BİZANS’IN GİZLİ TARİHİ VE NİKA AYAKLANMASI

Devrimci Karadeniz 11/05/2016 BİZANS’IN GİZLİ TARİHİ VE NİKA AYAKLANMASI için yorumlar kapalı
BİZANS’IN GİZLİ TARİHİ VE NİKA AYAKLANMASI

İsmail Taylan Kaya

“… Açıklamalarımın torunlarımızın mutluluğunu tehlikeye düşüreceği görüşüne saplanıyordum. Hükümdarların kulağına erişip taklit edecekleri örnekler vermektense, böylesine kara lekeli işlerin gelecek kuşaklardan saklanmasında büyük gerek vardır. Çünkü iktidarı ele geçirmiş kimselerin çoğu, bilgisizlik nedeniyle, kendilerinden önce gelenlerin günahlarına kolayca kayıverirler ve daha önceki hükümdarların kötü yollarından gitmek daha kolay ve daha rahat gelir onlara. Ama daha sonra şu düşünceyle olayların öyküsünü yazmak gücünü buldum: Kitapta anlatıldığı gibi gelecekte hükümdarlar, yolsuzluklarının cezasını bir gün göreceklerini anlayacaklardır. Ayrıca kendi niteliklerinin ve gidişlerinin her zaman tarihe kaydedileceğini bileceklerdir, böylece daha az günah işleyeceklerdir. Çağdaş tarihçiler yazmasalardı Sardanapalus ile Neron’un deliliği, Semiramis’in oynak yaşantısı sonraki kuşaklar tarafından nasıl bilinebilirdi?

Bunlar dışında, gelecek kuşaklar yönetici güçler altında ezilirlerse yine bu anlatılanları yararsız bulmayacaklardır. Baskı altında tutulanların yalnız kendileri olmadığını bilmek, benzer koşullar içinde olanlara rahatlık verecektir. Önce Belisarius’un aşağılık gidişini anlatmak, sonra Justinianus ile Teodora’nın aynı orandaki rezil yaşayışlarını açığa vurmak için bulduğum gerekçeler bunlardır.” (*)

Prokopius’u tanır mısınız? Yukarıdaki satırlar ona ait… Bizantium’un küller arasındaki hatırasından, bin dört yüz küsur yıl öncesinden gelse de sesi, şaşırtıcı derece de net duyuluyor, öyle değil mi? Zülfü Livaneli son kitabında Teodora’yı konuşturmuştu toprağın altından. Belki de onun sesini duymamızı da Prokopius’a borçluyuz. 1400 yıl öncesinden gören gözümüz, duyan kulağımız o bizim. O hiçbir şeyin gizli kalmayacağının da kanıtı aynı zamanda. Her şeyin yazıldığı ilahi bir deftere de, yarına bırakan yanına bırakmayan bir yaratıcıya da bırakmamış işini.

Bizans’ta da partiler de varmış… Kırmızılar, Beyazlar, Maviler ve Yeşiller. Hipodromdaki at yarışlarında her partinin bir takımı varmış. Halk çılgınca, militanca desteklermiş onları, kafa göz kırarlarmış, cinayet bile işlendiği olurmuş. Bugünün futbol takımlarına benzetseniz de Roma’nın doğrudan demokrasi döneminden kalma partilermiş bunlar. Aristokratlar, konsüller Yeşilleri, esnaf ve tüccarlar Mavileri desteklerlermiş. Zamanla Kırmızılar ve Beyazlar silinmiş tarihten. Justinianus Mavileri, Teodora da el altından Yeşilleri destekler, eğlenir giderlermiş.

Partililerin saç ve sakal kesimleri de farklıymış. İmparatorun desteklediği Maviler sakallarını alabildiğine uzatır, saçlarını şakaklarına kadar kazıtırlarmış. Bu tarza o zamanlar Hun Modası denilirmiş.  Güzel ve kaliteli giyinmeye özen gösterir, kendilerinden olmadığını fark ettikleri üst sınıf kimseleri soymaktan da geri durmazlarmış. Maviler yüzünden varlıklı insanlar dahi ucuz giyinmeye özen göstermeye başlamışlar. Mavilerin suçlarına soruşturma bile açılmaz olmuş. İmparatorluk yetkilileri Mavilere yol verince haliyle onlar da yürümüş. Tekere çomak sokanı hemen Yeşildir diye yaftalayıp, cezasını kesmeye başlamışlar. Prokopius, Yeşiller hakkında çok masum bir tablo çiziyor, bunu ya kendisinin de Yeşil sempatizanı olmasına ya da Yeşillerin güçsüz bir zamanına tanık olmasına bağlayabilirim. Fakat Yeşillerin sağlam içtiklerini, ehlikeyif olduklarını yazmış. Ehli keyifliğin kaderi bu olsa gerek.

İmparator Mavilere yol veriyormuş fakat takdir edilir ki almadan verilmez. İmparator, hanımı Teodora’nın da telkinleriyle Mavilerin sırtındaki kamçısını gittikçe daha çok şaklatmış. Mavilerin canına tak edince “Yahu biz bu Yeşillere neler ettik?” düşüncesi hâsıl olmuş haliyle.

Ne zaman Maviler ve Yeşiller ayıkmış, birleşip “Nika!” diye yakmışlar koca şehri, Justinianus o zaman kadar dokunulmayan partilere dokunmuş, 30.000 kişiyi hipodromda kestirmiş. Nika “kazan” demektir, kazan dediysem yeniçerinin kazanlarından değil, kazanan sen ol anlamında yani. Hipodrom çok sonra Yeniçerilerin kazan kaldırdığı mekân olmuş, fakat ben yeniçerilerin kazan kelimesini yanlış yorumladıklarını düşünüyorum. Neyse, Mavi ve Yeşil yurttaşlar kazananın hep kasa olduğu gerçeğini unutmuşlar. Canlarından oldukları yetmezmiş gibi yedi sülalelerinin mal varlıklarına da el konulmuş. Kimse duymaz demişler ama bakın duydunuz…

(*) Bizans’ın Gizli Tarihi-  Prokopius- syf:29-30

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları- İstanbul-2001

Yoruma Kapalı.