AKP’NİN PRATİK HEDEFİ; ROJAVA’YA DİZ ÇÖKTÜRMEK

Ali Barış Kurt

Prof. Dr. Gazi Çağlar, AKP hükümetinin tezkere ile Rojava’daki modeli yıpratma ve yıkmaya çalışacağını belirterek, buna rağmen tezkerenin sonucunun Kobanê direnişine, Kürt halkının dayanışma ilişkilerine bağlı olacağını ifade etti. Kobanê politikası değişmeden çözüm sürecinin de devam edemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Çağlar, Türkiye’nin PYD ile IŞİD’e karşı koşulsuz dayanışmasının süreçte samimiyeti de kanıtlayacağını söyledi. Prof. Dr. Çağlar, Erdoğan’ın yaptığı açıklamalarla IŞİD’i meşrulaştırırken, PKK’yi de ‘imha edilmesi gereken güç’ olarak gösterdiğini kaydetti.

Prof. Dr. Gazi Çağlar ile katliamcı DAİŞ’i, tezkere ve Türkiye’nin bölge politikasını konuştuk…

‘SUÇLAMALAR SAVAŞ VE İNSANLIK SUÇLARINDAN YARGILANMAYI GEREKTİRİYOR’

-Türkiye’nin IŞİD desteği geniş kamuoyunun fikriyken, bu, çeşitli devlet yönetimlerince de dile getiriliyor. Türk hükümeti için bu suçlamalar ne anlama gelir?

AKP Türkiye’sinin IŞİD, El Nusra, İslam Cephesi gibi Suriye’de sünni bir “İslam devleti” için cihat yürüttüğünü iddia eden çetelere destek verdiği çeşitli çevreler tarafından iddia edildi ve belgelenmeye çalışıldı. Türkiye’den Suriye’ye giden MİT tırları, Türkiye’de İslamcıların eğitilmesi ve tedavi edilmesi , İslamcıların Türkiye üzerinden savaşa sürülmesi iç kamuoyunda da sürekli gündeme getirildi. Dünya kamuoyunun en ciddi gazete ve televizyon kuruluşları da benzer iddiaları sürekli yayınladı ve yayınlamaya devam ediyor.

Şu ana kadar en vahim suçlamayı Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour Hersh dile getirdi: Suriye’deki sarin gazı saldırılarının Erdoğan’ın bilgisi dahilinde yapıldığını ve bunu ABD’nin de bildiğini söyledi. Tüm bunlar birleşince AKP iktidarını savaş ve insanlık suçlarından yargılamayı gerektirecek çok ağır ve trajik bir iddianame ortaya çıkıyor.

-Son olarak, Obama’nın yardımcısı Joe Bidden’in Türkiye’nin çetelere desteğini doğrulayan bir açıklama yapması bu örneklere eklenebilir mi?

Evet. Türkiye’nin başka bölge devletleriyle birlikte Esad’ı devirmek için El Nusra ve El Kaide’ye milyonlarca Dolar akıttığını ve tonlarca silah verdiğini söylüyor. ABD bu açıklamayı yumuşatsa da Joe Bidden’in açıklaması sıradan sayılamaz: Kendisi gizli servisler dahil tüm ABD devlet aparatının bilgisine sahiptir. Türkiye, ‘hani bu iddianın belgeleri’ diyemiyor, ‘haddinizi bilin, özür dileyin, mültecileri destekliyoruz’ tarzında sorumluluğu üstünden atmaya çalışıyor. Türkiye’nin Neo-Osmanlıcı yayılmacılık çerçevesinde Esad’ı düşürmek için cihatçıları yoğun bir şekilde desteklediği ortada duruyor.

‘TÜRKİYE PYD İLE KOŞULSUZ DAYANIŞMALI’

-Kürtlerin Ortadoğu’da hedeflediği model mi, IŞİD mi Türkiye’nin lehine? Örneğin, Türkiye’nin PYD ile temas kurması aynı zamanda kendi yararına olmaz mı?

Türkiye’den neyi ve kimi kastettiğimize bağlı bu soru. AKP Türkiye’sinin kanımca Kürtlere dayattığı çözüm, uzun vadede özgürlükçü, laik, özyönetimci anlayışları kabul etmez. AKP’nin hayalindeki çözüm, Sünni İslam birliği çerçevesinde yavaş yavaş Kürt hareketinin özgürlükçü damarlarını törpüleyip yok etmektir. Rojava’da inşaa edilen model – izleyebildiğim kadarıyla – AKP iktidarı için iki yönden tehlikedir: geleneksel inkarcı devlet politikasının devamı olarak tehlikedir; oluşturulmaya çalışılan demokratik, özgürlükçü, laik model, AKP ideolojisine sığmaz, terstir.  Gezi’ci diye ifade edebileceğim Türkiye için ise Rojava, tehlike değil dayanışma duygularıyla anılan bir gelişmedir. Orada Kürt halkının IŞİD’e karşı büyük direnişi, bu dayanışma duygularını güçlendirmektedir.

Elbette IŞİD tüm bölge için olduğu gibi Türkiye için de felakettir. Türkiye’nin PYD ile IŞİD’e karşı koşulsuz dayanışması, barış sürecinde samimiyetinin de kanıtı olur: Salih Müslim’in açıkladığı AKP’nin talepleri, insanlık katliamı sırasında şantaj yapmaktır. Kanımca Kürt halkının IŞİD’e karşı her zaferi, Türkiye’deki tüm insanlar için de özgürlükçü ve eşitlikçi bir gelecek açısından olumlu bir adımdır.

‘ROJAVA’YA DİZ ÇÖKTÜRMEK İSTİYOR’

-Türk hükümetinin ‘güvenli bölge’ planı gündemde. Hükümet Kobanê’nin düşürülmesi, zarar görmesi üzerinden kendisini de ‘kurtarıcı’ olarak meydana çıkarmayı düşünüyor olabilir mi?

Olabilir tabii. Erdoğan, ABD’yi ziyaret edinceye kadar, ‘Esad’ın düşürülmesi hedefler arasında yoksa katılmayız’ diyordu. ABD, koalisyona katılmaya ikna etmiş görünüyor. Ancak Türkiye kendi hedefleriyle katılıyor. Bu hedefler için yapılan önerilerin IŞİD ile mücadeleyle alakası yoktur: Tampon bölge kurma, Rojava’ya karşıdır ve ‘eğit-donat’ın burada uygulanmasıyla Esad rejimine karşı ‘güvenli bölge’ oluşturma girişimidir. Eğitilip-donatılacakların PKK-PYD güçlerini de hedefleyeceğinden kimsenin şüphesi olamaz. Uçuşa yasak saha önerisi de doğrudan Esad’a karşıdır, IŞİD’in uçakları yoktur. AKP hükümeti, Rusya ve İran izin vermediği veya ABD büyük bir operasyona kalkışmadığı sürece Esad’ı vuramayacağına göre pratikte hedef, Rojava’ya diz çöktürmek olacaktır. MHP’nin tezkereye “evet”ini de böyle okumak gerekir.

Gerçekten IŞİD ile mücadele etmek isteyen Türkiye’nin yapacakları bellidir: Öncelikle kendi içinde İslamcılara karşı mücadele etmeli, Rojava’yı da silah ve insani yardım ile desteklemelidir. Kendisinin kara harekatına gerek yoktur. IŞİD PYD’yi yıpratsın, girelim tarzı bir siyaset kuşkusu, bunların yapılmayışından çıkan mantıki bir sonuçtur.

-Çözüm süreci için Kürt tarafı Kobanê’nin ehemmiyetine işaret ediyor. Hükümetin halihazırda bunu çok kavradığı görülmüyor. Hal buyken sürecin devamı mümkün mü?

Bu Kürt hareketinin karar vereceği bir konudur. AKP’nin süreçte samimi olmadığına dair bir çok olay daha önce de yaşanmıştır, buna rağmen devam edilmiştir. Kobane ise elbette bir denek taşıdır, insanlık katliamı girişimidir: Burada hemen yardım etmeyen, bunun yerine şart koşan, bekleyen, fırsat kollayan bir AKP iktidarı, sadece kendisi için değil tüm Türkiye için bir insanlık ayıbı yaratmaktadır. Silahsız demokratik barışçıl çözümün ise alternatifi yoktur.

‘AKP IŞİD’İ MEŞRULAŞTIRIYOR, PKK’Yİ İMHA EDİLMESİ GEREKEN GÜÇ OLARAK GÖSTERİYOR’

-Erdoğan’ın “Bizim için IŞİD neyse PKK de aynı” demesi, bu alternatiften uzaklaştığını mı gösteriyor?

Bunu iki şekilde okuyorum: Birincisi; çözüm sürecinin muhatabı PKK’yi IŞİD ile aynı kefeye koymak, IŞİD’i meşrulaştırmaktır. Bu bana Hitler faşizmi ile Hitler’e karşı savaşan partizanları aynı görmek sorumsuzluğunu hatırlatıyor. IŞİD’in Suriye ve Irak’ta insanlığa karşı işlediği suçlar tüm dünyada kaygıyla izlenirken, Irak ve Rojava’da IŞİD’e karşı mücadele eden Kürt güçlerini aynı görmek, ancak IŞİD zihniyetine, onu aklama ihtiyacına denk düşer. İkincisi; PKK’nin halen görüşülen, müzakere sürdürülen değil, imha edilmesi gereken bir güç olarak değerlendirildiğini gösteriyor. Barış süreci açısından vahim bir durum. Bu da AKP ile gerçek bir barış sürecinin olamayacağının yeni bir söylemidir.

-Türkiye’nin hem Ortadoğu hem de çözüm süreci yararına bir politika değişikliğine gitmesi artık mümkün değil mi?

Türkiye gerçekten hem Ortadoğu’da hem de Kürt sorununda olumlu bir rol oynayabilir: Ancak bu AKP iktidarı ile mümkün değildir. Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir Türkiye, yasal ve demokratik zeminde Kürt halkının barışçıl ortak yaşamı mümkün kılacak taleplerini hemen yerine getirebileceği gibi ortadoğu halkları için de olumlu ve cesaretlendirici bir model olabilir ve oralardaki demokratikleşme süreçlerine ümit ve katkı verir. Örneğin Rojava ile çıkar, inkar ve fırsatında imhaya dayalı olmayan demokratik ilişkiler kurar. Ancak AKP zihniyeti, mezhepçi yayılma stratejisi, içerde toplumu ve devleti İslamcılaştırma, orduyu ve polisi güçlendirme, sorunları sürüncemeye bırakarak kördüğümleştirme, İslamcı bir faşizme doğru hızla ilerleme politikaları bunların önünde engeldir.

IŞİD VE İSLAM

-IŞİD gerçekliğini din boyutuyla ele almak ne anlama gelir?

IŞİD’in, El Kaide’nin, El Nusra, İslam Cephesi ve diğerlerinin İslam’la ilişkisi olmadığı, Erdoğan’ın sürekli vurguladığı gibi “İslam ile terörün bir arada anılamayacağı” türünden tezlere katılamıyorum. Bu tezlerin tamamı, kanımca sorumluluktan kaçmaktır. Eğer bu vahşi şiddet çeteleri, İslam adına ortaya çıkıyor, önemli ve derin bir destek bulabiliyor ise, politik İslam’a karşı samimi Müslümanların bunu sorgulama ve dışlama sorumlulukları vardır ki, bu onların demokratikleşme ile aralarındaki ilişkinin de ölçüsünden birisidir. Selefi ve diğer örgütler, İslam tarihi ve külliyatından kendilerine dayanak üretebildikleri, örnek bulabildikleri gibi bugün de geniş sempati uyandırabilmektedirler.

-Peki, ‘samimi Müslümanlar’ dediğiniz kesimin görevi ne olmalı?

İki ertelenemeyecek görev vardır: Birincisi; İslam külliyatında ve tarihinde bunları meşrulaştırmayacak, demokratikleşmeyi, din-siyaset ayrımını kabullenen, din adına şiddeti yeren yorumlar üretmek. İkincisi; tüm olanaklarıyla, gerekirse sokağa çıkarak bu örgütlerin vahşetlerine ‘dur’ demek. Bu konuda Müslümanların şu ana kadar kayda değer bir çalışma ve tepki çerisinde olduklarını söylemek zor. Tersine geniş bir İslamcı “sivil toplum kuruluşları” aygıtı, bu yapıları doğrudan ve dolaylı olarak desteklemekte ve kollamaktadır.

-IŞİD İslamcılığının gerçekte kapitalizmle bir bağı var mı?

Karmaşık, çok faktörlü bir analizi gerektirdiğinden röpörtaja sığmayacak bir konu. İslamcılık özellikle Varşova paktının ortadan kalkmasıyla birlikte emperyalizm tarafından “yeni düşman” olarak tayin edilmiş, askeri, jeopolitik, ekonomik, siyasi hakimiyet iddiasını sürdürmesinin aracı olmuştur. İslamcılık, ABD tarafından ilan edilen sürekli savaşın faydalı budalasıdır. İslamcılığın pohpohlanıp geliştirildiği tüm ülkelerde emperyalist-kapitalist sistemi aşmaya yönelik tüm toplumsal insani çabalar, İslamcılık aracılığıyla bastırılmıştır. Düzen eleştirisinin içeriğini, basit bir ABD karşıtlığına indirgeyen islamcılık düzene hizmet etmekte, işçi ile patronun aynı “ümmetin” ögesi olduğu demagojisini yayıp örgütleyerek emekçileri düzen karşısında savunmasız bırakmaktadır. Yine IŞİD gibi örgütlerin “halifelik”, “İslam devleti” gibi ideolojik kalıpları kadar önemli olan gerçek, petrol ve diğer kaynaklar üzerindeki hakimiyet çatışmalarıdır. Bu ise onları hem bölge devletleri (Türkiye, Katar vs.) hem de uluslarası güçler tarafından her an kullanılmaya hazır maşa haline getirmektedir. Elbette İslamcılığın doğrudan emperyalizm ile açıklayamayacağımız agendası, dinamikleri mevcuttur. Ancak bunların tamamı, islamcı yapıların işlevselleştirilmelerinin önünde barikat oluşturamamaktadır.

Yine bir diğer önemli boyut, kapitalizmin şiddet ve dozajı artırılmış sömürüden başka bölge halklarına verebileceği bir şeyin kalmamasına işaret etmeleridir. IŞİD İslamcılığı, aşılamayan vahşi kapitalist düzenin vahşi talan ve şiddet aygıtıdır. Bu anlamda “ne batı dışıdır”, ne “çağ dışıdır”, ne de kapitalizm dışıdır. Tam tersine tüm geçmişin karanlıklarından ödünç aldıkları “asr-ı saadet” söylemlerine rağmen çağımızın keskin çelişkilerinin vahşi dışavurumudur.

-Türkiye’nin IŞİD’le desteğinin din eksenli politika üzerinden algılanması İslam’a da zarar verir mi?

Tabii. Türkiye’nin de İslamcılığa karşı eğitim, sosyal hizmet vb. alanlarını da kapsayacak çok yönlü bir mücadele sürdürmesi gerekir. AKP iktidarı ise, tam tersini yapıyor. Dünya IŞİD’e karşı protesto düzenlerken, Türkiye’de IŞİD karşıtı protestolara polis saldırıları en son insanlık ayıbıdır. İslam dininin vahşet ve katliamlarla anılması, “İslam coğrafyasında” şiddeti özendirdiği gibi dünyanın geri kalan bölgelerinde de Müslüman düşmanlığını besliyor, artırıyor. Adeta islamcılar ABD’nin silahlı gücünü korumak için Huntington tarafından uydurulan “medeniyetler arası çatışmayı” dünyaya dayatmakta ısrar ediyorlar. Halbuki medeniyet, dinden ibaret değildir ve indirgenemez. İslamcılığın da batıyı bu yoldan yenmesi ham hayaldir, en fazla coğrafyasını kana bular. Aydınlanma, insan hak ve özgürlükleri, demokratikleşmeyi emeğin ve doğann ağır sömürüsüne son verme mücadeleleriyle birleştirmeyen seçenekler, eninde sonunda “batı” önünde diz çöker, yeşil renkle benzer model üretir.

‘TEZKERE PRATİKTE KÜRT MODELİNİ YIKMA AMAÇLI’

-Son olarak tezkereye değinirsek; AKP çevreleri IŞİD’e yönelik olduğunu savunuyor. Sizin öngörünüz nedir?

AKP hükümeti, her türlü yetkiyi tanıyan tezkerede hedeflerini açıkça ilan etti: Esad rejimini yıkmak, PKK ve IŞİD. Tezkere Irak ile Suriye’yi birleştirdi. Uluslararası koalisyonun en azından resmi gündeminde IŞİD var, Esad ve PKK ise sadece Türkiye’nin açıklanmış hedefi. Türkiye’nin her ne kadar “eğit-donat” projesiyle Esad’ı zorlama olasılığı olsa da pratikte tezkere, Suriye Kürtleri’nin oluşturdukları modeli yıpratma ve yıkmaya çalışma olarak gelişecektir.

Kanımca en önemli boyutu ise şudur: AKP Türkiye’si tezkere ile Irak ve Suriye sınırlarının dokunulmazlığını tanımadıklarını iddia ediyor. TSK’ya salt sınır ötesi harekat izni değil, savaş yetkisi tanıyor. Bu ise Kürt halkına sınırlar konusunda yeniden düşünme hakkını ister istemez tanıyor. Emperyalizmin 1. Dünya Savaşı sonrasında çözdiği sınırlardan en çok çeken halk, kabul edilmelidir ki Kürt halkıdır. Dolayısıyla tezkere, Kürtleri dayanışmaya çağırıyor. Sonuçları ne olur? Kobane direnişine, IŞİD’e karşı direnişe, Türkiye’den çok Kürt halkının dayanışma ilişkilerine bağlı olacaktır. Türkiye’de özgürlükçü ve eşitlikçi hareketlerin ertelenemez görevi ise, emek ve doğa eksenli, cinsiyetçiliğe ve ırkçılığa karşı dayanışmacı ve demokratik yeni bir Türkiye kurmaktır. Bunun için aklı, kalbi ve fiili birleştirmek, ertelenemez olmuştur.

ANF

Benzer Yazılar

One Response

  1. Ferdi Kader