CUMHURİYETİN KÜRT MEZALİMİ

Furkan Çay

Yıllarca egemenler söyler durur:  Türkler bu toprakların asıl sahibidir!

Millet-i hakimenin üstten bakışı ve  egemen söylem, öteki halkların, haklarının gaspını bir bakıma meşrulaştırır ve katliamlar, kıyımlar, köy boşaltmalar, köy yakmalar ve anlatmayla bitmeyecek nice eziyet hak görülür. Türk  olmayanın bu topraklarda yeri yoktur!
Anadolu’da azınlık olmak  milleti hakimenin anlayacağı bir durum değildir, anlayamaz tabi millet-i mahkumenin ne anlam ifade ettiğini.

Türkiyede Kürt sorunun çözümünde yapılan en büyük hata,  hakim- mahkum ilişkisinin Kürt hareketi üzerine empoze edilmesidir .Eğer bir sorun çözülecekse karşılıklı inisiyatiflerle çözülür, bir tarafın baskı yapıp diğer tarafın baskılara boyun eğmesiyle değil. Kürtler en büyük hatayı İttihat Terakki’yle ortaklaşıp Ermenileri katlederek yapmışlardır. Anadolu’nun gayimüslimlerden temizlenmesiyle birlikte sıra Kürtlere gelir. 1921 yılında çıkacak olan Koçgiri ayaklanmasi  ve Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte cıkan isyanların bastırılış şekli , Kürtlerin yeni kurulacak olan devletteki rollerini de belirler: Mahkumiyetin devamı

Koçgiri Ayaklanması
1919 yılında Mustafa Kemal Sivas’ta görüşmelerini sürdürürken Sivas valisi aracılığıyla Koçgiri’nin önde gelen liderlerinden  Alişan Bey ve Dersimli  Baytar Nuri Bey ile görüşmek ister. Mustafa Kemal her ikisine de mebusluk teklif eder fakat Alişan Bey ve Baytarlı Nuri Bey bu teklifi Kürtlerin haklarının verilmediği için reddeder.Koçgiri aşireti kendi arasında toplantı yaparak haklarının verilmesini, verilmediği taktirde isyan dahil her türlü yola başvurmaları gerektiğinden bahsederler.Bir süre sonra halkın katıldığı bir toplantı yaparlar  ve toplantıda Diyarbakır Van Bitlis Elazığ ve Koçgiri’yi içine alan bölgede silahlı direniş yapılmasını ve bağımsızlığın elde edilmesini kararlaştırırlar. İlk silahlı saldırı Temmuz ayında Çulfa Ali karakoluna düzenlenir  ve isyan başlar.

İsyanın başlamasıyla birlikte Mustafa Kemal yakından tanıdığı katilleri (Topal Osman, Nurettin Pasa) isyan bölgesine gönderir ve katliam başlar. Topal Osman ve çetelerinin elleri daha önce de katliamlara yatkındır, ne de olsa Pontos Rumları’nın katliamında bizzat rol oynamışlardır. Topal Osman insanların üzerine benzinler dökerek diri diri yakar. O dönemin mebusları bu duruma tepki gostersede  kolektif  sesler kısık kalmıştır. Katliamlarınn failleri yargılanmadığı için (Nurettin Paşa, Mustafa Kemal tarafından bir süre sonra terfi dahi ettirilir. Bugünkü iktidarın Hrank Dink’in faillerini terfi ettirmesine de çok benziyor, demek ki  bu ülkede katilleri ödüllendirmek kadim devlet geleneğidir). Koçgiri ayaklanması ne ilk ne de son Kürt ayaklanması olacaktır. Daha sonra çıkacak isyanların bir bakıma habercisi konumuna yükselir ve Kürtlerin toplumsal bilincinde derin yaralar bırakır.

Şeyh Sait İsyanı
1925 yılında çıkan isyan kimilerine göre şeriat için yapılan bir ayaklanma kimilerine göreyse Kürdistan’ı kurmak için yapılan bir ayaklanmaydı. Aslında isyanın ne için çıktığı çok mana ifade etmiyor, önemli olan Kürdistan’da, Kürt halkının cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte görmezden gelinen haklarının  iade edilmesi çabasıdır. İsyanın bastırılış şekli ise bugün halen tartışma konusudur . İsyanın bastırılmasında sivil halk hedef alındı ve  her isyanın müsessibi, masumlar ilan edilerek katliama cevaz verildi. Sürgünler ceberrut devletin geleneği haline geldi ve  olay mahali devletin  adamlarınca boşaltılmaya çalışılmıştı. Şeyh Sait’in bugün yasayan en kucuk oglu Ahmet Fırat efendi 3 defa surgüne yollandı ve babasının eylemlerinden dolayı devlet tarafindan zorbalığa maruz kaldı.

Kısaca diğer Kürt isyanları :
Ağrı isyanı
Dersim ayaklanması
PKK

Tabi  ki sivil halkın, devletin yaşattıklarını unutması  asla mümkün değil. Ceberrut devlet Kürtleri ikinci sınıf vatandaş görmeye devam ettiği sürece  PKK tasfiye edilse dahi yeni isyanlar çıkması kuvvetle muhtemel. Doğu bölgesine ekonomik yatırımla da  bu mesele çözülecek gibi değil.
Egemenlerin anlaması gereken:
Kürtlerin bu saatten sonra politik, toplumsal statü haklarını almadıklari sürece pes etmeyecekleri. HDP bu noktada kilit önemde; barajı geçemedikleri takdirde Türkiye’nin  olmayan demokratiklesmesinde gerilemesi ve isyanların  daha da artması muhtemel.

Not: Özgecan Aslan’ın ölümünden dolayi cok üzüldüğümü belirtmeliyim. Sosyal medyada ki yorumları görmek beni daha da cok üzdü diyebilirim. Failin Türk mü Kürt mü olduğu tartışmaları eşliğinde son kararı veriyorlardı. Eğer özgür, adil bir ülke olmak istiyorsak, failin ırkının, dininin zerre kadar önemi yok. Tecavüzcüleri kınamak için de aynı şekilde!

Benzer Yazılar