BİZANS’IN PALAMUDU, ODESSA’NIN HAMSİSİNE NE OLDU?

Şanver İslamoğlu

Çocukluğumuzda Sürmene’de, denize daldırıp hamsi ile doldurduğumuz fanilalarımızı eve götürdüğümüzde, annelerimizden azar işitirdik: “Ne olacak bu kadar hamsi, nasıl temizlenecek şimdi bu fanila!”

“Son yüzyıla kadar, Karadeniz insanlara devasa bir bolluk yeri olarak görünmüştür. Derinliklerindeki karanlık zehiri kimse bilmez. Yüzeyden yüz metre itibaren, oksijensiz sınır belirleyen ‘haloklin’ ve ‘oksilin’ çizgisinin üstünde, Denizde yaşam kaynamaktadır. Som balığı ve dev mersin balıkları- mersin morinası bazen küçük bir balinanın uzunluk ve ağırlığına ulaşabilir- yumurtlamak için büyük ırmak ağızlarında kaynaşır( havyar 14. Yüzyıl Bizans’ında o kadar boldur ki fakir yiyeceğidir). Karadeniz’in kıyılarında ve kuzey batı alçak düzlüğünde, çoğu sualtı Zostera deniz-otu çayırlarından beslenen dikenli kalkan, çaçabalığı, vatoz, has kefal, mezgitler yaşamıştır.(..) Strabon , Haliç’te,Boğaz’ın İstanbul surlarının dibine uzandığı koyda, palamudun çıplak elle yakalandığını yazar.

Açık sularda, yunus ve domuz balığı kolonileri arasında, iki tür Karadeniz’i dolaşan yavaş, daire biçiminde bir göç yolu izler, neredeyse tarifeli bir gemi gibi düzenli bir biçimde yol alırlar. Bunlardan biri palamuttur; yiyecek ve ticaret açısından Bizans paralarına resmi yapılacak kadar önem taşımış olan uskumru ailesindendir. Diğeri hamsi; Karadeniz ançuezidir. Soyunu sürdürüp bugüne kadar kalabilen hamsi sürüleri, Temmuz veya Ağustosta Odessa Körfezinde yumurtlar ve saat yönünün tersine olan göçlerine Ağustosun son haftası ile Eylül başlarında devam ederler. Günde yirmi kilometre kadar kat ederek, bugün bile her birinin ağırlığı 20.000 tona ulaşan sürülerle Tuna deltasını geçer, Romanya ve Bulgaristan açıklarından doğuya yönelir ve Anadolu kıyılarına ulaşırlar. Kasım başlarında sürü İstanbul’la Sinop arasında, birkaç yüz kilometre doğudadır. Balık ağırlaşmıştır ve daha yoğun gruplar halinde daha yavaş hareket ederek Trabzon’un balıkçılık sahasına girer. Sonunda, Yeni Yılda, hamsi Karadeniz’in güney doğu köşesine, Batum çevresine ulaşır. Burada ikiye ayrılırlar: Bir bölümü Gürcistan, Abhazya  kıyılarından kuzeye yönelip ayrılma noktalarında bir daire çizer; ötekiler Sinop’a dönüp Karadeniz’i kısa yoldan geçerek tekrar Odessa Körfezi’ne gelirler. 1980’lerde balık türlerinin canına okuyan aşırı avlanma döneminden önce yapılan bir tahmine göre, her yıl bu hac ziyaretini yapan hamsi varlığı bir milyon tona ulaşmaktaydı.

Karadeniz’i tarihe sokan balıktır. Elbette başka etkenler de vardır: Başka mükemmel yiyecek ve zenginlik kaynakları.(..) Ama bütün bu sonsuz görünen doğal yaşam zenginlikleri içinde en önemlisi balık olmuştur.” *

Uzun yıllardır denizlerimize verdiğimiz zararları gördükçe, bu denizler bize hala balık veriyorsa bu doğanın bir mucizesidir der; herkese, buldukça balık yemeyi salık veririm. Ne olur, ne olmaz; bu mucize sonsuza kadar sürmeyebilir diye! Henüz sonuna gelmedik ama fazla da zamanımız kalmadı gibi; bu hoyratlık böyle sürerse!

Avlanma yöntemleri üzerine çok şey söylendi; kısmen yasaklamalar getirildi ama sorun çözülemedi. Bu yüzeysel önlemlerle çözülmesi de beklenemezdi zaten. Yaklaşık elli yıldır, her açıdan acımasız bir süreç yaşandı Karadeniz’de; avlanma yöntemleri ile sınırlı değil. Hasar, sanıldığından daha fazla ve kalıcı. Şimdi kaçınılmaz son yaklaştıkça, bir şey yapmak gerekiyor noktasına gelindi belki ama bu arada balıklar bitti.

Elbette sorunun çok boyutu var. Küresel ısınma önemli bir faktör. Özellikle Tuna Nehri Kaynaklı uluslararası kirlilik büyük boyutlarda. Eski Sovyetler Birliği ülkelerinde bilimin iflas etmiş olması bir diğer önemli bir faktör. Bütün Ukrayna ve Güney Rusya sahilinde, Odessa’dan Sivastopol ve Kerç’e kadar, bir zamanlar deniz biyolojisi ve oşinografi enstitülerinin görkemli zinciri vardı. Karadeniz hakkında bilgi söz konusu olduğunda, hiçbir ülke, Sovyet bilim insanlarının çok uzun zamana dayalı birikimleriyle kazandıkları uzmanlıkla karşılaştırılamazdı.

Ama bu yazının konusu; bizim bu olumsuz gidişata etkilerimizin, bazı büyük üst yapı projeleri ve birkaç yerel örnek özelinde irdelenmesi.

Karadeniz sahil yolu

Karadeniz Sahil Yolu ile milyonlarca yılda oluşan kıyı topoğrafyası kayalarla doldurulup yok edilirken, aynı zamanda kıyılardaki balık üreme alanları ve sığınma bölgeleri de yok edildi. Doğal kayalıklar balıkların sığınma bölgesi, denizin verimli veya plankton yoğunluğunun zengin olduğu kıyı bölgesi ise üreme alanıdır. Yumurtadan çıkan larvalar ve genç balıklar, beslenmek amacıyla ilk hayat dönemlerini kıyısal sığlık alanlarda geçirirler. Bu alanlar tüm dünyada büyüme bölgeleri olarak bilinir. Balıkların beslenme alanları olan bu bölgelerin yok edilmesi ya da türler arasında dengesizlik oluşması, bazı türlerin ortamı terk etmesi veya yok olmasıyla sonuçlanır. Örneğin, 1986 yılından beri Karadeniz ve Marmara Denizi’nde orkinos avcılığı yapılamamaktadır. Çünkü bu türün beslendiği türler bu denizlerimizde yok olmuştur.

Balık üreme alanlarına dökülen kayalar, Giresun-1998

Karadeniz’i besleyen derelerinin halini çok yazdık. Yine yazalım. Derelerden artık planktonlar değil, ağır metaller ve kimyasal atıklar geliyor. Maden işlemelerinden çıkan ağır metallerin ve zenginleştirmede kullanılan kimyasalların  kontrolsüz olarak derelere bırakılması; alüvyonal bölgelere, dere yataklarına kurulan sanayi bölgelerinin zehirli atıkları; evsel atıkların, kanalizasyonların etkisi yetmezmiş gibi, şimdilerde bir de nur topu gibi HES’lerimiz oldu. Zulüm katmerlendi. Son gidişimde balıkçı teknelerini Sürmene-Manahoz Deresi önlerinde gördüm. Hepsi orada toplanmıştı; son çare! Açıklarda balık yok; yakında orada da olmayacak!

Antroposen Çağı (Nobel ödüllü bazı bilim insanları, jeolojik Holosen Çağı’nın bittiğini, insan faaliyeti sonucu oluşan kirlilikle Antroposon Çağı’nın başladığını savunuyor) hükmünü icra ediyor! Bu ‘Yeni Çağa’ bizim katkımız olağanüstü!

Son yıllarda Ülkemizde de antropojenik kirlilik konusunda akademik çalışmalar yapılmaya başlandı.

“Sanayileşme, fosil yakıtların kullanımı, kontrolsüz tarım ve buna benzer insan faaliyetleri her geçen gün artmakta, bu faaliyetler sonucunda doğada bir takım değişiklikler ve antropojenik kirlikler meydana gelmektedir. Bu çalışma kapsamında, Marmara’da İzmit Körfezi (IZC-01), Karadeniz’de Sürmene (SC-01) ve Hopa (HC-01) kıyılarından alınan karot örnekleri, antropojenik kirliliğin varlığının araştırılması adına, litolojik, sedimantolojik, paleontolojik ve jeokimyasal açıdan incelenmiş, her bir karottan 15 numune olmak üzere toplamda 45 örneğin As, Ba, Pb, Cd, Cr, Ni, Ti ve Zn gibi ağır metal konsantrasyonları değerlendirilmiştir. Karot örneklerindeki As, Ba, Pb, Cr, Ni, ve Zn elementlerinin analiz sonuçları kullanılarak hesaplanan PLI (Kirlilik Yükü İndeksi; Pollution Load Index) kirlilik değerleri, İzmit Körfezi için 3.255, Sürmene ve Hopa’da sırasıyla 2.195 ve 1.706 olarak ölçülmüştür. Hesaplanan PLI değerleri sonuçları, İzmit Körfezi’nin kabul edilir kirlilik seviyesinin üzerinde, Sürmene ve Hopa’nın ise kirli olmalarına rağmen nispeten daha az kirli olduğunu göstermektedir. Bunun yanında EF (Zenginleşme Faktörü; Enrichment Factor) değerleri, İzmit Körfezi’nde As, Ni ve Cr elementlerinin belirgin bir zenginleşme, Pb ve Zn elementlerinin ise orta derecede zenginleştiğine işaret eder. Sürmene ve Hopa lokasyonlarında ise As, Ba ve Cr gibi elementler yetersiz zenginleşme gösterirken, Ni, Pb ve Zn elementlerde belirgin bir zenginleşme olduğu gözlenmiştir. Marmara karotu özelinde kirliğe bağlı gelişmiş jips kristalizasyonu da dikkat çekicidir”.**

Bu bilimsel çalışmada elde edilen veriler, beni biraz gerilere götürdü. 1986-1992 yılları arasında Sürmene’de Karadeniz Bakır İşletmeleri yani devlet tarafından işletilen Kutlular Bakır Sahasına. O günlerde yaptığımız itirazların, şimdilerde bilimsel çalışmalarla ispatlanmasına sevinemiyoruz!

Şimdilerde çöp depolama alanı yapılan Kutlular Bakır Madeni açık işletmesi

Bu saha, tenörü( cevher yüzdesi) yüzde 2.52 bakır, yüzde 1.5 çinko ve yüzde 0.04 kurşun olan masif sülfit bir yatak idi. Sülfürlü minerallerin bünyesinde bulunan demir, su ve oksijenle reaksiyona girdiğinde demir oksit ve sülfirik aside dönüşür; oksitlenme oluşur. Bu da yüzey sularını asidik yapar. Yörede alınan ve tarım arazilerine akan su örneklerinin metal içeriği, insan sağlığı açısından tolere edilebilecek değerlerin çok üzerindedir.

Kutlular Bakır Madeni çevresinden alınan su örneklerinin kimyasal analizleri ***

İşletme sırasında, flotasyon (zenginleştirme) tesislerinde(çıkarılan kayaçtan, kimyasallar kullanılarak cevherin ayrıştırılması) sadece bakır ayrıştırılmıştır (teknolojik yetersizlik nedeniyle bakırda da kaçak oranı yüksek olmuştur). Ayrıştırma işleminde fire verilen bakır ve ayrıştırılmayan kurşun ve çinko ise hiçbir arıtma işlemi yapılmaksızın Sargona Deresine bırakılmıştır. Oradan da Çamburnu Plajına yani Karadeniz’e.

Sargona Deresinde asidik maden drenajı

Buna can dayanır mı; ne balık ne de insan! Bizans’ın palamutu ve Odessa’nın hamsisine ne olduğu sanırım biraz anlaşılmıştır! Bu metal kirlenmesi nedeniyle geriye kalan türlerin( özellikle dip balıkları açısından) ne kadar sağlıklı olduğu da ayrı bir araştırma konusudur.

Görüldüğü üzere, hepsi bir arada olmuyor. Ya doğaya yapılan bu barbarlıklara evet diyeceğiz ya da balığı unutacağız. Yok öyle, hem cam kenarı, hem yirmi beş kuruş!

Çocukluğumuzda Sürmene’de, denize daldırıp hamsi ile doldurduğumuz fanilalarımızı eve götürdüğümüzde, annelerimizden azar işitirdik: “Ne olacak bu kadar hamsi, nasıl temizlenecek şimdi bu fanila!” Kayalıklardan; karagözleri, vatozları, kofanaları izleyip, oltaya yem takmaksızın azman istavritlerle kovaları doldurduğumuz günler elbette bir daha geri gelmeyecek! Yeni nesiller, yüzlerce balık türünden, canını kurtarıp neslini sürdürebilen birkaç türle idare edecekler! O da şimdilik!

Düşünsenize, iyi ki Denizcilik Bakanlığımız var! Ya bir de olmasaydı nice olurdu halimiz! Denizleri doldurup, şehir, yol, havaalanı, stadyum yaptıkları yetmedi; şimdilerde deniz dolgu golf sahası trendi başladı. Oldu olacak, doldur gitsin Rusya’ya kadar! Araya, ortak iki-üç nükleer santral de koydun mu, değme keyfimize!

*Karadeniz, Neal Ascherson /  Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları-Mayıs 2001

** Marmara ve Karadeniz Kıyılarındaki Güncel Sedimanlar İçinde Antroposen’in Varlığına Ait Yeni Bulgular. Akın Alak , Ökmen Sümer. Dokuz Eylül Üniversitesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü / e Jeoloji Bülteni-60/2017.

***Kutlular (Sürmene-Trabzon) Bakır Maden Çukuru: Rehabilitasyon Örneği, Miraç Akçay, KTÜ Saha Bilgisi II Dersi- Nisan 2016

KAYNAK

Benzer Yazılar