AYŞE’NİN ELENİ’YE MEKTUBU

Ayşe Tursun

Merak ediyorsun biliyorum, diyeyim öyleyse;
Trabzon’a vardım Eleni’ciğim
buralar tıpkı ninenin anlattığı gibi çok güzel. Fazlası var eksiği yok epoulim!
Bol bol geziyor, hasret gideriyorum.
Biliyorum, benzemez benimkisi  senin hasretine.
Ama hepinizin asırlık hasreti bir bulut gibi yüreğime yüklüdür, bilesin…
Bazen taşıyamıyorum bunca hasreti, acıyı.
O zaman çıkıyorum, o çok sevdiğiniz dağların birine.
Oturup dalıyorum seyre Karadeniz’i.

Her birinizin hikayesi geliyor gözümün önüne.

İşte tam  şuracıkta ki limandan ayrıldınız, bu güzelim Trabzon’dan.
Sis arasından beliriyor birden o sizi buradan ayıran uğursuz gemi.
Sonra, uğultulu sesler geliyor kulağıma.
İşte tam şu kıyıda, oturmuş bir yetim çocuk ağlıyor.
Bir anne ölen çocuğuna ağıt yakıyor.
Eşini kaybetmiş bir  kadın: “Niko mu?” diye çığlık atıyor.
Bir dede: “Trabzon’dan gitmem” diyerek intihar ediyor.

Kimi gitmemek için kamptan kaçmak istiyor.
Kimi geride kalan hastaların akıbetini soruyor merakla.
Herkes bu acımasızlığa feryat ediyor.
Görevliler havaya ateş açıyor.
Herkes dağılıyor, kalan çocuklar annelerini ağlayarak arıyor.
Gemi, demir alıyor limandan.
Bilinmezliğin karanlığına götürüyor, Trabzon’un çocuklarını.
Bağırıyorum: “Neden ayırdınız bizi, neden?”
Geminin sireni kulakları tırmalıyor.
Herkes gibi ellerimle kulaklarımı kapatıyorum bu ayrılık sirenine.
Gidemeyenler sevinemiyor, ağlıyor.
Fasulyeden düşen taneler gibi, her biri bir başka yere dağılıyor.
Liman perişan  insanlarla doluyor.
Yeter!
Dayanamıyorum.

Görülmüş müdür dünyanın bir yerinde, başka bir liman cehennemi daha.
Mahşer günü varsa, o da o gündü Eleni.
Herkes huzursuz, kaygılı, endişeli yüzleri buruk, gözleri yaşlı.

Tutamıyorum daha fazla kendimi.
Dökülüyor gözyaşlarım.
Gelip bir yumruk oturuyor boğazıma, yutkunamıyorum onca acıyı.
Kalbimde  bir sızı hissediyorum.
Yüreğim yangın yeri.

İşte o an Karadeniz, meşhur matem tülünü indiriyor dağlarına.
Kararıyor…
Dağlarından inen yoğun serin  sis, tünüyor kucağıma, nazlı  bir çocuk gibi.
Taşıdığı nemli damlalarla göz yaşlarımı saklıyor.
Ve tütsülüyor yanan yüreğimi.
Bir annenin kucağındaki çocuğa: “Ağlama” demesi gibi.
Oysa ikimiz de buğuluyuz.
Ağlıyoruz…

Sizi unutmadık, dün gibi hatırlıyoruz.
İnsanların değilse bile, yerin, göğün, zaman ve mekanın hafızası var.
Bu dağlar, bu sis, bu liman, bu Trabzon, sizi asla unutmayacak.
Üzülme benimle gelemedin diye Eleni!
Umudumuz bir daha ki seneye…
Ve boş ver o bazı insanları…
Onlar bu dünyaya asla tanrı olamayacak.

Bol bol resim çektim, çiçek topladım, kokularını  içime çektim, soğuk sularından içtim, senin için.
Yakında dönüyorum.
Seni çok özledim.

Kardeşin Ayşe..