CUMHURİYETİN RUMLARA YÖNELİK KATLİAMLARINDAN: 6-7 EYLÜL 1955 ”SEPTEMVRİANA”(1)

Tamer Çilingir

Bu topraklarda yaşanan her katliamın, her zalimliğin nedeni devletin bekası kaygısıdır. Çürük yapı taşları üzerine kurulmuş bir devlet, bu taşlardan herhangi birinin hareket etmesi halinde yıkılacağını bilmekte, bundan korkmakta  ve ona göre davranmaktadır. Bu yanıyla da devletin kuruluşu esnasında imhasına yöneldiği  kimini soykırımı ile, kimisini sürgünlerle ve kimisini de asimilasyonla etkisiz hale getirdiği iç ve dış düşman diye tanımladığı uluslara  ve siyasi hareketlere karşı hep tetiktedir.

İç ve dış düşman diye tanımlayıp düşman olduğu güçlere karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin refleksi bazen resmi güçleri ile imha, kimi zaman sürgün etme, bazen yeni yasal düzenlemelerle baskı altına alma, bazen de provokasyonlar örgütleyerek göçe zorlama biçiminde şekillenir. Tabi bu esnada resmi tarihin yalanlarıyla kara propaganda da sürer.

1914-1923 Hristiyanlara yönelik soykırımının(2)  ardından Yunanistan ile Lozan’da 1923 yılında imzalanan Mübadele anlaşmasıyla 1 milyon 250 bin Rum sürgün edilmiş ancak bu anlaşmaya İstanbul Rumları dahil edilmemiştir. Onların hesabı da cumhuriyetin kuruluşuyla beraber peyderpey halledilecektir. 6-7 Eylül 1955 ya da Septemvriana’nın gerçekleşme sebeplerinden biri budur.

 

YASSIADA’DA 6-7 EYLÜL DURUŞMASI

19 Ekim 1960 tarihinde Yassıada’daki duruşmada, savcı 24 üyeli Yüksek Soruşturma Kurulu’nun raporunu ayrıntılı olarak okudu. Bu rapora göre: Celal Bayar, Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu’nun 15 Temmuz 1955’de Mehmet Ali Tekinalp aracılığıyla üniversite öğrencisi Oktay Engin’e patlayıcı maddeler tedarik ettiklerini, Oktay Engin’in sonradan gelecek talimatları beklediğini ve 5 Eylül 1955 gecesini 6 Eylül 1955 sabahına bağlayan gece, sabaha karşı, patlayıcı maddeleri Mustafa Kemal’in doğduğu ev olan Selanik’teki Türkiye Konsolosluğuna yerleştirip devreye soktuğu aktarılır.

Yüksek Soruşturma Kurulu’nun iddiasına göre sözü edilen planın uygulanmasının sebebi 29 Ağustos 1955’de İngiltere’nin Kıbrıs meselesi çözümü için Türkiye’yi ve Yunanistan’ı davet ettiği ve Londra’da yapılan toplantıya Türkiye lehine baskı yaratmaktır.

 

CELAL BAYAR: ‘’TÜRK MİLLETİNİN MEŞRU MÜDAFASI’’

Celal Bayar savunmasında, olayların sebebinin Kıbrıs’ta olanlara karşı ‘’Türk milletinin meşru müdafası’’ olarak açıklar.

Adnan Menderes ise olaylarda bir hayli komünistin yakalandığını ifade eder.

Fatin Rüştü Zorlu, o tarihlerde başlıca uğraşısının Londra Konferansı olduğunu, olayların ön hazırlığından ve uygulamasından haberdar olmadığını ama olayların komünist organşzasyonlar tarafından kışkırtıldığını polis bültenlerinden öğrendiğini ifade eder. 6-7 Eylül olaylarının yargılama sonucunda Adnan Menderes 6 yıl ve 375 TL para cezasına, Fatin Rüştü Zorlu da 4 yıl ve 250 TL para cezasına çarptırılır. Bu cezalar, maddi zarar ve Türkiye Anayasası’nın ihlali için verilir; mahkeme kararında insani kayıplar hakkında bir açıklama yoktur.

 

İNKARCILIK

Yassıada’daki savunmalarında da söyledikleri gibi Menderes hükümeti olayların sorumlularının komünistlerin olduğunu iddia eder ve ön soruşturma kapsamındaki her tülü delili gizlemeye çalışır.

Tümamiral Fahri Çoker’in (3) sorgu yargıcı iken elinde bulundurduğu bilgi ve dökümanlar 2005 yılında yayınlanır. Bu belgeleri Almanya’nın Bochum Üniversitesi’nde tarihçi olarak çalışan Dilek Güven (4) inceler.

7 Eylül 1955 Sıkıyönetim uygulama döneminde polis şubeleri bazı verileri gizlemiş ya da tahrip etmiştir:

  • Dört Rum mezarlığı’nın tahrip edildiği bilindiği halde, olay hiç bir emniyet bülteninde bulunmamaktadır.
  • Beşiktaş bölgesindeki  üç ölüm emniyetin raporlarında yer almayıp, görgü tanıklarınca bildirilmiştir.
  • Edirnekapı’da öldürülen papazın cenazesi yok olmuştur.
  • Polis ve askerin el koydukları yerli ve yabancı muhabirlerin fotoğraflarının çoğu, sorgu yargıçlarına gönderileceği yerde yok edilmiştir.

Verilerin saklanması yalnız bu dönemle de sınırlı değildir. Sorgu malzemesinin yok edilme gayreti dışında Yassıada mahkeme tutanaklarının (6-7 Eylül ile ilgili olan bölümleri) büyük bir bölümü 45 yıl saklı kalmıştır.

 

37 CAN KAYBI, 30 YARALAMA, 300’DEN FAZLA TECAVÜZVK

6-7 Eylül 1955 tarihlerinde İstanbul’da Saat 19.00’da Yedikule, Samatya, Beyoğlu, Sıraselviler, Kurtuluş, Yeşilköy, Bakırköy, Eminönü, Unkapanı, Saat 19.30’da Büyükada, Saat 23.00’de Aksaray, Saat 24.00’de Çengelköy ve Kuzguncuk’ta başlayan saldırılar sonucunda 37 kişi hayatını kaybetmiş, 30 kişi yaralanmış ve 300’den fazla Rum kadına tecavüz edilmiştir. Ayrıca 87 Kilise, 26 okul, 3 gazete, 4 mezarlık, 1004 ev, 4228 işyeri ve 226 üretim merkezi talan edilmiştir.

16 Eylül 1955’de 6-7 Eylül saldırılarını kınayan makalelerinden dolayı İstanbul’da Rumca yayın yapan ‘’Elefteri Foni /Bağımsız Ses’’ gazetesinin sahibi ve başyazarı Andreas Lambikis tutuklanıp Harbiye Askeri Cezaevinde 3 ay süresince hapis edilir.

Kasım 1956’da İstanbul’daki Rum Hayır Derneği ‘’Eliniki Enosi’’nin 12 üyesi tutuklanır ve Kıbrıslı Rumların casusu oldukları ileri sürülerek Nisan 1958 tarihinde sınırdışı edilirler.

1957-1959 tarihleri arasında İstanbullu Rumlardan 57 kişi çeşitli bahanelerle sınırdışı edilir. Sınırdışı edilenler arasında 6-7 Eylül 1955 tarihlerinde yaşananların fotoğraflarını dünya kamuoyuna göndermeyi başaran gazeteci Dimitrios Kaloumenos da vardır.

1958 sonrası, başını ırkçı örgütlenmelerin çektiği ve genelllikle üniveriste öğrencileri tarafından uygulanan ‘’azınlık işyerlerini boykot’’ kampanyası başlatılır. Rumların işyerlerinin önünde bildiriler dağıtılıp konuşmalar yapılarak, halka Türklerin işyerlerinden alış veriş yapmaları baskısı yapılır.

2009 itibariyle, 17 milyon nüfusu olan İstanbul’da sadece 1800 Rum yaşamaktadır…

 

 

 

 

 

(1) Septemvriana: Elence’de ‘’Eylül’de olanlar’’ anlamına gelmekte ve 6-7 Eylül 1955 bu isimle anılmaktadır.

 (2) 1915 yılında 1,5 milyon Ermeni, 1914-1918 arası 250 bin Süryani, 1914-1923 arası 353 bin Pontoslu Rum bu soykırımında katledilmiştir.

(3) Tümamiral Fahri Çoker, Eylül 1955’te sıkıyönetim komutanlığı tarafından ‘’Beyoğlu İlçesi Mahkemesi Sorgu Başkanı ‘’ olarak tayin edilir. Bu dönemde 246 resim ve 175 sayfadan oluşan sorgu belgelerinin raporlarını saklar ve ölümünden önce yayınlanmaması koşuluyla Tarih Vakfı’na bağışlar.

(4) Almanya’da doğan ve eğitim gören Dilek Güven ulus devletin kuruluş politikalarını ve Türkiyelilerin bir millet olarak homojenleştirilmesi ile ilgilenip bu konuya eserlerinde yer vermiştir. Tarihçi, kitaplarının dışında Tarih Vakfı tarafından yayınlanan Toplumsal Tarih adlı dergide de makaleler yazmaktadır.

Yararlanılan Kaynak: Kayıt Olunmamış Soykırım / İstanbul Eylül 1955, Vasilis Kiratzopulos, Pencere Yayınları, Ekim 2009

Benzer Yazılar