21 KASIM 1938 GÜNEŞ TUTULMASI

Devrimci Karadeniz 09/04/2015 21 KASIM 1938 GÜNEŞ TUTULMASI için yorumlar kapalı
21 KASIM 1938 GÜNEŞ TUTULMASI

İsmail Taylan Kaya

GÜNEŞ TUTULMASI

Ankara 21 Kasım 1938…

Güneş tutuldu.

21 Kasım günü “Ebedi Şef Ankara’da” diye manşet atmış Ulus Gazetesi.  Tan Gazetesi ise “Büyük Matem Günümüz” demiş. Mustafa Kemal’in cenaze töreni düzenlendi 21 Kasım 1938’de yani güneşin tutulduğu gün. Güneşin tutulmasını izleyebilen herkes ona farklı anlamlar yükledi. 21 Kasım günü, Etnografya Müzesini dolduran kalabalık içinde Atatürk öldüğü için güneşin karardığını düşünenler çoktur eminim.

Ankara’dan çok uzaklarda bir çocuk o güneş tutulmasını hiç unutmadı…

Dersim 21 Kasım 1938…

“Marçik’de bütün halkı topladılar. Erkeklerin kollarını kalın urganlarla birbirlerine bağladılar. Kocaman bir çember, bir govend olmuşlardı erkeklerimiz. En az otuz metre uzunluğundaki bu şerite bağlıydılar babalarımız, amcalarımız, dedelerimiz… Yüz yüze bakıp dirençle birbirlerinin gözlerinde gördükleri ateşi harlıyorlardı. Kadınları ve biz çocukları çemberin ortasına aldılar. Mitralyözler etrafımıza kurulmuştu. Birazdan ağızlarından ateş saçan ejderhalara benzeyecek mitralyözler. Hese Cive Bol derler bir adam haykırdı askerlere. “Önce çemberi açın, kadınlarımızı ve çocuklarımızı gözlerimizin önünde öldürün! Ondan sonra bizi kırın! Size mihnet eylemeyiz! Vebalimiz ise sizin, çocuklarınızın, torunlarınızın boynunadır!” Kadınlara ilişileceğinden, çocuklara eziyet edileceğinden korkuyordu. Sözünü bitirmeden mitralyözlerin takırtıları başladı. İnsanlar kurumuş kavaklar misali yıkılıyorlardı. Şanslı olanlar halatın kurşunlarla parçalanmasıyla serbest kalıyorlar, hızla ormanın derinlerine kaçabiliyorlardı. Erkekler, çemberin ortasındaki kadınlar, çocuklar dökülen yapraklar gibi savrulup düşüyorlardı. Mitralyözler ölüm kusuyordu. Yere düştüm. Üzerimdeki cesetler hareket etmeme imkan vermiyordu. Gökyüzüne baktım. Güneş kapkara oldu utancından, yasımızı tuttu. Yıldızlar parladılar sonra. Ağlıyordum sürekli. Güneş çıktı karanlıktan sonra, bizi o kurtardı, o sakladı. O gün, o çemberden sağ çıkan üç çocuktan biriyim ben.”

Ankara 21 Kasım 1938…

Akşam olmuş, güneş tutulması da, cenaze merasimi de bitmişti. İsmet İnönü, radyosu başında beyanatını bekleyen necip milletimize seslendi canlı yayında:

“Büyük Türk Milletine,

Bütün ömrünü hizmetine vakfettiği sevgili milletinin ihtirâm kolları üstünde  Ulu Atatürk’ün fâni vücudu istirahat yerine tevdi edilmiştir Hakikatte yattığı yer, Türk milletinin O’nun için aşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı göğsüdür.

Atatürk, tarihte uğradığımız en zalim ve haksız ittiham gününde meydana atılmış, Türk milletinin ma’sûm ve haklı olduğunu iddia ve ilân etmiştir. İlk önce ehemmiyeti kavranmamış olan gür sesi, asla yıpranmayan bir kuvvetle, nihayet bütün cihanın şuuruna  nüfuz etmiştir.

En büyük zaferleri kazandıktan sonra da Atatürk, ömrünü, yalnız Türk milletinin haklarını, insaniyete ezelî hizmetlerini ve hak ettiği meziyetleri tarihe ıspat etmekle geçirmiştir.

Milletimizin büyüklüğüne, kudretine, faziletine, medeniyet istidadına ve mükellef olduğu insaniyet vazifelerine sarsılmaz itikadı vardı.

“Ne mutlu Türküm diyene” dediği zaman, kendi engin ruhunun, hiç sönmeyen aşkını en mânâlı bir

surette hülâsâ etmişti…”

 

Not: Dersim’li o çocuğun hikayesini “Phepug’un Sesi” belgeselinde izleyebilirsiniz..

Yoruma Kapalı.