ANADOLU’YA AĞLIYORDU NIOBE

NiobekitapPervin Erbil
SORUN YAYINLARI
Yayın Yılı: 2001
204 sayfa
Dili: Türkçe

Tüm Yönleriyle Rum Tehciri ve Tehcirin Tarihsel Kaynakları

(ARKA KAPAKTAN)
Hititler, Asurlar ve Persler, Anadolu’da tehciri “uslanmaz” halk kitlelerini cezalandırarak yola getirmek amacıyla uygulayan ilk devletlerdi. Onlar, yerinden yurdundan kopartılarak, günlerce süren sefil bir yolculuğun ardından herhangi bir bozkırın ortasına aç, susuz, kimsesiz bir çocuk gibi bırakılıvermenin, insan ruhunda izleri asla silinmeyecek acı ve derin yaralar açacağını pek erken keşfetmiştiler. Aynı coğrafyada daha sonra kurulan diğer devletler de, “uzlanmazları” yola getirmek, ya da yaşadıkları topraklardan silmek için, tehciri hep bir yol olarak gördüler. Onlar, antik çağın zalimlerinin kararlı takipçileriydiler. Elinizdeki kitabın konusunu oluşturan Rum tehciri de, Anadolu’da yaşanmış büyük sürgün olaylarından biridir. Osmanlı Dönemi’nde başlar, yakın tarihlere dek aralıklarla devam eder. Fakat bu tehcir Anadolu tarihine özgü pek çok olgu ya da olay gibi, kurgulanmış bir tarih perdesinin arkasında saklı durmakta, böylece olayın gerçek boyutları ortaya çıkamamaktadır.

ÖNSÖZ
Yaklaşık üç çeyrek asır önce bu topraklarda saltanat ilga ve cumhuriyet ilan edilirken, adına politika denilen binanın inşası sırasında, temellerine bol miktarda yalan katıldı. Ve bu ülkede politika bu yalanlar üzerinde yükseldi.
Yalanlara başvuranlar, gerçeklerle, doğrularla yol alamayacaklarını biliyorlardı. Çünkü doğrular ve gerçeklerle, doğru ve gerçeği içeren bilginin yaygınlaşmasıyla, yalnızca bireyleri ve bu bireylerden oluşan toplumu yüceltmek-herşeyin üstünde tutmak mümkündü. Oysa kurucuların temel sorunsalı bireylerin ve dolayısıyla toplumun değil, bir avuç seçkinin çıkarını temsil eden devletin tabulaştırılarak yüceltilmesiydi. Devletin tabulaştırılarak yüceltilmesi ve bu durumun toplum tarafından benimsenmesi ise, doğruların çarpıtılarak gerçeklerin gizlenmesine bağlıydı. Bu nedenle gerçekler yasaklandı ve gerek Osmanlı dönemine ilişkin arşivler, gerek de Cumhuriyet sonrası Dışişleri ve Maliye Bakanlığı arşivleri araştırmacılara kapatıldı. Farklı kaynaklardan gerçeklere ulaşmak ve edindiği bilgiyi toplumla paylaşmak isteyenler cezalandırıldı, korkutuldu. Bilginin, elinde bulunduranı özgürleştiren büyük bir güç kaynağı olduğu bilinciyle, bilgi üretme hakkı tekele alınmak istendi. Üretilen çarpık bilgi tüm iletişim kaynaklarından yararlanılarak topluma insafsızca şırınga edildi. Gerçek dışı bilgi böylece yaygınlaştırılarak toplumun, çarpık ve tahrip edilmiş bir tarih bilincine sahip olması sağlandı.
Ancak toplum egemen güçlerce açılmış ve tahrip edilmiş yapay bir mecrada ilerliyordu ve önünde sonunda doğal yatağına girmesi kaçınılmazdı. Çünkü bugünü, yalanlarla üstü örtülen ya da karartılan geçmişin gerçekleri belirliyordu. Sosyal, psikolojik ve kültürel sorunların dağ gibi büyüdüğü bir ülkede insanların günün birinde, en azından bugünü anlayabilmek için, bugünü ve dünü açıklayan gerçeklere yönelmemesi olanaklı değildi. Ne bugüne, ne de düne dair hiçbir konuda açıklayıcı olamayan resmi tarih, tarihin tozlu raflarına, onun bir parçası olarak işte bu nedenle kalkmak durumundaydı. Toplum gerçekleri öğrenmeye açtı ve özgürleşmek için onlara sahip olmaya muhtaçtı. İnsanların doğruların peşine düştükleri bir dönem başlıyordu.
Anadolu, tarihinin hiçbir döneminde çevresinden kopuk, yalıtılmış olmadı. Tam tersine çevresiyle antik çağlardan günümüze dek siyasal ve kültürel anlamda olağanüstü bir alışverişin içindeydi. Bu alışveriş ona, değişik çağlarda çeşitli ve gelişkin kültürel ortamlar yaratma olanağı sundu. O, çevresini etkiledi ve çevresinden etkilendi. Bu etkileri, yazının icadından önce arkeolojik kalıntı ve buluntulardan; daha sonra da yazılı belgelerden izleyebiliyoruz. Yakın ve uzak geçmişi aydınlatan bu belgelerin bir kısmı kapalı tutulan arşivlerde, bir kısmı gayri resmi yerel kaynaklarda, diğer bir kısmı ise Anadolu’nun etkileşim halinde olduğu ülkelerin arşivlerinde yer alıyor. Sınırların ötesindeki arşivlerde bulunan belge ve kaynaklara dayalı olarak üretilen bilgiler, tüm engellere çabalarına rağmen, içeri sızmanın ve insanlara ulaşmanın bir yolunu bulmakta. Giderek hız kazanan gayri resmi bilginin dolaşımı olgusunun kaynaklarıdır bu sızıntılar.
Gerek gayri resmi kaynaklardan, gerek de dışarda sızarak damlaya damlaya birikmek suretiyle oluşan bilgi göllerinde, Anadolu’nun, tarihsel gelişimini yansıtan, binlerce fırça darbesiyle yapılmış panaromik bir tablosu görünüyor.
Bu tabloya, tarihin, eleştirel bir yaklaşımla, neden sonuç ilişkileri çerçevesinde ve bütünlüklü olarak ele alınması gibi çok temel ilkelere elimizden geldiğince sadık kalarak bakmaya çalıştık.

Benzer Yazılar