BEŞİKTAŞ MI DEDİNİZ? SAKIN UNUTMAYIN!..

Temel Demirer

“EFSANE(LER)” VE GERÇEK(LER)

Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor vd’leri… Onlara dair “efsane(ler)” ile gerçek(ler) arasında devasa bir uçurum varken; ne yazıktır ki çoğunluk bunlardan bihaberdir…

Kimsenin inkâr edemeyeceği üzere Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe tarihleri boyunca iktidarlarla içiçe oldu. Bu ilişki zaman zaman kulüpleri zirveye taşırken bazen de kapatılma tehditleriyle yüz yüze bırakmıştır…

Üç büyüklerin tarihi ayrıca siyasi bir okumaya da el verecek kadar malzemeye sahiptir. Misal 30’larda başkanlar CHP’lilerden, 50’lerde ise DP’lilerden seçilmiştir. Futbolun bürokrasisi ağırlıkla Galatasaray’ın elinde olurken, ülkenin değişen siyasi koşullarına en iyi uyumu ise Fenerbahçe göstermiştir.

Zaman zaman karşı karşıya gelse de en son Yaşar Büyükanıt örneğinde olduğu gibi Silahlı Kuvvetler’in de gönül verdiği renkler genelde Sarı ve Lacivert olmuştur. Eski Başkan Recep Peker’in dağılmaktan kurtardığı Beşiktaş’ın Özal’lı yıllarda özellikle Semra Özal’ın himayesinde uçtuğu da az konuşulmadı.

90’larda Mesut Yılmaz topa girmekten çekinmeyen bir portre olarak öne çıktı.

Futbol-siyaset ilişkisi kabaca beş evreye ayrılabilir: İttihat Terakki dönemi, CHP’li tek parti dönemi, Demokrat Parti dönemi, askeri darbeler dönemi ve 80 sonrası dönem…

80 sonrasında “dört eğilimi” ANAP potasında eriten Turgut Özal, seçimler öncesinde Fenerbahçe tribünlerinde boy gösterip, eğilimlerini beşledi

Can Kozanoğlu, Özal’lı yıllarda siyasi iktidarın futbola tam saha pres uyguladığını vurguluyorken; Özal, üzerinden 12 Eylül geçmiş bir toplumda cezaevi sorununu gündeme getirenlere “Boş verin cezaevlerini, Galatasaray’a bakın Galatasaray’a” diye yanıt vererek, “golünü atar”…

Kendisi Fenerbahçe’ye gönül verse de eşi Semra Özal’ın nüfuzunu Beşiktaş için kullanması için de epey “boş alanlar’ bırakır. Bakanları ve vekilleriyle de sürekli sahadadır ANAP iktidarı…

1983 seçimleri öncesi “dört eğilimi” partisinde birleştiren Özal, genelde futbolu, özelde de “Fenerbahçe’yi 5. eğilim” olarak kullanmıştır. “Arif aksıyor, yerine yedeklerden birini koyun” diyecek kadar Fener’i yakından izleyen Özal, 12 Eylül darbesinden sonraki ilk seçimde iktidara yürümek için Fener tribünlerinde konuşlanır.

2012 yılında futbol-siyaset odaklı araştırmadan çıkan sonuç: GS’lilerin yüzde 48’i, FB’lilerin 46’sı BJK’lilerin 42’si, TS’lilerin de 65. 5’i AKP’ye oy veriyor. CHP en fazla oyu BJK’lılardan alıyor. MHP de Trabzonsporlulardan…

Başbakan Erdoğan’ın yapılan bütün araştırmalarda “en sevilen” ve “popüler lider” çıktığı biliniyor. Ucu açık bir şekilde sorulan “Yaşayan liderler arasında en beğendiğiniz isim” sorusuna Erdoğan diyenlerin oranı yüzde 40-46 civarında çıkıyordu.

 

 

“Beşiktaş mı” dediniz? Sakın unutmayın!

“Çarşı’nın ruhu 2. Abdülhamit’in hafiyelerine karşı Beşiktaşlı gençlerin verdiği savaştan miras… Kulübün kuruluşundan önce başlıyor muktedirlerle kavgası. Taraftarın bugünkü ruhu o günlerin mirası. 2. Abdülhamit’in hafiyelerinin peşlerinde dolaştığı gençlerin kurduğu bir kulüp ne de olsa onlarınki,” der demesine Çınar Akarsu ama…

Bir de “Ama” var… 27 Mayıs darbesinden sonra düzenlenen Cemal Gürsel Kupası’nda Beşiktaş, sahaya, göğsünde paşanın isminin yazılı olduğu formalarla çıkarak bir nevi esas duruşa geçer…

Yakın zamana kadar üç büyükler içinde ‘güç odakları’yla en zayıf ilişki içinde görünen kulüp Beşiktaş’tı. Gösterişsiz, mütevazı ve sırtını cefakâr taraftarına dayamış bir algı yaratan Beşiktaş, oysa ki, kuruluş evresinde Saray’ın cevaz vermesiyle serpilmiştir. “Yerli teba”ya sportif faaliyetlerin pek münasip bulunmadığı bir ortamda Beşiktaş’ın “jimnastik hareketleri” yapmasına, kulüp kurucuları arasında Osmanlı Sarayı’ndan isimlerin bulunması sayesinde göz yumulur. Misal, kulübe üye olan şehzadeler Ömer Hilmi ve Abdülhalim kulübe çok destek olur.

O yüzdendir ki arada bir hafiyeler tarafından karakola çekilen gençler, Saray’dan tanıdıklar(!) sayesinde serbest kalırlardı. Bir de yaptıkları sporun futbol değil de barfiks, paralel ve jimnastik olması bu serbestlikte etken oluyordu…

Çok sonra öğrendik “Arabalılar”ın fakir fukaralıktan değil de zenginlikten ötürü lakap olarak verilmiş olduğunu Beşiktaş’a… Yani, Beşiktaşlıların her birinin altında birer fayton olması, bugünün anlı şanlı otomobil markalarıyla eşdeğerdi ki kulüp Osman Paşa’nın konağında kurulur.

Sonra “efsanevi” başkan Süleyman Seba’nın MİT’le ilişkisini bilmeyen var mı hâlâ acaba?

Temel Demirer’in Futbolun Ahvaline Dair Notlar başlıklı makalesinden alınmıştır…

Benzer Yazılar