KAZIM KARABEKİR’DEN MUSTAFA SUPHİ’YE 23 TEMMUZ 1920 TARİHLİ MEKTUP

Tamer Çilingir

Sevgili Yoldaş sözcükleri ile başlayan mektup, Mustafa Suphi’ye hürmetle devam ederken, Rus Sovyetlerine karşı derin bir muhabbet uyandığını belirtiyor Karabekir.
Sonra Osmanlı’dan geri kalan son topraklardaki yaşayanların sınıfsal tahliline başlıyor. Ermeni ve Rumlar belli ki bu tahlillerin dışında, zira tarih 1920, Ermenilere yönelik soykırımın üzerinden 5 yıl geçmiş. Ama hala 2 milyona yakın bir Rum nüfus yaşıyor Pontos, Küçük Asya ve Trakya’da.

Sonra işçi ve köylülerden oluşan Türk milletinin nasıl da Bolşevikliğe uygun olduğunu sıralıyor Karabekir.
Ve tabi, Ankara Hükümetinin nasıl da bir halk hükümeti olduğunu, emperyalistlere karşı olduğunu da vurguluyor. İngiliz, Fransız ve Yunan ordularına karşı muharebe içinde olduklarını söylüyor. (Yunan ordusu ile savaş anlaşılıyor ama İngiliz ve Fransız ordularıyla nasıl bir savaş içindeler onu bilmiyoruz)
Silah ve silah fabrikalarının olmadığını söylüyor.

Buraya kadar anlatılanlardan, sosyalist bir devrimin arifesinde, tüm koşulları hazır bir kitle ve coğrafyanın desteğe ihtiyacı olduğu tarif edilmiş.
Mektubun sonuna doğru ise asıl meselenin ne olduğu anlaşılıyor. Bütün mesele Ermeniler. Sınır komşusu olan Ermenilere yönelik Rus ve Azerbaycan kızıl ordularıyla birlikte savaşmak istediklerini söylüyor Karabekir. Bizimle birlikte olun, bize de yardım edin de şu Ermenilerin tamamen sonunu getirelim demek istiyor. Yoksa diyor bu fakir İslam işçi ve köylüsü nasıl Bolşeviklik ilan etsin. Yani Ermenileri yok edelim ki biz de sosyalizmi ilan edelim.
Son olarak hürmetlerinin kabul edilmesini rica ediyor Mustafa Suphi’ye ‘muhterem yoldaşımız’ sözcükleriyle ve bitiriyor.

Daha sonra canını alacakları, düşman gördükleri TKP’li Mustafa Suphi’ye adeta bir Sovyetler Birliği temsilcisine yazılmış gibi olan bu mektup, İttihat ve Terakki’nin geride kalan son topraklardaki Müslüman olmayan uluslara yönelik planın nasıl da devamla işlediğini de gösteriyor. !920’de nerdeyse Ermeni nüfusun tamamen yok edilmesine karşın sınır komşusu Ermenistan’a yönelik hesaplar devam ediyor.
Ki aynı zamanda başta Pontos’ta olmak üzere Küçük Asya ve Trakya’daki Hristiyan Rumlara yönelik soykırım da devam ediyor bu arada.
Yani mektuptaki talepler bir anlamda Mustafa Suphi tarafından taleplerin muhatabı olan Sovyet Rustya’ya iletilecek ve Ermenistan hizaya getirilecek, özellikle Sovyetlerden alınacak silah desteği ile 1. Dünya Savaşının mağlubu olanlar, orduları dağıtılıp, silahsız oldukları halde, Pontos’ta dağları, köyleri kasabaları, Rus toplarıyla dövebilecek bir askeri güce ulaşacaklar.

Ve tabi nihayetinde mektupta hürmetler edilen Mustafa Suphi, yine bu hürmet edenlerce öldürülecek, öldürülmeleri Sovyet Rusya tarafından bile sorulmayacak, soruşturulmayacak…

Okuyalım tam metnini Kazım Karabekir’in Mustafa Suphi’ye yazdığı mektubun:

”23 Temmuz 1336 (1920)
Bakü’de Türk İştirakiyun Teşkilatı Reisi Yoldaş Suphi
Sevgili Yoldaş,
Gıyaben sizi tanıdım. Ve hürmet ediyorum. (……) siz de beni öğreneceksiniz. Eskiden beri (… … …) bilhassa istila hırslarına karşı nefretim olduğu için bidayet-i zuhurundan beri Bolşevik nazariyatına hürmetkarım. Hususiyle Rus–Türk düşmanlığının halkımızı, milletimizi ne hale de koyduğunu bildiğim için bu iki kavm arasında esaslı bir itimad ve kardeşlik tesisine de taraftar idim. Bu ittifakın hem de bugünkü yoldaş Ruslarla olmasını bizim için, sonra da sulh cereyanı için pek hayırlı olduğunu görmekle mesudum. Sizin her fedakarlığa katlanarak bu ittihadı teminde büyük bir hisse-i şerefiniz var. El birliğiyle memleketimizde yaptığımız tesirat ve propagandalarla Rus Sovyetlerine karşı herkesin kalbinde derin bir muhabbet ve hürmet uyanmıştır. Esasen fakir rençber ve ameleden ibaret olan milletimizin anane ve itikadatında Bolşeviklik kaidelerinin hemen bir çoğu vardır. Bir zadegan [soylu] sınıfımız olmadığı gibi büyük sermayedarlarımız dahi bulunmadığından bütün Anadolu halkının bir anda Bolşevik esasatını kabulü pek basittir. Ordu zabitanı da Avrupa ordularında olduğu gibi zadegân değil, halkın, avamın oğludur. Ve hükümdarların, prenslerin, hanedanların mensubiyetinden ordunun başında dahi kimse yoktur. Herkes alnının teriyle ve kanı bahasına mevki tutmuştur. Bugünkü Ankara Hükümetimiz dahi tamamıyla halk hükümetidir. Çünkü milletin amele ve köylüsünün intihabıyla [seçimiyle] toplanmıştır. Yani eski bildiğimiz tarzda padişah mensubu ve zadegân, talancı kimseler değildir. Bunları saymaktan maksadım, Rus Sovyetleriyle müttefik olmağa ve aynı esasatla emperyalist kuvvetlerin memleketimize basan ayaklarını kırmaya hiçbir mani olmadığını anlatmaktır. Yalnız bir nokta vardır ki, bu tehlike memleket haricinden açık görülmüyor. Elimizde ne bir tüfenk, ne de bir fişenk fabrikası yoktur. Buna rağmen senelerce kanlı harplerden sonra yine İngiliz ve Fransız, Yunan ordularıyla karşı karşıya millet harb etmektedir. İzmir’de, Balıkesir’de, Bursa’da biçare köylülerimiz son diş ve son tırnağıyla muharebe etti. Emperyalist düşmanlarımız en güzel yerlerimizi istila eyledi. Oradaki köylülerimiz mahv oldu. Bu emperyalist imhası duruyor. Halkımız gerçi sonuna kadar bu yağmacı düşmanlarla vuruşacaktır. Fakat gün geçtikçe zararımız azimdir ve telafisi de gayrı kabil olacaktır.

Ben ordumla garba yardıma gidemedim. Çünkü, Ermeni Taşnak hükümeti İngiliz emperyalistlerinin casusu olarak şark vilayetlerimizi istilaya çalışıyor. Ve harekete, garpta emperyalist ordularıyla birlikte on sekiz Haziran’da, yani aynı günde başladılar. Bugün kendi içlerindeki biçare İslam köylüsü imha ediliyor. Bu akınlar beşeriyetin hadimi [insanlığın hizmetinde] olan Bolşevik kuvvetlerinin yanı başında oluyor.

Durmayınız, haykırınız, vaziyeti Rus ve Azerbaycan Sovyet hükümetlerine ve ordularına anlatınız. Onlarla bizim aramızdaki fukara-yı kâsibeyi Ermeni Taşnakları merhametsizce
boğazlıyor. Ve şark yolunu ebedi kapamaya çalışmakla garptaki fukara-yı kâsibeyi de mahva yardım ediyor. Bolşeviklik kavaidi üç buçuk haydut tarafından istihzakâr fiilen tekzib olunuyor. Şimdi size sorarım, şarkta ve garpta zulm ve kahr ile her varlığı mahv edilen İslam köylüsü ve amelesi nasıl Bolşeviklik ilan etsin.

Hiçbir muavenet, hatta hiçbir ümit görülmezken bütün emperyalist kuvvetlerinin müttehid hücumları altında halkın son varlıkları dahi bitirilmez mi? Şu Ermeni meselesinin halli ile şark yolunun açılması ve Ermenilerden artık bir zarar ihtimali kalmaması temin olunduğu gün, memleket son inkılabını da yapacaktır.

Dört taraftan sarıldığı halde, Ermenistan’ı hala İngiliz emperyalistleri besliyor ve silahlandırıyor ve hesaplarına aleyhimize saldırıyor. Taşnakların bu imhakar işleri yapmasına insanlığın en âli kavaidine [en yüce usulleri] sarılanların nasıl tahammül ettiğini ve ne için bu yolu açmakta bizim kuvvetlerimizden istifade eylemediğini anlamak mümkün değildir. Rus ve Azerbaycan kızıl ordularıyla benim ordum bu zalim ve (…) Taşnak’ın üç beş günde haddini bildirebilir. İşte insaniyet namına bir ricamız budur ki, Taşnaklara şiddetli davranmayı ve icab ediyorsa müttehid bir hareketle onları yola getirmeyi temin buyurunuz. Ve artık şarkla garbın birleşmesine azade hail kalmasın. İşte o zaman bir Sovyet Rus-Türk ittihadı kuvvetlenecek ve şark fukara-yı kâsibesi sulh ve sükunete kavuşacak ve emperyalist kafalar kırılmış olacaktır.
İhtiramatımın kabulünü rica ederim muhterem yoldaşımız.

Şark Cephesi Kumandanı
Kâzım Karabekir”
(TÜSTAV Arşivi CD 2, Klasör 2_36, Belge No: 387 ve 388, Çeviri: KTÜ Okutmanı Veysel Usta)

 

Benzer Yazılar