BIRAKIN NEFES ALALIM

Ekrem Kılıç
Bazı insanların hayalidir emekli olunca, Ege’de Akdeniz’de meyve yetiştirmek veya Karadeniz’de yaylada yaşamak. Burada bir ortak arzu vardır. Büyük şehrin beton yığınından koşuşturmacasından kurtulup, doğayla iç içe olmak. Zaten doğayı sevmeyen insan ilginç gelmiştir bana. Belki de Karadenizli olmamdan dolayı ayrı sevmişimdir doğayı. Doğu Karadeniz güzel memlekettir. Devasa ağaçlarla kaplı, alabildiğine yeşillik. Küçükken merak etmişimdir, bu kadar ağacı buraya kim dikti diye. Hala tam olarak bulabilmiş değilim cevabı. Çünkü artık bu sorudan daha önemli sorular var kafamda; bir insan ya da bir kurum hangi sebepten olursa olsun doğu Karadeniz’in ekolojik dengesini neden bozmak ister?

Gündem belli Cerattepe. Ama ben biraz tarihsel açıdan geri gitmek istiyorum. Yeşil Yol projesi vardı, hatırlarsınız belki. Karadeniz yaylalarında yapılacak 2600 km’lik yol. Bu yolun amacı Karadeniz’in yaylalarında turizmi canlandırmak. Düşündüler mi peki o yoldan bir yılda geçecek binlerce aracın yaratacağı çevre kirliliğini ve o araçlar için gerekli akaryakıt istasyonlarının oluşturacağı çevre sorunlarını. İlk başta kulağınıza hoş gelebilir yeşil yol projesi. Ancak yaylalarda yol vardır zaten.  Patika yollar dedelerimizin, nenelerimizin yaptıkları yollar.  Ayrıca yapılacak yollara yöre halkının ihtiyacı yoktur. Nitekim bu yönde bir talepleri de olmamıştır. Bazı yaylalar ormandır, bazıları otlak alanlar. Yani yapılacak bu yolla ormanlar ve otlak alanlar, kısaca bitki örtüsü tahrip edilecekti. O yaylalar, otlak alanlar sadece insanlar için önemli değildir. Aynı zamanda büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar için besin kaynağıdır. Yeşil yol projesi, başladığında bir direnişle karşı karşıya geldi. Yöre halkı yaylalarına dokundurtmak istemiyordu. Peki neden? Turizm gelecek, yayla canlı hale gelecek, ekonomik gelir sağlanacak. Yeşil yol direnişinin sembolü haline gelen Havva Ana, dedelerinin bıraktıkları topraklara dokundurtmak istemez. Bu direniş sonucunda kazanan halk olur ve kepçeler geri gider. Ayrıca o yaylalarda en fazla 2 ay kalınabilir. Diğer aylarda doğa koşulları sebebiyle yöre halkı da çıkmaz yaylalara. Demek ki turizmi canlandırmak için 2600 km’lik yol yapıp, bitki örtüsünü tahrip etmeye değecek bir yayla turizmi süresi de mevcut değil. Ancak tek amaç yayla turizmi değildi. Cerattepe’de bulunan maden ocaklarına gidişi kolaylaştırmak ve yine o bölgede başka madenler olup olmadığını incelemekti. Madenlere ulaşmakta bir basamaktı yeşil yol.

Baktılar yeşil yoldan netice yok. Daha fazla beklemediler, Cerattepe patlak verdi. Yaklaşık 50.000 ağacın kıyımına göz yumacaklardı. Neden? Madenmiş, bakırmış, altınmış. Doğa kimin umurunda? O işletmeden çıkacak katı atıklar, sıvı atıklar, o işletmenin hava kirliliği hepsi çevresel etki yaratacak. Heyelan tehlikesi meydana gelecek. Sonra ne olacak? “Karadeniz’de heyelan, 20 ölü Allah rahmet eylesin, sıradaki haberimize geçiyoruz.”

Cerattepe’de Karadeniz’in en büyük direnişlerinden biri meydana geldi. Halk maden ocaklarını istemedi. O ağaçlar Karadeniz’in akciğeridir. Siz 50.000 ağacı keserseniz o bölgedeki insanların oksijenine dokunmuş olursunuz. Sağlıklarını, hayatlarını madenler için hiçe saymış olursunuz. Bölge halkı ağacına, ormanına, doğasına sahip çıktı. Mahkeme kararına kadar faaliyetleri durdurma kararı verildi.

Cevabını veremediğim soruya gelecek olursak; ben hala net cevap veremiyorum. Kişiler ya da kurumlar kendi menfaatleri için doğamızı kullanmak istiyorlar isteyecekler. Ama biz, nasıl ki büyüklerimiz kullandırtmadıysa ve kullandırtmıyorsa bu mirasa sahip çıkacağız. Cevap veremiyorum ama inanıyorum; Karadeniz’in, doğası için direneceğine teslim olmayacağına…

Benzer Yazılar