ALKIŞLAR APOLAS LERMİ’YE

Devrimci Karadeniz 24/03/2017 ALKIŞLAR APOLAS LERMİ’YE için yorumlar kapalı
ALKIŞLAR APOLAS LERMİ’YE

Tamer Çilingir

İstanbul Belediye Konservatuarı (bugün İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı) öğretim üyelerinden bir grup 1926 yılından başlayarak cumhuriyet kadrolarının talimatıyla çeşitli geziler düzenler. Bu gezilerin dördüncüsü ise Karadeniz’i kapsar. Sinop, Giresun, Trabzon, Rize, Gümüşhane, Bayburt illerini kapsayan bu gezi sırasında yaptıkları iş, şarkıları notalara döküp kayıt altına almaktır.

1967 yılında ise bu kez TRT tarafından aynı amaçla Karadeniz’e gönderilen bir ekip, ezgileri bant kaydı haline getirir. Bu gezilerde derlenen ezgilerden bir kısmı sözlerinden koparılmış, yeni ve Türkçe sözler yazılarak asimilasyonun birer aracı haline getirilmiştir. Ermenice, Rumca birçok şarkı kayıt altına alındıktan sonra sıra bu şarkılara Türkçe söz yazmaya gelir. Yani şarkıları Türkçeye tercüme etmek de değil, tam tersine yeni şarkı sözleri yazılacak ve böylece şarkılar da Türkçeleştirilecektir (türküleşecektir). Ve tabi bu şarkılara artık ‘Türk Halk Müziği’ adı verilecektir.

Halk bildiği, tanıdığı bu ezgileri bu kez Türkçe sözlerle dinlemek zorunda kalmıştır.
Aynı durum, Lazca ve Gürcüce şarkıların da başına gelmiştir.

KARADENİZ MÜZİĞİ (!)
Ama burada çarpıcı bir başka nokta ise Karadenizlilik adına yer yer melodik farklılıkların, bütünüyle de dilsel farklılıkların Türkçe ile ortadan kaldırıldığı yeni bir müzik yaratılmasıdır; Karadeniz Müziği (!)

Dolayısıyla artık Rum müziği, Laz müziği, Gürcü müziği, Ermeni (Hemşin) müziği yoktur; Karadeniz müziği vardır. Oysa Rum müziğinde belirgin olan enstrüman kemençe iken Laz müziğinde tulum, Gürcü müziğinde akordeon göze çarpıyor. Yine kaval ve davul  Trabzon, Gümüşhane gibi Rum şarkılarının yanı sıra Laz şarkılarında da öne çıkıyor. Batıya Samsun’a doğru gidildiğinde ise bir başka enstrüman, zurnayı görüyoruz. Halk oyunları da birbirlerinden farklıdır üstelik.

Ama batısından doğusuna tüm illerdeki kültürel ve etnik farklılıklardan kaynaklanan müzik çeşitliliği yok sayılarak, yok edilmeye çalışılarak bir ”Karadeniz” müziği(!) dayatılıyordu. Kuşkusuz Karadeniz halkları birbirlerinin müziğini dinliyor ve bu ezgileri kendilerine yakın buluyorlardı. Ancak sorun bu ezgilerin dillerinden koparılarak kendilerine sunulmasındaydı.

 

KAZIM KOYUNCU
İşte bugün, yüz yıl sonra yaşanan gelişmeler halkların kendi ezgilerini, kendi dilleriyle söyleme ve dinleme olanağını sunması açısından önemli ve sevindiricidir. Bu konuda araştırmalar yapan, melodileri, sözleri yeniden özüne bağlı kalarak anadillerinde yorumlayan yeni ve genç sanatçılar, bu büyük zenginliğin yok olmasına dur demiş oldular aslında… Tabi bu sürecin başlangıcında bir anlamda öncülük rolü üstlenen Kazım Koyuncu’nun payı çok büyüktür. Kazım Koyuncu anadili olan Lazca şarkılar söyleyerek, bu dili ve kültürü yaşatmak için mücadele ederken, Lazların ve Laz müziğinin farkını ortaya çıkarmıştır.
Halk oyunları, fıkralar, giysiler, düğünler, eğlenceler, yemekler, mimari özellikler vb. folklorik  çalışmalarla aynı gelişmelerin sağlanması için günümüz aydın, sanatçı, bilim insanlarının önünde önemli bir görev vardır.

 

ROMEYİKA KAYBOLMA TEHLİKESİ ALTINDA
UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü)’nun kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya  olan diller listesinde yer alan Romeyika /Pontos Rumcası açısından baktığımızda bu dilin yaşaması için emek veren, bu konuda üstelik de çok değerli bir sözlük hazırlamış olan Vahit Tursun bu olumsuz gidişe dur diyen önemli bir aydındır.
Yine Romeyika şarkılar söyleyen birçok yerel sanatçı da bu dilin yaşamasına hizmet etmektedir.

ROMEYİKA / RUMCA ŞARKI SÖYLEMEK
Yerel düzeyde bu dilde şarkılar adları pek bilinmese de birçok halk şarkıcısı tarafından bugüne dek söylenegelmiştir. Mesela şu anda hayatta olmayan Erkan Ocaklı, bugünün sanatçılarından İhsan Eş bu isimler arasında sayılabilir. Ve günümüzde yeni birçok genç sanatçı da bu kervana katılmaktadır.

Yapımcılığını Güvercin Müzik’in yaptığı, Adem Ekiz’in söz, müzik ve kemençesiyle var ettiği Selanik’ten Trabzon’a KÖPRÜ adlı 2013 yılında yayınlanan albüm böylesine önemli bir misyonu üstlenir.

2011’de başlayan ve devam eden profesyonel sanat hayatında KALANDAR, SANTA ve ROMEIKA isimli 3 albüm yapmış olan Apolas Lermi Rumcanın yaşatılması mücadelesine özellikle tüm şarkıları Rumca/Romeyika olan son albümü  ROMEIKA ile yeni bir boyut kazandırmıştır.

Bugün Türkiye’de yaşayan sanatçılar açısından bakacak olursak Rumca şarkı söylemek, İngilizce ya da Almanca söylemek gibi bir şey değildir. Rumca şarkı söylemek, Rumların; yani yüz yıl önce yok edilen, sürgün edilen ya da bugün asimilasyona uğratılmış olanların şarkılarını söylemektir. Yani yüz yıldır egemen olan ideolojinin yok saydığına ‘var’ demektir her şeyden önce. Dolayısıyla bu ideolojinin savunucusu kurumların hatta bu  ideoloji ile uyutulmuş, kandırılmış kitlelerin hedefi olmak demektir. Konserlerinin iptal edilmesi, albümlerinin satışlarının engellenmesi de demektir aynı zamanda. Hayati tehlikeye varacak olan muhtemel tehditler, tacizler de unutulmamalıdır elbette.

İşte gerçek sanatçı ya da çok sık kullanılan deyimiyle ‘halk sanatçısı’ bu durumda aldığı tavırla kendini ortaya koyar. Tüm bu bedelleri ödeyenler, tarih sahnesinde yüzlerce kez tanık olduğumuz gibi hak ettikleri yerleri alırlar.

Aynı durum kuşkusuz resmi ideolojinin yok dediğine sanat cephesi dışında da ‘var’ diyenler açısından da geçerlidir.

 

APOLAS LERMİ KENDİSİNE LAYIK GÖRÜLEN ÖDÜLÜ REDDETTİ
Geçen günlerde İstanbul Uni-TS, 3. Kez düzenlediği “Karadeniz’in EN’leri” ödüllerinden birisi için Apolas Lermi’yi seçtiğini bildirdi.  Sebebi, Apolas Lermi’nin 2017 yılında Trabzonspor kulübünün resmi 50.Yıl Marşı’nı hazırlamış olmasıydı.
Apolas Lermi bu ödülü almayı reddetti.
Ödülü reddetme gerekçesini ise şöyle açıklamış Apolas Lermi:
2011’de başlayan ve devam eden profesyonel sanat hayatımda KALANDAR, SANTA ve ROMEIKA isimli 3 albüm yaptım. Hepsi sanat çevrelerinden güzel eleştiriler aldı. Bu albümlerden tamamen Rumca olan ROMEIKA, Türkiye dışında Avrupa’da da yayınlandı. Yurtdışında albümü yayınlanan kaç tane Karadenizli müzisyen var?

Şarkılarım birçok sinema filminde, belgeselde, TV dizilerinde ve çeşitli projelerde kullanıldı. Yurt içinden ve yurt dışından birçok sanatçı ile düetler yaptım. Dünyanın farklı ülkelerinde yabancı sanatçılarla ortak konserlerim oldu. Birçok eserime çeşitli projelerle klipler çektim. Karadeniz’in yok sayılan antik dili Rumca’yı haksız eleştirilere rağmen ve bedel ödeyerek ülkemize tanıttım. Benden sonra Rumca ‘öcü’ olmaktan çıktı. Rumca Karadeniz’in diğer etnik dilleri arasında yerini aldı ve genç müzisyenler bu konuda daha çok çalışma yapmaya başladı.

Ayrıca Kalandar isimli bir TV programı hazırladım ve Geleneksel Karadeniz Müziğine emek veren ozanlarımızın hayatını ve eserlerini yaşatmaya çalıştım. Yeni nesillerin onları tanımasına bir nebze vesile oldum. Birçok farklı kurumdan ve kişiden ödüller aldım. Kazım Koyuncu’dan sonra ilk defa 2013 yılında Trabzon Gazeteciler Cemiyeti, bir müzisyen olarak ‘Sanat Ödülü’nü bana verdi.

Ve son olarak 2017 yılında Trabzonspor kulübünün RESMİ 50.Yıl Marşı’nı hazırladım. Öncelikle bizi bu başarılara vesile eden tarihimize, kültürümüze ve halkımıza çok teşekkür ederim.

Bu yıl İstanbul UniTs ‘Karadenizin Enleri 3’ isimli gecede, yukarıdaki nedenlerden sadece sonuncusu için bana bir ödül vermek istiyor. İyi niyetle bana bu ödülü layık gördükleri için çok teşekkür ederim. Ancak yoğun bir emek ve ağır bir bedel ödeyerek kazandığım yukarıdaki nedenleri yok sayıp, sadece sonuncusu için bana verilen bu ödülü kabul etmeyi doğru bulmuyorum. UniTS’nin Karadenizin Enleri 1. ve 2. gecesinde görülmeyen Apolas Lermi’nin, sadece Trabzonspor Marşı üzerinden görülmek istenmesini kabul edemem. Ve bu yıl Trabzonspor için marş yapmış diğer arkadaşlarımın emeğine haksızlık etmiş olacağımızı düşündüğüm için de bu ödülü kabul etmiyorum. Belki de ‘Marş Alanında’ bu yıl marş yapmış herkese küçük bir plaket vermek birliktelik ve beraberlik adına daha anlamlı olurdu.

Ayrıca UniTS’nin sanat konusundaki kararlarına bakarak, sanatsal değerlerin farkındalığı ve bilinciyle ödül verdiğini düşünmüyorum.

Bundan sonraki sanatsal değerlendirmelerini daha bilinçli ve sağduyulu yapmasını temenni eder, başarılar dilerim.

 İşte sadece Rumca şarkı söylemek değildir Apolas Lermi’nin yaptığı. O söylediği Rumca şarkılarının arkasında durup, bu dilin yurtdışında tanıtımına katkısından söz ederek, sanat çevrelerinden aldığı olumlu eleştirileri dile getirerek ve dahi üstü kapalı olarak bahsettiği ödediği bedellerle, kulağı sağır olanlara bu dili bir kez daha hatırlatmıştır.
Bu açıklamasıyla Apolas Lermi, yok olmakta olan bir dil için şarkı söylemenin dışında bir çığlık olmuştur; kim bilir belki de ana dili bu dil olma ihtimali yüksek olan bu kuruma ya da bu ödülün jüri üyelerine.

Alkışlar Apolas Lermi’ye…

Yoruma Kapalı.