ÇIPLAK AYAKLILARIN YÜRÜYÜŞÜ

Sait Çetinoğlu, Erdem Özgül

İnşaat İşçileri Arkadaşlarının ve Önderlerinin Tabutlarını Taşıyarak Günümüze Geldiler

Serdar Ben’in anısına

10 Ekim günü Ankara Toplu Katliamında katledilen inşaat işçilerinin önderi Serdar Ben katledilen inşaat işçi önderlerinin son halkasıdır.

İnşaat işçileri arkadaşlarını ve dostlarını sadece iş cinayetlerinde kaybetmezler. İnşaat işçileri, örgütlenme ve hak arama mücadelesinde yiğit önderlerini de kaybettiler. Kısaca inşaat işçileri arkadaşlarının  ve öncülerinin tabutlarını taşıyarak günümüze  geldiler.serdar-bireylemde

Sendikal mücadelede hayatını kaybedenlerin başında gelen İnşaat işçilerinin yiğit önderlerinden biri Yapı işçileri Sendikası (YİS ) Genel Başkanı Fukara Tahirdir. YİS genel başkanı Tahir Öztürk, nam-ı diğer Fukara Tahir yapı işçilerinin haklı taleplerini militanca öne çıkaran bir sendikacıydı. 1962 yılında çıplak ayaklarıyla inşaat işçileri TBMM’ye yürüyüşünü örgütlemişti.

Türkiye sendikal hareketin öncü figürlerinden Fukara Tahirin militan düşüncesi gibi militan bir yaşamı vardır; Fukaranın Ankara Rüzgarlı Sokak’ta bir kahvesi vardır. Yatağını yorganını toplayıp Ankara’ya gelen inşaat işçisi Fukara Tahirin kahvesinde iş bekler, gece de döşeğini serip burada  yatardı. Şimdi okuyucuya yine garip gelecektir ama Sendika Genel Merkezi de kahvenin bir  köşesindeki masa idi. Türk-iş’in 3. Kongresinin  1957 yılında bu kahvede toplandığını ekleyelim.[i]

Fukara’yı  ölüme götüren eylemi, efsanevi Çıplak Ayaklıların Yürüyüşüdür. Bugün unutturulduğuna bakmayın, Fukara Tahir ve baldırı çıplak arkadaşları kelimenin tam anlamıyla  başkenti sallamıştır.  Açların Yürüyüşü olarak da adlandırılan  Çıplak Ayaklıların Yürüyüşü neydi; Bu eylem 1960’ların en büyük ve en özgün protestolarından biridir: İlk kez ‘Çıplak ayaklılar Meclis’e yürüdü’…

Ekonomik istemlere dayalı bir ‘karın sorunu’ olarak başlayan bu gösteri, eylem içinde içeriğini ve hedeflerini değiştirerek başka biçimlere dönüştü ve iktidar çevrelerinde geçici bir panik yarattı. 26 Nisan 1962’de Yapı-İş Federasyonu, inşaat kolundaki işsizliği protesto etmek amacıyla bir yürüyüş düzenlemeye karar verdi ‘Fukara Tahir’ unvanıyla ünlü Tahir Öztürk’ün yaptığı başvuru, Vali Nuri Teoman tarafından, bu sektörde işsiz olmadığı gerekçesiyle reddedildi. Bunun üzerine sendika, miting ve yürüyüşün anayasal bir hak olduğunu, işsizlere iş bulunmasını, 12 saat yerine 8 saat çalışmak istediklerini ileri sürdü. Zor durumda kalan Valilik, Çalışma Bakanlığı’ndan konuya ilişkin görüş istedi; dönemin Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, Ankara’da inşaat işkolunda yoğun bir işsizliğin söz konusu olmadığını belirtti. Gelişmeler üzerine vali, köylülerin köylerine dönmesini istedi, gerekirse yol paralarının kendilerince karşılanacağını açıkladı. Bu aşamada ‘Fukara Tahir’ devreye girerek, bu olanağın, ancak kendisinin mitinge gelip işsizleri ikna etmesiyle sağlanabileceğini öne sürdü; görüşmeler sonunda mitingin 3 Mayıs’ta yapılmasına izin verildi.giritlioğlu3

Mitinge Yapı-İş üyesi ve işsiz yaklaşık 5 bin kişi katıldı. Gösteri alanına gelen vali, sakıncalı bulduğu dövizlerin indirilmesini istedi. Ancak, kararlı görünen kalabalık buna yanaşmadı ve sloganlar atarak yürüyüşe geçti; polisin, Rüzgarlı Sokak’ın sonunda ve Anadolu Ajansı’yla Opera Binası önünde kurduğu barikatları aşarak Sıhhıye’ye ulaştı. Oradan coplarla saldırıya geçen polisi yararak, koşar adımlarla Meclis’in kapısına dayandı. Burada çatışma daha da şiddetlendi ve kimi işçiler gözaltına alındı… Kitle patlamaya hazırdı ve yeni olaylar bekleniyordu; Meclis ve Senato Başkanlarının, işçiler tarafından seçilecek bir heyeti bildirmesiyle hava biraz sakinledi. Görüşmeye 20 kişilik bir temsilci grubu katıldı; gerekli güvencelerin verilmesi üzerine işçiler, Meclis’ten ayrıldı. Olaylar hemen durulmadı; tutuklanan işçilerin bırakılmasını sağlamak için sürdürüldü. Artık eylemin içeriği değişmiş, hedefi siyasal iktidara yönelmişti. ‘Af değil iş!’, ‘İnönü istifa!’, ‘Ecevit istifa!’ sloganlarıyla Ankara caddelerini inleten Yapı- İş üyesi işçiler ve işsizlerin gösterisi, sonraları ‘açların yürüyüşü’ olarak ünlendi.[ii]

Fukaraya , bu olağan üstü eylem sonrasında 1962 yılını çıkartmazlar.  17 Kasım 1962 günü, Ankara Kızılcahamam’da bir av (!) sırasında avlanır.  Sendika Genel sekreteri Emrullah Akdoğan’a tetik çektirilerek katlettirilir. Cinayet kazaya bağlanarak kapatılır. Cinayet sonrasında Emrullah Akdoğan kayıplara karışır. Emrullah’ı bir daha gören olmamıştır.giritlioğlu

İnşaat işçilerinin bir diğer öncü kurbanı 22 Ağustos 1970 günü katledilen bir diğer Genel Başkan Necmettin Giritlioğlu’dur. İzmir Aliağa Rafineri inşaatında işveren daha inşaat başlamadan Türkiye Yap-iş sendikası ile toplu sözleşme imzalamıştır. İşveren sendikal haklardan yararlanmak isteyen işçilerin bu sendikaya üye olmalarını ister . Ancak işçilerin örgütlü olduğu YİS bu sözleşmeyi tanımaz. İşverenin direnmesi ve işçilerin örgütlü olduğu sendikayı tanımamaları üzerine İşçiler, 6-12 Ağustos günleri  direnişe başlarlar. İşveren, direnişten sonra Sendikayı “tanır”  ama sözleşmeyi yapmakla görevlendirilen Uzlaşma Kurulu toplantılarına katılmaz. Bunun üzerine YİS grev kararı alır.

YİS Genel Başkanı Necmettin Giritlioğlu tarafından yönetilen grev 22 ağustos, saat 7.30’da başlar. saat 8.00’de grev kırıcılarının gelmesi üzerine grevci işçiler barikat kurarak grev kırıcılarını içeri geçirmezler. grev kırıcılarını grev yerine getiren bir servis şöförü, ‘Ben grev falan tanımam, komünistlere göz yummayacağız’ diye bağırarak grevci işçilerin  barikatını aşmaya çalışır. tartışmanın sırasında şöför silahını çekerek Necmettin Giritlioğlu’nu kalbinden vurarak öldürür.

Dönemin devrimci hareketleriyle yoğun bağları bulunan  Giritlioğlu’nun İzmir Aliağa Petrol Rafineri inşaatında grevin başladığı gün katledilmesi anlamlıdır.

Cinayet sonrasında Rafineri askerler tarafından sarılarak “kontrol” altına alınır. Sendika Genel Sekreteri grevin devam edeceğini açıklar. Katilin işverene yakın birisi olduğunu söylenir.

Giritlioğlu’nun cenazesi, kalabalık bir törenle Ankara’da defnedilirken bile cenaze korteji faşistlerin saldırısına uğrar.

Grev mahkeme kararıyla durdurulmasına rağmen işçiler direnişle karşılık verdi. İşveren Çavuşoğlu-Kozanoğlu lovakta başvurdu. İşçilerin görevlerine son verildi. İşçiler bir yandan işverene karşı direnirken bir yandan da güvenlik güçlerinin saldırılarına göğüs germek durumunda kalmışlardır. Direniş 3 Kasım  günü işçilerin zaferiyle sonuçlanır ve işveren işçilerin taleplerini kabul ederek  sözleşme imzalamak zorunda kalır.

cinayetin ardından çöken 12 mart karanlığı inşaat işçilerini bir daha toparlanmasına fırsat tanımadı, skalanın en altına gömdü.

10 Ekim günü Ankara Toplu Katliamında katledilen Serdar Ben, skalanın en altına gömülenleri, gün doğumundan gün batımına kadar teri kurumaya fırsat olmayanları omuzlayanların sonuncusuydu.  Kurucusu olduğu İnşaat- İş Sendikası ile  “geleneğin” son halkası oldu.

Son yazısının son satırındaki 100 yıl önce yaşanan aslında bugünde… Biçim farklılaşıyor ama, öz hiç değişmiyor… Bu devasa acılar zincirinden süzülen gücü geleceğin kurulmasına hasretmek mesele… diyen Serdar Ben kimdir?

Serdar Ben benim kardeşimdir. Marştaki mısra gibi kardeşiz biz onunla. Anamız amele sınıfıdır, yurdumuz tüm cihandır bizim!

Sanki doğmuşta bir anadan der gibi ikimizde Ovacık’ta doğmuşuz, aynı zamanı ayağımıza ayakkabı gibi giyip, yıpratmış ama henüz eskitememişiz. Aynı gökyüzüne bıkıncaya, usanıncaya kadar bakmışız. Aynı buz gibi suları mevsim yazsa kana kana içmişiz, kışsa korka korka içmişiz. Zamanın bir yerinde Eylülü bekleyemeyen kuşlar gibi, göçümüzü toplamış, biz de kanatlanıp uzaklaşmışız sarp dağların Dersiminden.giritlioğlu 2

O bizden çok önce, henüz küçücük çocukken biz, memleketin yalnızlığına bir de bir ağabey vermiş. Tohum gibi onu dikmiş toprağına, göçerken bile bir meyve bırakmış geride kalanlara, yeşeren, büyüyen bir dal bırakmış. Gitmek de kalmak da asla bir yenilgi değil, bir arayıştır herşeydenn önce der gibi yapmış bunu hem de.

Biz onunla kardeşiz, bir kardeşimiz daha var, çok kardeşimiz daha var Fidan gibi büyüyen, meyve vermeyi bekleyen. Serdar’ında bir kardeşi oradaymış, Ankaradaymış, katliamdan şans eseri kurtulmuş, benim de bir kardeşim oradaydı, katliamdan şans eseri kurtulmuş. Çoğumuzun çok kardeşi, bir çok kardeşi şans eseri bu dünyada kaldı. Bir çok kardeşi de, Dawiniş kabilesi Şefi Seattle’a uydu ve ölüme meydan okudu.

“Ölüler mi dedin?

Orada ölüm yok ki,

Sadece dünyaların değişimi var oralarda” diyerek uzaklaştı bu cehennemden.

Gökte bir yaratıcının olmadığını bilsekte, kahreden ve yaratanın biz olduğumuzu bilsekte, küçük bir an için kutsal kitaplara iman edelim. Masallara, hayalperest insanlara, onların hayyallerine iman edelim.

Eski zaman Araplarının bahçelerine, güller, çiğdemler yetiştirdikleri topraklarına cennet dediklerini bilelim, onların ütopyalarına içtenlikle inanalım. Cenneti uzakta değil, içinde yaşadığımız dünyada arayalım.

Böyle bir durumda ölüme mi inanırız yoksa ölümün kendi hiçliğinden yarattığı yaşama mı?

Serdar Ben’in Ermeni atalarının içtenlikle inandığı İncil: Gerçeği söylüyorum size, gerçeği: Buğday tanesi yere düştükten sonra yok olmazsa, bir buğday tanesi olarak kalır; ama yok olursa, o zaman bereketli ürün verir, diyor.

Serdar Ben’in boy verdiği kavgaya içtenlikle inanalım diyorum bende, o çok bereketli kök, çok çiçek verir, çok rüzgar, çok emek verir.

 

 

[i] Yıldırım Koç, Sendikaların Paraları Nerelere Harcanıyor.

http://www.tekgida.org.tr/Oku/10236/Sendikalarin-Paralari-Nereye-Harcaniyor

[ii] Esat Korkmaz, Kafa Tutan Günler, 68 Güncesi, Alev Yayınevi  1992, sf: 35-36  aktaran: http://www.ozgurluk.info/kitaplik/webarsiv/vatan/vatan_arsiv/kose_yazilari/kose_yazilari23/tarihten.html

 

Benzer Yazılar