ÇOCUKLARIMIZ İÇİN KABUS BİZİM İÇİN UTANÇ

Devrimci Karadeniz 09/01/2017 ÇOCUKLARIMIZ İÇİN KABUS BİZİM İÇİN UTANÇ için yorumlar kapalı
ÇOCUKLARIMIZ İÇİN KABUS BİZİM İÇİN UTANÇ

Dilek Dindar

2016 yılı En İyi Film Oscar’ı, konusunu gerçek bir hikayeden alan Spotlight filminin oldu. Film, Katolik Kilisesi’ndeki, neredeyse sistematik hale gelmiş ama hep örtbas edilmiş cinsel taciz skandalını konu alıyor. Spoiler vermek pahasına ifade etmeliyim ki; sözkonusu din ve din adamları olunca adaletten aileye herkesin sustuğu, yok hükmünde kabul ettiği bu skandal cesur gazetecilerin çabalarıyla günışığına çıkarılıyor. Onlar The Boston Globe’un Spotlight ekibi… Film, bu çarpıcı gerçekliği başarılı bir biçimde beyaz perdeye taşıyor ve doğrusu Oscar hiç de sürpriz olmuyor…

Zor bir yıl geçirdik. Hem ülkemiz hem bölgemizde korkunç günlere tanıklık ettik. Çok şey söylenebilir, hatta herkes bir tanım yapabilir ama bu yılın en net tanımını çocuklarımız yapacaktır. Çünkü onlar için kabus bizim içinse utanç yılı oldu 2016.

İlk perde Karaman’da açıldı. Ensar Vakfı ve KAİMDER’e bağlı kaçak yurtlarda kalan 45 erkek çocuk cinsel istismara uğradı. 2012-2015 yılları arasında gerçekleşen ve kentte neredeyse herkesin bildiği bu sır, BİRGÜN gazetesinin çabalarıyla gün ışığına çıkarıldı. Tıpkı aynı yıl Oscar alan Spotlight gibi. Elbette Türkiye’de işler o kadar kolay değildi. Zira olayın duyulması ve tepkilerin artması karşısında önce davaya gizlilik sonra basına yayın yasağı getirildi. Hemen ardından bu yurtlara en yetkili makamlardan destek geldi. Dolayısıyla ne Ensar kapatıldı ne de KAİMDER… sorumlularına soru bile sorulmadı. Bu meseleyle gündeme gelen, çocuk istismarları için kurulması istenen Meclis Komisyonu ise bilfiil Ensarseviciler tarafından reddedildi.

Karaman davası sadece tecavüz sanığının 508 yıl ceza almasıyla kapandı. Ancak çocuk istismarlarının ardı arkası kesilmedi. Yıl boyunca büyük çoğunluğu dini temelli resmi okullar ya da yurtlardan olmak üzere dört bir yandan taciz, tecavüz haberleri geldi.

İstismar artık gündelik hayatın konusu olmuştu. Biz yaşadığımız dehşet karşısında yol bulmaya çalışırken, din bezirganları çocuklarımıza göz koyduklarını bu kez de pervasızca açıklamaya başladılar. Öyle ki, 6 yaşındaki çocukla evlenilebilir diyebilecek kadar işi ileriye götürdüler. Pedofoli tanımına ise zinhar karşı çıktılar, zira İslam’da bunun yeri olduğunu iddia ettiler.

Hal böyleyken, gözümüz kulağımız hükümetten gelecek haberdeydi. Bu ahlak yoksunlarına gereken cevabı da cezayı da onlar verirdi elbette. Oysa gelen yanıt “Tecavüz Yasası” oldu. Çocuklarımız kendilerine tecavüz edenlerle hem de yasal olarak evlendirilmeye kalkışıldı. Doğrusu aklımız öfkemiz birbirine karıştı. Ve zar zor engellendi ama cinsel ilişkiye rıza yaşı kaşla göz arasında 15’den 12’ye indirildi. Çocuklarımız artık yasal olarak da tehlike altındaydı. En küçük bir boşlukta kundaktaki bebelere bile yasal evlilik teklifi yapılabilirdi.

Bir kötü haber de yıl sonunda geldi.  Sanki her şey bu yıla sığmak telaşındaydı. Bu kez Adana’dan geldi kara haber. Aladağ’da, Süleymancılara ait bir yurtta çıkan yangında 11 çocuk öldü. Yöneticiler hiçbir sorumluluk almadı tabi ki. Hatta çocukların cenazelerine rahatlıkla devlet erkanıyla birlikte katıldılar.

Özetle, bir yıl böyle geçti. Daha ne kadar benzer olay yaşandı bilmiyorum. Ama bildiğim,  istatistiklere göre Türkiye nüfusunun %29’u çocuklardan oluşuyor ve cinsel suçlarının %46’sı çocuklara karşı işleniyor. Bunların kaç tanesi yurtlarda gerçekleşiyor,  bir istatistik yok.  Ancak geçtiğimiz yılın merkezinde yurtlar vardı.

Sivrisineği yok etmek yetmez bataklığa kurutmak gerek

Eğitim sisteminin ayrılmaz parçası haline gelen, çoğunluğu dini temelli cemaatlere ait bu yurtlar ne zaman hayatımıza girdi? Bu taciz, tecavüz ölüm üçgeninin zemini nasıl hazırlandı? Olayın yakıcılığı arasında doğrusu bu sorular kimsenin aklına gelmedi.

Oysa her şey köyümüzdeki, mahallemizdeki okullara kilit vurulmasıyla başlamıştı. Başımıza musallat edilen taşımalı eğitim, okumak isteyen çocuklarımızı kilometrelerce uzağa savurmuş, her gün gidip gelmek mümkün olmadığından çocuklarımız yurtlarda kalmak ve eğitimlerini böylece  devam ettirmeğe mecbur bırakılmıştı. Devletin açması gereken yurtlar ise daha düşünülmemişti. Anlaşılan Milli Eğitim Bakanlığı’nın işi başından aşkındı ve yurtlar cemaatlere teslim edildi.

Yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede koca bir yıl boyunca bunlar yaşandı. Birileri ahlakımızla mı oynadı bilemem ama toplumca sessizliğe gömüldük. Bu yıl ne yaşanacak bilmiyoruz elbette ama cemaat yurtları halen açık. Kapımızdaki okullar kapalı, taşınarak eğitime devam ediyoruz. Anlayacağınız çocuklarımız Allah’a emanet…

KAYNAK

Yoruma Kapalı.