ARINÇ’IN ‘KAHKAHASI’, IŞİD’İN SALDIRILARI… KADINI TEHDİT OLARAK GÖRENLER…

“Arınç’ın çıkışının; IŞİD’in Irak ve Suriye’de kadını katletmesi, kadının sokağa çıkmasını, tereddütsüz dolaşmasını yasaklaması ve  ‘sünnet!’ edilmesini emretmesiyle aynı günlere rastlaması, anlamlı”

Ömür Şahin Keyif

Türkiye’de her gün beş kadın erkekler tarafından öldürülüyor. Kadın cinayetleri yüzde 1400 arttı. Bu artış dünya genelinde yüzde 5 ila 10 şeklinde seyrediyor. Erkek şiddetine, tecavüzüne maruz kalan kadınlar, iktidarın ‘adalet’ mekanizmaları içinde tekrar tekrar mağdur ediliyor. Medyada ise kadınlar neredeyse yalnızca pornografik dille yazılmış bol ‘tık’lı tecavüz haberlerinde ya da şiddet olaylarının öznesi olarak yer alabiliyor. Aslında yeni olmayan bu hak ihlalleri ve cinayetler 12 yıllık AKP iktidarında git gide tırmanıyor. EŞİTİZ Kadın Grubu’ndan Avukat Hülya Gülbahar, iktidarın özellikle muhafazakâr politikalarla cinayetleri ve şiddeti teşvik ettiğini doğruluyor.

Kadın cinayetlerindeki bu ‘katlanarak’ artışa başkaldıran kadınlar, son olarak Aile Bakanlığı’nı işgal eylemi gerçekleştirerek, Meclis’e ‘Harekete geçin’ dedi. Meclis’te ise uzunca bir süredir muhalefet vekillerinin verdiği soru önergelerine dahi ciddi cevaplar gelmiyor. Kadın-erkek eşitliğine inanmayan Başbakan’ın yardımcısı Bülent Arınç, kadınları ‘kahkaha atmayın, iffetli olun’ diye tehdit edebiliyor. Türkiye ‘alarm’ veriyor!

Gülbahar’la, AKP’nin kadın politikalarını, kadın cinayetlerindeki artışı ve kadınların taleplerini konuştuk.

» “Kadın katliamı var” deniyor. Neden arttı cinayetler?
Kadın cinayetlerinin artışına ilişkin elimizdeki son resmi veri 2009’da dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Meclis’te, o dönemin DTP’sinden Fatma Kurtulan’ın verdiği soru önergesine cevaben açıkladığı rakamlar. 2002’de, AKP iktidara geldiğinde Adalet Bakanlığı istatistiklerine ‘cinayet’ kurbanı olarak geçen kadın sayısı, 66’ydı. Bu sayı 2003’te 83, 2004’te 164, 2005’te 317, 2006’da 663, 2007’de 1011, 2008’de 806, 2009’un sadece 13 Temmuz’a kadar da 963. Sadece bu süre içinde kadın cinayetleri artış  yüzde 1400. 2009’un ilk yedi ay verisi, günde beş kadına tekabül ediyor.

»‘Medya bu haberleri daha çok verdiği için görünür oldu’ argümanına ne diyorsununz?
Bu klişe yanlış. Kadın hareketinin mücadelesi sayesinde, bu haberlerin bir bölümü üçüncü sayfadan birinci sayfaya taşındı. Sadece yer değişikliği.

»Peki sansür, kadın haberlerini de gölgeliyor mu?
Sansür ve otosansürle, kadın cinayetlerine ve kadına şiddete medyada yer verme oranı azaldı. Özellikle 2011’de devlete bağlı bir sığınakta kalan Şefika Etkin’in barışmak isteyen kocasına teslim edilmesi sonrası kocası tarafından öldürülmesi, kamuoyunda çokça tartışılmıştı. Ardından kadına yönelik şiddetle ilgili yapılacak her türlü yasal değişikliğin içine bu haberlerin medyada yer almasını engellemek üzere düzenlemeler konulmak istendi. Geçen yıl Denetimli Serbestlik Yasası’yla, kadınlara kendilerine şiddet uygulama ihtimali olan erkeklerin serbest bırakıldığını haber vermek gerekiyordu. Ancak verilmedi. Bu şekilde üç kadın öldürüldü. Basına  hiçbir şekilde yansımadı.

»Neden 2009’dan beri resmi veri yok?
Ergin’in açıkladığı rakamlar, Türkiye’de kadın cinayetlerinin münferit olduğunu savunan bütün tezleri çökertti. 2009’dan sonra bu gerçeği gizleyebilmek için  rakamlar düşürülürken, Meclis’te verilen soru önergeleri “Kayıtlar PolNet’te ve Jandarma’da tutulmaktadır” şeklinde geçiştiriliyor.

»Kadınlar iktidar için nasıl bir tehlike?
Özellikle muhafazakar siyaset, kadının geleneksel cinsiyetçi annelik ve eş rolü dışında herhangi bir işlevi olmasını toplumun hiyerarşik düzeni için bir tehdit olarak görüyor. Muhafazakar yaşam biçiminin cinsiyetçi aile modeli değiştiğinde tehdit altında olacağını düşünüyor. Kadının özgürlüğü toplumun muhafazakâr değerlerini tehdit eden bir unsur olarak görülüyor.

»AKP’nin 12 yılda kadına vurduğu en büyük darbe ne oldu?
AKP kadınlar söz konusu olduğunda tüm dünyanın gözünün Türkiye üzerinde olduğunu bildiği için birinci Erdoğan hükümeti döneminde negatif adım atmamaya özen gösterdi. TCK değişiklikleri AKP iktidara gelmeden önce olgunlaşmıştı. AKP bu konuda geri adım atmadı. Bunu yaparken Erdoğan’ın kişisel inisiyatifiyle zinanın tekrar suç olarak TCK’ya sokulma girişimi oldu ancak yapılamadı. Ancak ikinci Erdoğan hükümetiyle başlayan ve üçüncü Erdoğan hükümetiyle net bir görüntü alan şekilde, kadın erkek eşitliği fikrinin toplumdan silinmesi için sistematik bir çalışma başlatıldı. Başbakan’ın “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum”u kadın örgütleri önünde kamuoyuna deklare etmesinden sonra hızlanan bir süreç. Bu mesajı alan tüm resmi görevliler aynı propagandaya başladı. O tarihten başlayarak, çeşitli bakanlıklar bünyesinde oluşturulmuş kadınlarla ilgili özel birimler sessizce kapatıldı. Kadın Bakanlığı ortadan kaldırıldı. 2010’da yapılan Anayasa referandumunda kadınlara pozitif ayrımcılık propagandasıyla Anayasaya eklenen düzenleme aslında negatif ayrımcılık amaçlandı.

Kadınlarla erkeklerin eşit olmadığı söyleminin, Yerel Seçim’den önce Malatya’daki tezahürlerinden biri, kentin billboard’larını donatan “Kadına köle olma ailene reis ol” çağrısıydı. AKP öncesinde, Anayasa’nın 41. maddesine getirilen “aile eşitlik ilkesine dayalıdır” kuralı ile 2002’de yürürlüğe giren ve ailede resilik bırakmayan Medeni Kanun değişikliklerinin inkârı anlamına geliyor bu söylemler.

Üçüncü Erdoğan hükümetinde, kazanılmış haklara yönelik saldırıların son örneklerinden biri Medeni Kanun’da yapılan bir değişiklikle miras kalan tarım arazilerinin ve bu araziler üzerindeki araçların ehil kardeşe bırakılması uygulaması. Taslak versiyonda “büyük erkek çocuk” diye açıkça yazmışlardı, itirazlar olunca “ehil olana verilecek” dendi. Kadının tarımsal mülkiyet edinebilme hakları açısından geriye gidiş.

»Başbakan’ın her fırsatta kadınları hedef göstermesine ne diyorsunuz?
Daha 20 Temmuz günü, kadınlar Türkiye’nin 20’yi aşkın ilinde kadın cinayetlerine karşı sokaklardayken, kullanılan dövizlerden en az biri Gazze’deki kırım üzerineyken, Başbakan aynı gün Hatay’da kendi kitlesine kadın örgütlerini yuhalatmaktan çekinmedi. Bu rastlantı değil. Kadınların dinsel nedenlerle topluca kırıma uğradığı bu coğrafyada milyonlara ulaşan kitleler önünde kadın örgütlerini hedef gösteriyor olmak kadınlara karşı açılmış savaşın çok önemli göstergesi, ‘ilk fırsatta saldırın’ mesajı.
AKP, kadın erkek eşitsizliğini devlet politikası haline getirdi. Hükümetin 3. döneminde, gerçek kadın politikasını hiçbir otosansür uygulamadan topluma anlatmaya başlamasıyla, kadın cinayetlerinin bu kadar artması da rastlantı değil. Cinayeti teşvik ediyorlar.

***

Eşitliğe savaş, Cumhuriyet tarihinde bir kırılmadır!

>>İstanbul sözleşmesi bu ayın başında yürürlüğe girdi. Bu sözleşme neden önemli?
Birincisi, kadına karşı şiddetin toplumdaki kadınlar ve erkekler arasındaki güç eşitsizliğinden kaynaklandığını net bir biçimde vurguluyor. Şiddetin, öfkesine yenik düşen, hasta, sapık, işsiz, alkolik, yoksul, tatminsiz, cahil erkekler gibi kategorilere sıkıştırılacak ya da ‘münferit’ vakalar olarak geçiştirilemeyecek yapısal bir sorun olduğunun altını çiziyor. Bu nedenle şiddete karşı izlenecek politikaların, tüm alanlarda tam bir kadın erkek eşitliği sağlanması ve bunun için de öncelikle kadının toplum içindeki konumunun güçlendirilmesini merkeze alma zorunluluğunu getiriyor. Kısacı, şiddeti eşitliği sağlayarak önleyebilirsiniz; eşitsizlikleri arttırdıkça şiddeti de artırırsınız diyor ve eşitsizlik politikalarını yasaklıyor.

İkinci olarak şiddetle ilgili olarak devlete gerekli tüm kurumsal mekanizmaların yaratılması ve mağdura destek konusunda devlete ciddi yükümlülükler getiriyor. Sözleşmeye göre, ülke çapında yeterli sığınak/danışma merkezi, etkili bir alo şiddet hattı, cinsel şiddet kriz merkezleri ağı kurulmalı. Oysa ki, Türkiye’de sığınak sayısı (Bakanlık’a bağlı 97, yerel yönetimlere bağlı 32, Sivil Toplum Kuruluşları’na bağlı ise 1 olmak üzere sadece) 120!.. Cinsel şiddete maruz kalanlara anında ve tek bir mekanda tıbbi ve adli destek verecek bir adet cinsel şiddet kriz merkezi bile yok! Oysa BM kriterlerine göre, 10 bin’i aşkın nüfuslu yerleşim birimlerinde en az bir kadın sığınağı, her 20 bin kadın için bir tecavüz kriz merkezi, 50 bin’i aşkın nüfuslu yerleşim birimlerinde en az bir kadın danışma merkezi bulunmalıdır. BM ve AB kriterleri ile Türkiye’deki mevcut durum arasında dev bir uçurum var. Bu uçurumun derhal kapatılması gerek. Şiddet mağdurlarına verilecek desteklerin niteliği konusunda da kriterler var. Örneğin tüm şiddet mağdurlarına ve her aşamada, anadillerinde destek verilmesi gerek. Örneğin ağır şiddet mağdurlarının fail ya da SGK vb. tarafından karşılanmayan zararları için devletin tazminat ödemesi gerek. Örneğin tüm bu faaliyetleri sivil toplum örgütleri ile birlikte organize etmesi ve kadın örgütlerine maddi ve insani kaynak sağlaması gerek…

Üçüncü bir nokta, Sözleşme uyarınca Türkiye’deki yargı süreçlerinde de ciddi bir değişim olmalı. Sözleşme yargılamanın hızlı olmasını, ikincil mağduriyetler yaratmayacak bir sürede tamamlanmasını istiyor. Kesin bir zorunluluk olmadıkça kolluk dahil tüm aşamalarda mağdur ile failin bir araya getirilmemesini öngörüyor ve şiddet sözkonusu olduğunda arabuluculuk ve uzlaştırma girişimlerini kesin olarak yasaklıyor. 42. maddesi ile şiddet eylemlerinde, kültür, gelenek, din, görenek veya sözde ‘namus’ gibi gerekçeler ileri sürülmesini yasaklıyor. Ayrıca mağdurun kültürel, dini, sosyal veya geleneksel olarak kabul gören uygun davranış normlarını veya törelerini ihlal iddialarının da geçersiz sayılacağını belirtiyor. Bu nedenle Türkiye’de erkeklerin işlediği suçlar için peşin bir af olarak yanlış uygulanan haksız tahrik indirimlerine de son vermiş oluyor. Aynı şekilde, 54. maddesi ile konuyla doğrudan ilgili ve gerekli olmadıkça mağdurun cinsel geçmiş ve davranışlarının tartışılmasını yasaklıyor. Şiddet eyleminin çocukların önünde işlenmesi gibi durumların ağırlaştırıcı neden olarak ele alınmasını öngörüyor.

>>Mor Çatı’dan ödünç alarak sorayım, sözleşme “Erkek şiddeti ile mücadelede uygulama alanı bulacak mı?”
Her fırsatta kadınlarla erkeklerin eşit olmadığını, kadınların yaratılışları nedeniyle erkeklerin koyduğu kurallara bağlı ve erkeklere bağımlı yaşamalarını savunan yeni bir devlet politikası ile karşı karşıyayız. Eşitlik ilkesine savaş açılması, cumhuriyet tarihinde ciddi bir kırılmadır. Şu anda konuyla ilgili olarak tüm uluslar arası sözleşmeler, anayasa ve yasalar rafa kaldırılmış durumdadır. Kadına yönelik şiddet ve cinayetlerdeki patlamanın en önemli nedenlerinden biri de budur. Kadınların özgürlük ve bağımsızlık talepleri bu devlet destekli şiddetle bastırılmaktadır. İşin acısı, toplum ve kadınlar üzerindeki bu baskı hergün daha da artırılmakta ve pervasızlaşmaktadır. Bu iktidarın en önemli siyasal hedeflerinden biri, erkeğin reisliği, kadın ve çocukları kontrolü üzerine kurulu ataerkil aile modelini pekiştirmek ve tüm topluma yaymaktır. 31 Temmuz’a dek, buna direnen kadınlara karşı açık savaş açmış olan iktidarın, 1 Ağustos’ta İstanbul sözleşmesi yürürlüğe girdi diye bir günde bundan vazgeçmesini beklemek saflık olur.

Daha 20 Temmuz günü, kadınlar Türkiye’nin 20’yi aşkın ilinde kadın cinayetlerine karşı sokaklarda iken, kullanılan dövizlerden en az biri Gazze’deki kırım üzerine iken, Başbakan aynı gün Hatay’da kendi kitlesine kadın örgütlerini yuhalatmaktan çekinmemiştir. İstanbul Sözleşmesi bunu gerektiriyor diye aynı kadın örgütleriyle, (üstelik maddi destek de vererek) kendi faaliyetlerini ya da faaliyetsizliğini denetletecek bir işbirliği içine girmesini beklemek boş bir hayalden öteye gedemez. Şiddet yasasının ilk iki yıllık uygulamasında 209.719 kadına koruma ya da önleme kararı verilmiş. Yasal yollara başvurmayanlar ya da başvurusu reddedilenler bu sayıya dahil değil. İçlerinden sadece 371 kadına maddi yardım, 123 kadına yeni kimlik, 168 kadına panik butonu verilmiş! Devlete başvurmuş kadınların küsuratı bile değil. (Ki bu 662 kadından bir bölümünün de aynı anda maddi yardım, yeni kimlik ve panik butonu almış olabileceğini hesaba katarsak; günde 5 kadının öldürüldüğü bu cinskırım ülkesinde, iki yıl için ne kadar az kadına destek verildiği daha net görülür.
***

Saldırganlara teşvik, kadınlara tehdit

>>Bülent Arınç’ın ‘kadınlar kahkaha atmasın’ çıkışını nerede konumlandırmak gerek?
Arınç’ın son çıkışının, kapı komşularımız Irak ve Suriye’de kadınları katleden, kadınların sokağa çıkmasını, tesettürsüz dolaşmasını yasaklayan, 11-46 yaş arası kadınların ‘sünnet!’ edilmesini (cinsel organlarının sakatlanmasını) emredenve IŞİD terörü ile aynı günlere rastlaması oldukça anlamlı. Hele de bu örgütün İstanbul’da bile teşkilatlandırıldığını ve insanlara saldırdığını düşündüğümüzde…
Arınç’ın Bursa’da yaptığı konuşmadaki vahşice öldürülen kadınların sayısının az olduğunu, bu cinayetleri işleyen erkeklerin birer ‘ayrık otu’ olduğu iddiası üzerinde pek durulmadı. Üstelik, kadınların cep telefonu ile konuşmasını da eleştirdi. Burada gerekirse isim isim sayabiliriz: birçok kadın cinayetinde “cep telefonu çaldı açmadı”, Cep telefonu ile konuştu”, “cep telefonunu sessize aldı” gerekçeleri ileri sürülüyor. Kadınların cep telefonu nedeniyle öldürüldüğü bir ülkede etrafına topladığın yüzlerce erkeğe ve seni ekranlardan izleyen milyonlara bunları söylemek, saldırganları teşvik, kadınları tehdit etmek değil mi? Bu gerekçelerde kadın katilerine bol keseden indirim yapmakta olan yargıya ‘aynen devam et’ mesajı değil mi? Bir aileye iki otomobil gereksiz sözüne ne demeli? Alenen kadın otomobil kullanmasın demiş oluyor! Kadın ‘Mahrem- namahrem bilecek’miş; ‘bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacak’mış! Propaganda konusu sadece bir kahkaha meselesi değil Arınç’ın; tüm davranışlarına ayar vermeye çalışıyor kadınların… Bunu ciddi bir ‘toplumsal ahlaki çöküş’ nedeni olarak da gösterip; erkeklere toplumu ve aileyi kadınları baskı altında tutarak kurtarma misyonu yüklüyor.

>>Buna karşı kadınların hızla ve kendiliğinden geliştirdiği tepkinin umut verici olduğunu söyleyebilir miyiz?
Elbette kadınlar tepki verecek bu tür çıkışlara. Mükemmel bir tepki ortaya kondu. İki kadının otomobil ile eğlenceye giderken kahkahalar attığı bir fotoğraf çok çarpıcı idi. Yine de AKP’li kadınlardan ciddi bir itiraz gelmesini beklerdim. Kaygı verici bir sessizlik içindeler.

***

Önemli geri adım 4+4+4 sistemi
“Üçüncü Erdoğan hükümetinde kadın erkek eşitliği konusundaki en önemli geri adımlardan biri, gerek erken yaşta evlilik konusunda gerek kadınların eğitim ve meslek edinme haklarının elinden alınmasında çok önemli rolü olan 4+4+4 eğitim sisteminin getirilmesi. Tüm göstergeler, kız çocuklarının bütün göstermelik “Baba” Beni Okula Gönder kampanyalarına rağmen eğitimden erkenden çekildiklerini gösteriyor. Başbakan’ın “evlenmelisiniz fazla seçici olmamalısınız” sözlerinde de bu politikaları görüyoruz. Üniversite öğrencilerinin kredi borçlarının silinmesi, genç evlilere kredi yardımı verilmesi gibi eğitimin yerine evliliğin geçirilmesine yönelik devlet politikaları var. Gencecik insanları 10 bin lira kredi borcuyla evlendirmeye kalkan devlet 6284 no’lu şiddet yasasının çıkışından bu güne kadar geçen iki yılı aşkın sürede, Mor Çatı’nın yaptığı araştırmaya göre, sadece 371 kadına geçici maddi yardım vermiş. 183.215 önleyici tedbir, 26.506 koruyucu tedbir kararı verilmiş bu süre içinde. Ancak sadece 2.917 kişi koruma kararına uymadığı için hapse tabi tutulmuş. Bu da bize  verilen koruma kararlarının da kağıt üzerinde olduğunu, izlenmediğini gösteriyor.”
***

Meclis, önlem için özel birim kurmalı!
“Bir ülkede günde beş tane kadın öldürülüyorsa o ülkede olağanüstü bir hal ilan edilmesi gerekir. Tersinden düşünelim yarın beş erkek kadınlar tarafından öldürülse dünya ayağa kalkar. İktidar politikası, aile sınırları dışına çıkmak isteyen, aile içinde eşitlik ve eşit haklar talep eden kadınların dışlandığı ve şiddete maruz bırakıldığı bir toplum modeli üzerinden yürüyor. Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Grubu olarak ‘Meclis olağanüstü toplansın’ talebinde ısrarlıyız. 2005’ten bugüne kadın cinayetleri konusunda hem Türkiye’de değişen koşulları hem de önleme politikaları konularında yapılması gerekenleri belirleyecek bir Araştırma Komisyonu kurulması gerekiyor. Ayrıca Komisyon çalışmalarını beklemeden Meclis’in derhal kadın cinayetlerini durduracak ve takip edecek özel bir birim kurması gerekiyor. Konuyla ilgili tüm bakanlıkların ortak bir eylem planı oluşturması ve uygulamaları izlemek için Meclis dışından bağımsız bir izleme komitesi kurulmalı. Bu komite  hükümet yandaşı, yeni kurulan sivil toplum örgütlerinden değil, kadına karşı şiddet konusunda uzmanlaşmış örgütlerinin temsilcilerinden oluşmalı.
Meclisteki ve meclis dışındaki tüm partilerin, sendikaların ve meslek örgütlerinin de bu konuda kendi acil eylem planlarını oluşturmaları gerekiyor. Bu plan içinde, devletin yapması gerekenlerin yanı sıra kendisinin de yapması gerekenler madde madde yer almalı.”

KAYNAK: http://www.birgun.net/news/view/arincin-kahkahasi-isidin-saldirilari——/3091

Benzer Yazılar