BİZ KİMİZ?

HES’lere karşı derelerimiz, vadilerimiz, suyumuz ,

YAŞAM HAKKIMIZ için,

haramilere karşı FINDIĞIMIZ, TÜTÜNÜMÜZ, ÇAYIMIZ için,

ekmeğimiz için, çocuklarımızın geleceği için;

HAKSIZLIĞA, ZULME, EMEK HIRSIZLIĞINA karşı ADALET için;

IRKÇILIĞA, ŞOVENİZME, FAŞİZME karşı,

KARDEŞLİK, EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK için,

LAZ, GÜRCÜ, ÇERKES, TÜRK, RUM, ERMENİ ULUSLARINDAN İŞÇİLER, KÖYLÜLER, MEMURLAR, KADINLAR, ÖĞRENCİLERİZ

DEVRİMCİ KARADENİZİZ…

 

Elleri kolları havada, çok ateşli konuşan, en ateşli sözcükleri kullanarak birbirlerine el kol hareketi yapan, çok aceleci, hiç bitmeyecekmiş gibi bir enerjiyle hareket eden, büyük hüzünlerini, büyük acılarını, büyük aşklarını bile derin bir mizah duygusuyla yaşayan, kendileriyle, hayatla alay etme becerisine sahip insanlardır Karadenizliler…

Bunun bir “özel hal”, “erdem”, “öğretilmiş” olması gereken bir durum değil de özellikle Karadenizliler’de doğal bir hal, doğal bir durum, doğal bir yetenek olması daha çok çarpıcıdır…

Dağları denize paralel olan, nerdeyse ekip biçmeye uygun toprağı olmayan bir bölgedir Karadeniz… Yerleşim de, sahil kesimi dışında yüksek dağlarda, son yirmi yıla kadar elektriğin, yolun olmadığı koşullardadır.

Üstelik sürekli yağmur gören ve kış sartları da, coğrafi yapısı kadar çetin olan bu yörede Karadeniz insani doğayla adeta savaş halindedir…

Daha yakın geçmişe kadar sellere verir onlarca insanını her sel baskınında…

Karadeniz, deniz olarak kimi zaman rızkını aldığı, kimi zaman canını verdiği, yaşamının bir parçasıdır aslında. Tuz oranı düşük, akıntılı ve dalgalıdır, fırtınalar denizidir Karadeniz. Denize açılıp dönmeyen teknelerde kaç Karadeniz insanı hayatını kaybetmiştir…

Ekmeğini de kelimenin tam anlamıyla taştan çıkartır Karadeniz insanı…

 

KİMİ ZAMAN KEDİ GİBİ UYSAL, GİBİ ZAMAN KAPLAN GİBİ HIRÇIN

ayder-4Yeşil ile mavinin birleştiği, kendi karakterini insanlarına veren; kimi zaman bir kedi kadar uysal, kimi zaman yaralı bir kaplan kadar yırtıcı,haşin ve hırçın deniz.

Bu yüzdendir ki, hırçınlık bir karakteristik özelliktir Karadeniz insanında…

Karadeniz, geçmişi itibariyle Anadolu’nun bütünü gibi bir çok halkın gelip geçtiği bir bölgedir. Bir çok istilalara uğramış, çeşitli devletlerin hakimiyeti altına girmiş, katliamlar, isyanlar yaşamıştır.

Bugün de, Türkler dışında Laz, Gürcü, Çerkes, Pontos/Pontus Rum, Hemşin (Ermeni) gibi çeşitli milliyetlerden azınlıklar bulunmasına rağmen bunlar uzun yıllar boyunca uğradıkları baskılardan, kıyımlardan, göçlerden o kadar yılmışlardır ki kimliklerini saklamak, inkar etmek zorunda kalmışlar, asimilasyondan büyük oranda etkilenmişlerdir.

Bugün Laz, Gürcü, Çerkes, Pontos/Pontus Rum, Hemşin (Ermeni) kökenli halkların büyük bölümü kendi kimliklerini öne çıkarmaktan, anmaktan çekinir durumdayken, bir bölümü de Türk olduklarını söylemektedirler…

 

1915 ERMENİ, 1919-1923 PONTOS/PONTUS RUM SOYKIRIMLARININ TANIĞIYIZ

SUMELA-620x350Osmanlı’nın onyıllar süren baskı ve zulmünden sonra, İttihat ve Terakki’nin Karadeniz’i ve tüm Anadolu topraklarını müslüman olmayanlardan ”arındırma” politikalarının sonucu olarak; 1915’de Ermenilere, 1916’dan itibaren de ardılları Kemalistlerce Rumlara (1919’dan sonra Soykırıma dönüşerek) yönelik, tehcir, soykırım ve mübadelelerin  tanığıyız…

Ayrıca Lazlara ve diğer etnik kimliklere zaman zaman uygulanan zorla göç ettirmelerin ve tüm Karadeniz’de yaklaşık 100 yıldır uygulanan asimilasyonun da tanığıyız…

Bu yanıyla bizim Karadenizimiz, yani devrimci Karadeniz, farklı ulus ve milliyetlerden değil, IRKÇILIKTAN arındırılmış olacak. Bizim Karadenizimiz, ‘ZORUNLU ‘iskan’ların değil, GÖNÜLLÜ birlikteliklerin yurdu olacak.

Bizim Karadenizimiz’de halklar, DAYATMALARLA değil, KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI ile varolacak.

 

RESMİ TARİHE KARŞIYIZ

20.yüzyılın başında, ezilen ulusların kanlarını döküp, canlarını ve mallarını alarak kurulan, sınırları da kendisi de meşru olmayan bu devletin, toplumun tüm kesimlerine onyıllardır anlattığı resmi tarih baştan aşağıya yalandır.

Bilimin ışığında, gerçek tarihin peşinde doğruları anlatmak, karanlığı aydınlatmak görevimizdir.

 

HES’LERE KARŞIYIZ

4f0196a529d9ef3e4d19292523dc117eEl değmemiş topraklarımıza, koklayamaya kıyamadığımız bitkilerimize, girmeye doyamadığımız sularımıza göz diktiler… Adına da HES dediler… Yani… Hidroelektrik Santral…

Sermayedarların iştahını kabartan çok para kazanacaklarını umarak her akan suya elektrik üreteceğiz diyerek el koyma hakkını veriyor bu HES’ler…

Elektrik üretmek için 49 yıllığına özel şirketlere verilen bu “HES”leri alan firmalar, sadece sudan elde edilen enerji kullanım hakkını değil, bulundukları bölgelerdeki madencilik, tarım ve suyun tüm kullanım haklarını da ellerine almak istiyorlar.

Yaşam alanlarımız, vadilerimizi, ormanlarımızı, derelerimizi, köylerimizi sattırmayacağız…

 

kyayla7

SÖMÜRÜYE KARŞIYIZ

Tütünümüzü, fındığımızı, çayımızı başta devletin resmi kurumları ve özel şirketler aracılığıyla, ucuz taban fiyatlarıyla elimizden almaya kalkan,kar etmek için Karadeniz’in sahil şeridi de dahil tüm doğal ve tarihi dokusunu bozan, fabrikalarda, işyerlerinde insanımızı karın tokluğuna çalıştıran, alınterini sömüren kapitalizme karşıyız.

 

IRKÇILIĞA VE ŞOVENİZME KARŞIYIZ

Egemen sınıfların sömürü ve zulüm düzenlerini ayakta tutabilmek için uyguladıkları, bir yönetim biçimi olarak faşizmin ayakta kalabilmesi için, ezilen sınıfların ve halkların saflarından ihanetçilere ihtiyacı vardır. İşte bunun için, halkların değerlerini, alışkanlıklarını yozlaştırır, onları kirletmeye çalışır, satın aldıkları hainler aracılığıyla, kendi yoz, halk ve insanlık düşmanı fikirlerini ve yaşam biçimini meşrulaştırmaya çalışır.

Bu esnada kullandığı yöntem, yalan ve demogojidir. Bu yalan ve demogojiyi oluşturan en önemli argüman milliyetçiliktir, ”vatan”dır.

Bir ulusun diğerlerinden üstün olduğu propagandasıyla, bir yandan ezilen uluslar baskı altına alınıp aşağılanırken, diğer yandan sınıf mücadelesinin önünü kesilmeye çalışılır.

Rum olmak, Ermeni olmak, Kürt olmak, aşağılayıcı bir durum gibi hissettirilmeye çalışılır, küfür sayılır. Karadeniz’de onyıllardır hem emekçilerin biraraya gelmesi engellemek, direnişleri, grevleri etkisiz hale getirmek, hem de değişik uluslardan (başta Kürt halkına karşı olmak üzere), dinlerden ve mezheplerden halkları birbirine düşman etmek amaçlı, kimi zaman linç saldırılarıyla, kimi zaman silahlı suikastlerle hayata geçirilmeye çalışılan ırkçı, şoven politikalara karşıyız.

 

BİR KARADENİZLİ NE YAPAMAZ…

Kısacası; Karadeniz’den çıkan hamsiyi yiyen, Karadeniz’de yetişen çaydan içen, fındığını, tütününü bilen insan, emeğe, alınterine karşı çıkamaz.

Dalgalarla boğuşan deniz emekçilerinin, çayı, tütünü, fındığı üreten köylülerin nasırlı ellerinden öpesi gelir…

Bedri Rahmi’nin şiirini okuyan, yerlere tüküremez, doğayı kirletemez, sevdaya düşmeden yaşayamaz.

Kazım Koyuncuyu dinlemiş olan, Rumca, Lazca, Hemşince türkülerle büyüyen, bir başka halka düşmanlık edemez…

Kaçkarlar’a, Ayder’e, Ziganalar’a, Canikler’e bir kez çıkan adam, HES’lere, Termik santrallere, Nükleer santrallere sessiz kalamaz…

Mustafa Suphi’yi, Mahir’i, Cihan’ı, Terzi Fikri’yi, Haki’yi, Sinan’ı duyup da, devrimcilere karşı olamaz…

Yani doğasına aykırıdır Karadeniz’in, emeğe, alınterine karşı olmak, ırkçılık, şövenizm, aldanmak, boyun eğmek…

Ona yakışan DEVRİMCİ olmaktır…