AKADEMİK LÜMPENLEŞME TARİHİ NASIL ÇARPITIYOR

Prof. Dr. Selim Deringil

Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü

17 Nisan 2007

Geçenlerde bir panelde Tanıl Bora, milliyetçilik/ulusalcılık yükselişi bağlamında, üniversite öğrencilerinde, hatta lisans üstü çalışmalar yapan öğrencilerde baş gösteren düzey düşüklüğünü “akademik lümpenleşme ” olarak tanımladı. Bu yazıda bu tespitin alanını genişletmek ve doçentlik sınav dosyalarında ve sözlü sınavlarda yaşadığım deneyimlere teşmil etmek istiyorum. Görev yaptığım Yakın Dönem Osmanlı Tarihi bilim dalında durum özellikle içler acısı.

‘TÜRK DÜŞMANLARI’
Üniversitelerarası Kurul tarafından bu yıl on adet doçentlik jürisinde “asil üye” olarak görev yapmak üzere görevlendirildim. Değerlendirmemiz gereken doçent adaylarının sunduğu eser dosyalarında ilgiç bir hususu gözlemledim. On dosyadan yedisi, şöyle ya da böyle, “Ermeni Meselesi” ile ilgiliydi. Arşiv belgeleri kullanmayı şiar edinen adayların ortak özelliği, Osmanlı Ermenilerinin kötü, hain, dönek olduğu, Osmanlı/Türk yöneticilerinin ve İslam ahalinin de adil, insancıl, en azından köşeye sıkıştırılmış ve mağdur durumda olduğunu “bilimsel olarak” ispat etme çabasıydı. Konunun dış ilişkiler boyutuna gelince, dünya “Türk Düşmanları” ile doluydu ve bunlar Osmanlı’yı parçalamayı başlıca hedef haline getirmişti. Dosyaların odaklandığı noktalar özellikle Ermeni örgütlerinin 1890’larda Anadolu’daki faaliyetleri, 1915’te Ruslarla işbirliği ve sonradan ortaya çıkan “Ermeni Mezalimi” temalarıydı. Ermeni örgütlerinin Anadolu’da bugün terör olarak nitelenebilecek eylemleri olmuştur, 1915’te Rus birlikleriyle hareket etmiş oldukları da doğrudur. Ancak, 1890 olaylarına yol açan çifte vergilendirme, Kürt aşiretlerinin sistemli ve devlet destekli yağmaları, Anadolu’nun muhtelif yerlerinde devlet kuvvetlerinin de yer aldığı korkunç katliamlar, 1915’te Müslüman olmuş Ermenilerin dahi “potansiyel hain” olarak ölüme gönderilmeleri, sözü edilen dosyalarda ya yoktu ya da “Ermeni propagandası” olarak değerlendirilmekteydi. Buraya kadar olağan dışı bir durum yok. Ancak işte tam bu tür “akademik” çalışmaların olağan, hatta “büyüklerimiz” tarafından takdir edilmesi beklenen bir külliyat bütünü olarak algılanması hiç de olağan değil ve tarihçilik mesleği hatta akademik dünya için yüz karasıdır. Birkaç örnekle konuyu açmak istiyorum.

Bir aday, ünlü bir İngiliz devlet adamının “Türk Düşmanı” olduğunu ve “Haçlı zihniyeti” ile hareket ettiğini ispat etmek üzere söz konusu İngiliz’in Haçlı seferleri ile ilgili önemli bir eseri olduğunu yazmıştır. İlgili dipnota bakıldığında İngilizce bir esere atıf yapıldığını görürüz. Ancak küçük bir sorun vardır; söz konusu eser Dördüncü Haçlı Seferi, yani 1204 yılında Venedik ve Haçlı ordularının Konstantinopolis’i talan ettikleri seferdir. Değerlendirme aşamasından oy çokluğuyla geçmiş olan adaya sözlü sınavda bu hususa dikkat çekildiğinde ve yabancı dil bilgisinin düzey’ sorulduğunda, “Lügat yardımı ile okuyorum hocam” cevabı alınmıştır. Aday beş jüri üyesinin olumlu, iki üyenin olumsuz oyuyla doçent olmuştur.

‘KANA SUSAMIŞ ERMENİ KOMİTACILAR’
Bir diğer adayın doçentlik dosyasında sunduğu başlıca eser devrim tarihi derslerinde üniversitede birinci sınıf ders kitabı olarak okutulmaktadır. Kitaptaki “Ermeni hainler” veya “kana susamış Ermeni komitacıları bununla da yetinmediler” gibi ifadelerin bir akademik çalışmada hatta bir ders kitabında yer alıp almaması gerektiği sorulduğunda aday, “Ama hocam kaynaklar öyle diyor” cevabını vermiştir. YÖK bursuyla İngiltere’de doktora yapmış olan adaya neden yabancı dilde hiç yayını olmadığı sorulduğunda, “Hocam kendi ülkemde yabancı dilde yazı yazmak ağırıma gidiyor” cevabı alınmıştır. Aday üç olumsuz, iki olumlu oyla başarısız olmuştur.

Aday dosyalarının içinde ASAM (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) adlı kuruluşun yayınladığı veya kurum tarafından derlenen makaleleri içeren yayınların çokluğu dikkat çekmektedir. ASAM’ın yayınladığı “The Review of Armenian Studies” (Ermeni Çalışmaları Dergisi) İngilizce yayınlanmaktadır ve çok ciddi bilimsellik iddiasındadır.

Dergideki makalelerin bazılarının İngilizce’sinin dökülmekte olduğu bir yana bırakılsa dahi, yayınların ancak propaganda düzeyinde değerlendirilebileceği açıktır. Ancak, bu dergideki yayınlar YÖK tarafından “yabancı dilde yayın” olarak değerlendirilmekte ve doçentlik puanlama sisteminde yabancı dilde yayın doçendik sınavında en yüksek puan olan dört puan almaktadır (doçendik dosyası sunmak için gereken en az puan altıdır). Söz konusu adayların bazılarının da makalelerinin yer aldığı “Ermeni Sorunu El Kitabı” da ASAM yayınıdır.

Bir adayın ASAM derlemelerinin birinde yayın olarak gösterdiği makale, yayının “İçindekiler” kısmında zikredilmekle beraber, o sayfada yoktur, hatta o ciltte yoktur. Bu basit bir yayıncı hatası olarak görülebilir, ancak yayına bakmadan dosyasına koyan adayın düzeyi konusunda fikir vermektedir. Aday, yapılan sözlü sınavda dört olumlu, bir olumsuz oyla sınavı geçerek doçent olmuştur. Söz konusu kurumun bazı yayınlarında “toplu mezar açma faaliyederinde hazır bulunmak” dahi akademik bir uğraş olarak verilmekte ve doçendik dosyalarında yer alabilmektedir.

‘HERHANGİ BİR BELGE GÖRMEDİM’
Söz konusu doçent adayları genel kamuoyu oluşturma faaliyederinde de etkin olmaktadır. Katıldığım jürilerin birinden başarısız olan bir aday taşrada bir panelde “yoğun katılımdan dolayı ayakta izlenen” bir etkinlikte yaptığı bir konuşmada, “Şu ana kadar, samimiyetle söylüyorum, Ermenilerin öldürüldüğüne dair herhangi bir belge görmedim. Ancak ülkemizdeki Ermenilerin öldürüldüğüne dair Taner Akçam ve Halil Berktay’ın yazılarını Hürriyet gazetesinde görmüşsünüzdür” diyerek bu insanları hedef göstermiştir. Yani doçentlik sınavına ceketinin önünü ilikleyerek boynu bükük bir tavırla giren aday, daha sonra önüne mikrofon konduğunda aslan kesilmekte ve milliyetçilik mangalında kül bırakmamaktadır.

Burada tüm bu tür çalışmaları yapanların Alperen Ocakları mensubu veya sempatizanı olduklarını, hatta Hrant Dink cinayetini onayladıklarını ima etmek istemiyorum elbet. Ancak bu tür çalışmaları yapanların er veya geç doçent, sonra da profesör oldukları da bir gerçek. Bunların ileride kendileri gibi düşünen öğrenci yetiştirecekleri de kesin. Böylelikle kendi kendini yeniden üreten bir çark oluşturulmakta ve bu çarkın bir dişlisi haline gelmek için Ermenilere küfür etmek kolay yoldan akademik unvan ve terfi sebebi olmaktadır.

Unutmayalım, cinayet sanıklarından ve polis muhbiri Erhan Tuncel üniversite öğrencisidir ve Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden “bir öğretim üyesinin teşvikiyle” muhbir olmuştur. Burada vahim olan bir öğretim üyesinin böyle işlerde gönüllü olmasıdır. Söz konusu “öğretim üyesinin” kim olduğunu veya tarihçi olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak söz konusu olan “formel ve normal” bir akış içinde gelişen bazı akademik kariyer çizgilerinin hiç de formel ve normal olmadığıdır ve öğretim üyelerinin bu tür işlerde kullanılmalarının “vak’a-i adiye” gibi telakki edilmesi son derece tehlikelidir.

Kaynak: http://94.75.229.225/forum_index.php?news_code=1176813895&year=2007&month=04&day=17

Benzer Yazılar