişik kollardan eylemin yapılacağı yere yürümeye başlar.

De Gaulle’den tam yetki alan Paris Valisi Maurice Papon, emrindeki 7000 polis ile barışçıl bir şekilde yürüyen kadın, çocuk, genç ve yaşlı Cezayirlilere saldırır. Saldırılarda 200’den fazla kişi (hala net rakam bilinmiyor) hayatını kaybeder. Cezayirlilerin birçoğu polis tarafından öldürülerek ya da sağ Seine Nehri’ne atılır ve boğularak yaşamlarını yitirirler.

“Polis insanları öldürüyor ve onları Seine Nehri’ne atıyor”

Diğerlerinin ise dövülerek ve kurşunlarak öldürüldüğü iddia edilir. Yürüyüş sırasında 11 bin 730 kişi gözaltına alınır. Gözaltına alınanlara, polis vahşice işkenceler yapar. Hatta gözaltında polisin bazı Cezayirlileri öldürdüğü bile iddia edilir.

Yaşanan katliamdan sonra ki ölümcül sessizlik daha da vahimdir. Medya olaylardan hiç bahsetmez, politikacılar suspus olmuştur. Devlet inanılmaz bir sansür uygulamaktadır. Katliamdan sonra yaşananlar, tıpkı Ankara katliamından sonra olduğu gibi, butün dikkatlerin devlete çevrilmesini sağlamıştır.

Fransa yıllarca bu konuda sessizliğini korudu. Sessizlik o kadar uzun sürdü ki, adeta tabu olan bir devlet katliamı 90`lı yıllarda tartışılmaya başlandı.

Fransa’da tabu olan bu katliamla ilgili ilk resmi açıklama 17 Ekim 2012’de François Hollande cumhurbaşkanı seçildikten sonra geldi. Hollande, yaptığı açıklamada polisin yüzlerce insanı öldürmesinden bahsetmiş; ama bunun devlet tarafından yapılan bir katliam olduğunu kabul etmemiştir. Tıpkı Erdoğan`ın Ermeni Soykırımı ile ilgili yaptığı açıklama gibi işte. Uzatmaya gerek yok, ne demek istediğimi siz gayet iyi anladınız.

Aradan 54 yıl geçmesine rağmen, Fransa ne kolonilerde yaptığı katliamları tanıdı, ne de kolonyalist politikalarına son verdi. Fransız askerleri hâlâ birçok Afrika ülkesinde savaşlara katılıyorlar, çoğu eski kolonilerden olmak üzere, göçmenler hâlâ çok ciddi yapısal bir devlet ırkçılığı ile karşı karşıya.

 

Kaynak