AMELE TABURLARINDAN DACHAU CEHENNEMİNE

Tamer Çilingir / Dachau
Münih’in yaklaşık 16 kilometre kuzey batısında, Almanya’nın güneyinde, Bavyera Eyaleti yakınlarında terkedilmiş bir Mühimmat Fabrikası’nın arazisine kurulmuş Dachau Konsantrasyon Kampı.

33 ülkeden 45 bin kişinin katline sebep olan ve diğer toplama kamplarına örnek olan bu kamp bu gün bir müze olarak halka açık. Alman rehberler eşliğinde yapılan müzedeki ziyaretler sırasında oradaki kanıtlar, işkence aletleri, o yıllardan kalma fotoğraflar, paylaşılmış anılar, günlükler, hücreler, krematoryum vd. ziyaretçilere yaşananları hissettirecek derecede gerçek.

 

KAPIDAKİ YALAN ve AMELE TABURLARI
Stutgart ve Münih çevresinde yaşayan yüz yıl önce biinlerce yıllık topraklarından sürgün edilmiş Rumların torunlarıyla birlikte ziyaret ediyoruz Dacha’yu.
Fırtınalı ve yağmurlu bir gün 29 Ekim 2017 Pazar.
Dachau’ya ulaştığımızda gözümüze çarpan ilk şey kapının üstündeki yazı: ARBEIT MACHT FREI
‘Çalışmak özgürleştirir’ demek.
Yalanla başlıyor her zulüm, yalanla sürüyor…
İttihat ve Terakki ardından Kemalistlerin Ermeni, Süryani, Pontos ve Küçük Asya Rumları için uyguladığı AMELE TABURLARI, nasıl da bu toplama kamplarına benziyor.
Amele Taburlarında Ermeni ve Rumlar ağır işlerde çalıştırılıyorlar. Yol yapımı, maden işçiliği yaptırılan insanlar aç bırakılıp, çalışmayanlara işkence yapılarak, çalışamayacak hale gelenler öldürülerek 1914’den 1921’e kadar süren bu uygulamaları daha sonra Varlık Vergisi (1942) sürecinde yeniden görüyoruz.
Dachau’da da tutsaklar ağır işlerde çalıştırılıyor. Çalışmaları için görevliler tarafından işkencelerden geçiriliyor ve artık çalışamayacak hale gelenler öldürülüyor.

İNSAN YAKMA
Dachau’daki uygulamalar insanlık tarihi adına utanç ama Dachau’dan çok değil bir on on beş yıl öncesinde Pontos’ta yaşananlar belli ki örnek olmuş Nazilere.
Krematoryuma giden yol öncesinden iki yoldan oluşuyor. Birincisinde soyunun deniyor tutsaklara banyoya gireceksiniz. Çırılçıplak soyulan tutsaklar ikinci odaya alındığında kapılar kapanıyor ve ilk odadaki elbiseler hemen toplanıp boşaltılıyor ikinci grup için. Banyo diye girdikleri odada tavanda ve duvarda ızgaralar var, buralardan gaz verilip öldürülüyorlar. Üçüncü oda Krematoryum yani fırınların olduğu oda.
Nazilerle Cumhuriyetin kurucuları ve devamcıları arasında şöyle bir fark: Naziler öldürdükten sonra yakarlarken, cumhuriyetin kurucuları ve devamcıları yakarak öldürüyorlar.
1919 1923 yılları arasında Pontos’ta ise kiliselere, okullara ya da evlere doldurulan insanlara üzerlerindeki değerli eşyaları çıkarmaları söyleniyor önce. Değerli eşyalar toplandıktan sonra ateşe veriliyor bina. Kapı ve pencerelerde duran nöbetçiler kaçmaya çalışanları baltalarla öldürüyorlar.
Ya da mağaralara doldurulan insanlar içeride yakılan ateşlerden çıkan dumanlarla zehirlenerek öldürülüyorlar. Bu arada askerler gaz maskeleriyle koruyorlar kendilerini.
Nazilerin bu konuda teknik olarak daha ilerde olduğunu söyleyebiliriz.
Ama dikkat edilmesi gereken bir şey daha var bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihi de benzer örneklerle dolu. Sivas’ta 2 Temmuz 1993 günü 33 insan Madımak Otelinde diri diri yakılmıştı. 19 Aralık 2000 tarihinde 20 hapishaneye yapılan operasyonda da diri diri yakılmıştı tutsaklar. Daha geçen yıl, Cizre’de, Sur’da bodrumlara sıkıştırılan insanlar bombalarla yakılarak öldürüldüler.

SÜRGÜNLER
Dachau Nazilerin ilk toplama kampı özelliğini yaşıyor. Bu arada Avrupa’nın dört bir yanına sürgüne gönderilen insanlar, sürgün yollarında hayatlarını kaybetmeseler bile vardıkları kamplarda bekliyordu onları zulmün her çeşidi ve ölüm. Bu sürgünleri Naziler ağırlıklı olarak trenlere üst üste tıkıştırarak yaparken yollarda açlıktan, susuzluktan ve hastalıklardan ölüyordu tutsaklar. Rehberimiz Rodos’tan sürgün olarak Dachau kampına gönderilen kadınlardan bahsetti bir ara. Bu kadınlar Rodos o zaman İtalya^nın işgali altında olduğu için ölen İtalyanların listesinde bulunuyorlarmış ve sadece yüzde 15’i varabilmiş Dachau’ya… Ermeni, Süryani, Pontos ve Küçük Asya Rumları bu yıllardan on beş yıl önce benzer sürgünlerde trenlerle değil ama yürüyerek çıkarıldıkları ölüm yürüyüşlerinde açlık, susuzluk ve hastalıklardan hayatını kaybederken, sağ kalanlar da yine devlet tarafından yönlendirilen çetelerin saldırıları sırasında hayatlarını kaybetmişlerdi. 4 milyon insanın hayatına mal olan böylesine büyük bir soykırım sürecinin Nazilerce kısa bir süre sonra tekrar yaşanmasının  tek sebebi, soykırım suçlularının yargılanmamış, cezalandırılmamış olması değil midir?

FİLİSTİN ASKISI
Hücrelerini dolaştım Dachau’nun; her birinde orda yaşanmış işkencelerin izleri görülebiliyordu; işkence aletlerini sergilemek istememiş Almanlar ama tıraş malzemelerini sergilemişler. Bu tıraş malzemelerinin genellikle kör olduğunu ve işkence amaçlı kullanıldığını anlattı bize rehberler. Cumhuriyet tarihinin her hangi bir evresinde hapishanelerle tanışmış olan herkesin çok iyi bildiği uygulamalardır bunlar.
Rehber kadın bir ara işkence yöntemlerinden bahsederken, Türkiye’de hapis yatmış olanların Filistin Askısı diye bildiği işkence yöntemini detaylarıyla anlattığında bundan daha yirmi yıl kadar önce İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğünde yaşadığım bu işkence yönteminin nasıl da aynı detaylar ile uygulanmış olduğunu bir kez daha duymuş oldum.
Pontoslu sürgünlerin torunları, ninelerinin, dedelerinin hikayeleri ile büyüdükleri için kuşkusuz Dachau’da yaşananlara bir anlamda yabancı değillerdi. Ve büyük ihtimalle orada ninelerinin ve dedelerinin yaşadıkları acıları anlamaya çalıştılar. Ama ben aynı zamanda bunları yaşamıştım da… Bu yanıyla onların nineleri, dedeleri ve tabi benim büyük ninem ve büyük dedelerimin yaşadıklarını çok daha iyi hissediyordum.

Dachau’ya Pontoslu Rumlar olarak yaptığımız bu ziyaret zalimlerin insanlığa verdiği zararları unutmamak, bunların tekrar tekrar yaşanmaması için mutlaka suçluların yargılanması gerektiği gerçeğini bir kez daha bize gösterdi. İttihat ve Terakki kadroları ve Kemalistlerce büyük ninelerimiz ve dedelerimizin maruz kaldığı soykırım uygulamaları, Nazilerce de devam ettirilmiş hatta geliştirilmişti. Ve Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye devleti sınırları içinde bu uygulamalar devam ettirilmişti.
Tarihle, tarihte yaşanan soykırımlar, katliamlar, zalimliklerle hesaplaşmak gerekiyor. Adalet istemediğimiz sürece de bu durum böyle devam edecek….

Benzer Yazılar