BORDO MAVİ BİR YAŞAM, KAPKARA BİR ÖLÜM

Kürşat Kaplan /gezite.org

Koray Abi’nin ve Endüstrileşen Futbolun Kısa Öyküsü

Burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi falan değil, bizzat kendi memleketimizdir! Öyle ki, bu topraklara yaşam tohumları ekmişizdir yıllar boyu; hep beraber, kardeşçe. Li vî xakî, li vî erdî tovên jiyanê hatiye çandin


fotograf-I bordomavibiromurkoraycapogluFotoğraf 1: Koray abinin (Çapoğlu) objektifime son bakışı: ”Yeşil Yol’a Dur De!” Eylemi/Basın Açıklaması, 12 Temmuz 2015, Galatasaray Meydanı, Beyoğlu-İstanbul

Kendisiyle tanışıklığımız, eylemden eyleme görüşmenin ötesine gitmez. Hatta doğru dürüst bir diyaloğumuz bile olmamıştır. Ama kimi insanlar vardır işte, konuşmadan anlaşır, tanımadan seversiniz. Arkadaştır, dosttur, yoldaştır onlar.

Hiç elinden bırakmadığı Trabzonspor bayrağıyla tanıdık O’nu. Gittiği her yerde, mutlaka bordo-maviyi de taşırdı yanında. Yeri geldi Validebağ‘da, yeri geldi Gezi‘de, yeri geldi Yeşil Yol‘a karşı, yeri geldi Hrant anmasında; konserde, parkta, meydanda gördük onu. Taşıdığı bayrak kadar renkli biriydi.

Suruç‘taki terör saldırısında, aramızdan çekip aldılar onu. Elinde yine bordo-mavi’si vardı. Sağ koluna doladığı bordo-mavi renklerindeki fuları ile son kez görüntülendi.

 

fotograf-II ozcansaysaldepophotossurucpatlamaFotoğraf 2: 20 Temmuz 2015 Suruç Katliamı, patlamanın ardından Koray Çapoğlu.Fotoğraf Özcan Soysal, Depo Photos, 

“devrilen bir çınar

nasıl uzanırsa boylu boyunca

öylece düştü kollarına

kan revan içinde dostun

donup kaldı soluk bir gülümseyiş,

çocuksu kıvrımında dudaklarının.”1

Futbolun gitgide zevksizleştiği, iktisadî tabirle “endüstrileştiği”, spor olmaktan çıkıp, büyük paraların döndüğü bir endüstri haline geldiği, takım oyunu olmaktan çıkıp para oyunu olduğu;futbol kulüplerinin patronlara, iş adamlarına, iktidarlara peşkeş çekildiği, malzeme edildiği bu günlerde, Vahap Güvenlerin, Ali İsmaillerin, Koray Çapoğluların, ifade ettikleri şey çok önemli bizim için. Taraftarın yalnızca taraftar olmadığını, olamayacağını hatırlatıyorlar.

Futbolun yalnızca bir oyundan ibaret olmadığını, toplumsal olaylardan ayrı tutulamayacağını gösteriyorlar her defasında bize.

 

fotograf-III trabzonakyazieylemisiyasetFotoğraf 3: Trabzonspor taraftarlarının yapımı devam eden Akyazı Stadyumu Projesi’ne yönelik eyleminden, 2014

Futbol; politikanın bir malzemesi olma niteliğini, tarih boyunca, diğer spor dallarına nazaran daha çok taşımıştır. Bu durumu, İspanyol futboluyla en bariz biçimde örneklendirebiliriz.

İspanya’da kurulmuş ve tarihleri boyunca ezelî bir rekabet içerisinde olmuş aynı şehrin iki takımı, Real Madrid ve Atletico Madrid; faşist diktatörlük süresince, politik olarak da birbirinden ayrışmıştır. “Real” Madrid, faşist Franco‘nun takımı olma “lüksüne” sahipken; Atletico Madrid, İspanyalı cumhuriyetçilerin kurduğu bir takım olma özelliğini taşımıştır.

Bir başka örnek olarak, başkanı Joseph Sunyol Franco tarafından öldürülen Barcelona, her daim Katalonya bölgesinin simgesi olmuştur. Bilbao ise, Bask bölgesinin simgesi, Basklıların takımıdır. Hatta Bilbaolular, bir dönem, Avrupa kupası maçlarına formalarındaPicasso’nun İspanya iç savaşını anlatan ünlü “Guernica” tablosu ile çıkmak istemiş; ama bu formayı giymelerine FIFA tarafından, “siyasi” olduğu gerekçesiyle izin verilmemiştir.

Bir başka ülkeden örnek verecek olursak; Schalke, Almanya’nın madenci takımı niteliği taşımaktadır. Yine, İngiltere’nin “Never walk alone!” (Asla yalnız yürümeyeceksin!) sloganıyla tanıdığımız Liverpool takımı da, liman işçilerinin grevini destekleyen bir pankartla sahaya çıkmıştır.

Ancak Türkiye‘deki durum, bundan biraz farklıdır. Türkiye’de futbol kulüplerinin birinci dereceden siyasetle ilişkisi olmasa da, yöneticiler (son zamanlarda bunu pek beceremeseler de), gizli saklı olarak ya da taraftar grupları ve oluşumları aracılığıyla tavırlarını net olarak ortaya koyabilmektedir.

Özellikle 2010-2011 sezonunun ardından, Türkiye futbolunun “şaibe”, “şike” gibi hususlar yüzünden bir travma geçirdiğini kabul edecek olursak; gittikçe parasallaşan ve kapitalizmin spor alanındaki yeni sömürü aracı olarak (bkz: Passolig/e-bilet uygulaması) değerlendirebilecek olan futbol, son zamanlarda Beşiktaş’ın ünlü taraftar grubu Çarşı, Gezi’de yaşamını yitiren Fenerbahçeliliğiyle bilinen Ali İsmail Korkmaz ve Kobane’de ölümsüzleşen Devrimci Trabzonsporlular grubunun kurucu üyesi Vahap Güven üzerinden yeniden sembolleşiyor.

Koray abi, bunun son örneğidir. Suruç’ta katledildi ve şimdi Trabzonsporlu olsun olmasın, herkesçe sahipleniliyor. Tıpkı, Gezi’de kurulan kardeşlikler gibi (bkz: Istanbul United)…

 

fotograf-IV koraycapoglurenklerinkardesligiFotoğraf 4: Koray Çapoğlu, üzerinde Trabzonspor forması; Fenerbahçeli, Beşiktaşlı ve Galatasaraylı tanıdıklarıyla birlikte…

Fakat gerçek şu ki; bir süre sonra Amed‘deki patlama, Roboski‘deki bombalama,Reyhanlı‘daki saldırı, Soma‘daki maden katliamı gibi, Suruç‘taki terör saldırısı da gündemden uçup gidecek. Ama isimler kalacak. İsimler ölmeyecek. Koray abi hep anılacak;H. Ezgi Sadet adı yaşayacak. Suruç’a gitmeden önceki gülen yüzler, gündemin boşluğuna sürülse bile, hafızalardan çıkmayacak. Tıpkı Almanların Nazi karşıtı gol kralı Mathias Sindlear gibi… Kendileri tarih olsa da adları yaşayacak daima.

Bu buruk nidalara, ayrılıklara, ölümlere, acılara ithafen “Hüznün İsyan Olmalıdır” der şairAhmet Telli.

Ne çok öldük, yaşamak ve yaşatmak için…” sözü, bu günlere, hem de daha önce hiç olmadığı kadar layık olmuştur herhalde (‪#‎SuruçtaKatliamVar).

İki temel hususu da belirtmekte fayda var: Birincisi, burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi falan değil, bizzat kendi memleketimizdir! Öyle ki, bu topraklara yaşam tohumları ekmişizdir yıllar boyu; hep beraber, kardeşçe. Li vî xakî, li vî erdî tovên jiyanê hatiye çandin. İkincisi, faşizm, döktüğü kanda boğulacak -mış… Öyle diyor en azından birileri. Yalan! Faşizm, boğulacaksa kendi kanında boğulacak, hem de ilelebet! Önce bunu bilelim, bunu öğrenelim, bunu söyleyelim derim ben.

Güzel insanları fazla yaşatmıyorlar bu evrende. Son sözü, savaşın çocuklarına oyuncak götüren güzel yüreklere atfen, şairimiz söylesin yine:

 

fotograf-V SGDFuyeleripatlamadanonceFotoğraf 5: Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyeleri Kobane’ye gitmeden önce, patlamanın gerçekleştiği yerde kahvaltı yaparken, 20 Temmuz 2015 (patlamadan hemen önce)

“Acının bağrından

mavi bir çelik gibi fışkıran öfke

dünyayı değiştirecektir mutlaka

Yani hayat

kendini yeniden yaratacaktır

ona sahip çıkan ellerde

ve bu yüzden öfke

sevda gibidir kimilerinde

Yüreğinin pas tutmakta olan kıvrımları

sarılsın bir an öfkenin gökgürültüsüyle

beyninin her hücresi bir gerilla gibi

kuşansın pusatlarını ve sokağa çıksın

ve bir hançer gibi saplansın

puştlukların, ihanetlerin bağrına

Bak o zaman nasıl bitecek yanlışlar

ve cehennemleşen yalnızlığın

Sevdalar duman olmayacak o zaman

Hüznün isyan olmuştur çünkü

Hüznün isyan olmalıdır”2

 

fotograf-VI koraycapoglualanagirisyaparkenFotoğraf 6: Temmuz 2015, Koray Çapoğlu, Trabzonspor bayrağıyla alana giriş yaparken

Paraya karşı emeğin savaşında, tekfircilere karşı halkların kardeşlik ve özgürlük mücadelesinde, eylemlerimizde, yürüyüşlerimizde dalgalandırdığı Trabzonspor bayrağıyla tanıdığımız, bordo-mavi bayrağıyla özdeşleşen ve bugün yine aynı bayrağı Suruç‘ta,Kobane’deki çocuklara oyuncak götürmek ve şehri yeniden inşa etmek için taşıyan, ancak bombalı saldırıda yaşamını yitiren Koray Çapoğlu abimizi ve onlarca genci deunutmayacağız, unutturmayacağız!

Işıklar içinde uyuyun, yıldızlar yoldaşınız olsun! Vahap’tan Koray’a, o bayrak yere -hiç- düşmeyecek!

  1.  Ahmet Telli, “Hüznün İsyan Olur”
  2.  Ahmet Telli, “Öfkenin Adını Koy”

Kaynak

Benzer Yazılar