DAMARLARIMIZDA SİZİN ”ASİL” KANINIZ DOLAŞMIYOR

Tamer Çilingir

Biz Pontos (Karadeniz) Rumları için kan, gözyaşı, ölüm kaderimiz olmuştu. Onyıllardır Osmanlı’nın yüksek vergi dayatmalarına dayanacak gücümüz kalmamıştı. Kapılarımıza dayanan vergi memurlarından çektiklerimiz yetmezmiş gibi, dilimizi dinimizi de değiştirmemiz uğruna fermanlar yayınlıyordu dönemin padişahları. Anadilini konuşanlarımız Bafra’da , Samsun’da, erkek iseler idam edilerek, kadın ise dilleri kesilerek cezalandırılıyordu. Osmanlı’ya başkaldıran çeşitli uluslar başkaldırarak tek tek bağımsızlıklarını ilan ederken, biz lanetlenmiştik sanki. Birinci Emperyalist paylaşım Savaşı’na katılmayacağımızı, Osmanlı’ya asker olmayacağımızı söyleyip, dağlara çıktığımızda ‘’hainliğimiz’’ tescil edilmişti daha 1914’te.

Savaşanlarımız, bağımsızlık isteyenlerimiz arttıkça baskılar da artıyordu. Zaten gözümüzün önünde 1915’te bütün Karadeniz dereleri Ermeni kanı akıyordu. Sıra bize gelmişti… Sıra bize gelmişti; bu kez de biz Rumların canına kastediliyordu. Anne ve babalarımızın, evlatlarımızın, arkadaşlarımızın kanlarının dökülüşüne tanıklık ettik. Ölüm yürüyüşlerinde tükendik… Yenildik… Başımıza gelenlerin daha da artmasından korktuk… Müslüman olduk… Türklüğü kabul ettik…

İttihat ve Terakki’ye destek olduk, Topal Osman’ın yanında da yer aldık, Mustafa Kemal’in askeri de olduk.

Camileri doldurmuştuk sabah ezanlarında, bayram namazlarında. Türklük bayrağını evimizin, köylerimizin, şehirlerimizin en yüksek yerlerine asmıştık.

Cumhuriyet düşmanlarına karşı mücadelelerde hep en ön saflarda yer almıştık. Varlığımızı Türk varlığına armağan etmiştik.

 

ADLARIMIZ DİMİTRİ, YORGO, ELENİ OLARAK KALACAKTI…

Asker yetiştirdik ‘’şanlı Türk Ordusuna’’; Ermenilerin, Kürtlerin karşısına dikildik, ‘’şanlı Türk bayrağının’’ şerefi! için. Can aldık, can verdik. Düşünün adımız Dimitri, Yorgo, Eleni olarak kalacaktı. Rum olacaktık; nasıl böylesi aşağılık bir durumda yaşayacaktık, kimbilir? Ermenilere, Kürtlere de bunu anlatmaya çalıştık, Türklük onurunu taşımalarını, bir an önce o ‘sıradan’ kimliklerinden vazgeçmelerini öğütlerken, bizim gibi onların da hadlerini bilmeleri gerektiğini açıkladık her fırsatta. Çünkü onların da bizim gibi damarlarında asil Türk kanı dolaşmıyordu.

Damarlarımızda Orta Asya’nın o seçilmiş topraklarından gelen üstün ırkın kanı dolaşmasa da, o asil kana duyduğumuz saygıdan, bizim ‘sıradan’ kanımızı onlar için akıttık.

Öyle ya, bize damarlarımızda o asil kan dolaşmamasına rağmen, bahşedilmişti Türklük onuru! Öyleyse buna uygun davranmalıydık.

Yetmedi…

Misyonerliğe soyunmuş papazlara yanıtı 16 yaşında çocuklarımızla verip, bıçaklayarak öldürmeyi marifet saydık.

Ermeni aydın ve gazeteci Hrant Dink’i Türklüğün yeminli düşmanı ilan edip Türklük adına da hesabı biz sorduk. İlimize, yurdumuza gelen cumhuriyet düşmanlarını linç ettik.

 

DIŞ DÜŞMANLARIMIZA KARŞI DA TÜRKLÜK BAYRAĞINI YERE DÜŞÜRMEDİK

Sadece iç düşmanlarımıza karşı değil, dış düşmanlarımıza karşı da hep uyanık olduk. Kore’ye de gittik, Kıbrıs’a da, Afganistan’a da, Irak’a da. Türklük bayrağını dünyanın dört bir yanında dalgalandırdık.

Gurbetlere çıkıp ekmek parası kazanma peşindeyken bile, gittiğimiz ülkelerde, cumhuriyetimizi kötüleyecek tek laf etmedik, her yerde bu üstün, asil ve temiz ırkın savunuculuğunu yaptık.

 

YARI BAĞIMSIZ TÜRKİYE…

Aç kaldık, susuz kaldık sesimizi çıkarmadık, en iyi ‘’Türk’’, en ‘’Müslüman’’ olmak için. Dilimizi, dinimizi değiştirdik. Ancak epey büyük bir çoğunluğumuz ne yazık ki bizim yanımızda olmadılar. Dilimizi, dinimizi değiştirmeden yaşamaya devam ettiler. Ama doğrusunu söylemek gerekirse bizim yanımızda olmasalar da, asla Türklük onurumuza karşı da durmadılar.

Yine de aramızdan uslu durmayanlarımız da çıkmadı değil; soldan sosyalistlikten dem vurdular, ara sıra başkaldırdılar bu yarım da olsa bağımsız Türkiyemize, ama onlar da bu yarım kalan bağımsızlığımızı tamamlama derdindeydiler. Tam bağımsız Türkiye derlerken, asla ve katta Türklük onurumuza halel getirecek duruma düşmediler. Solcu, sosyalist oldular ama asla Türklüklerinden vazgeçmediler.

 

‘’GARABET’’ DÜŞÜNCELER

Ne var ki tüm bunlara rağmen yine de yaranamadık o asil ırkın ecdadının torunlarına; bize şüpheyle bakmaktan, bizi aşağılamaktan hiç vazgeçmediler. Burnumuzla alay ettiler, aptal fıkralarına konu ettiler.

Aslında haksız da değildiler. Ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz bir ülkeydi Türkiye…

Aramızda onlara ihanet edenler de çıktı. Hatta hala biz ‘’Rumuz’’ diyenlerimiz çıktı, Pontos Rum Soykırımı diye bir iddia da bulundular. Damarlarımızda dolaşan kan, sanki o üstün ırkın kanıyla aynıymış gibi 100 yıl öncesinin hesaplarını yeniden açıp adaletten, eşitlikten söz etmeye başladılar. ‘’Garabet’’ düşüncelerdi bunlar.

Pontosculuk yapanlar, asi olan dedelerimiz yüzyıl önceki Topal Osman’ın ‘’gönüllü alayları’’, Nurettin Paşa’nın kahredici merkez ordusu ve Mustafa Kemal’in askerlerince nasıl altedildiyse bugün de aynı sonu yaşamaktan kurtulamayacaklar elbet.

Hem dilimizi bugünlerde konuşmamıza da kimsenin bir şey dediği yok zaten. İyi Rum olmak demek, dilini, kültürünü, cumhuriyetimize zarar vermeden yaşayabilmek ve Türklük bayrağını en yükseklerde dalgalandırmaktan geçiyor.

Madem ki damarlarımızda asil bir kan taşımıyoruz, hiç olmazsa haddimizi bilelim o asil kanı taşıyanlara karşı borcumuzu ödeyelim, saygı da kusur etmeyelim.

Bugün yapmamız gereken geçmişin tarihin derinliklerinde yaşanan kimi olayları yeniden gündeme getirip ortalığı karıştırmak yerine, ufak tefek konuştuğumuz dilimiz Romeika’yı biraz geliştirmek, Türk bayrağını evlerimize asarak dosta düşmana safımızı belli etmek, ülkemizin bölünmez bütünlüğünü her alanda sonuna kadar savunmaktır…

Öyle ya biz asil bir kan taşımıyoruz damarlarımızda…

 

Benzer Yazılar

4 Comments

  1. güler karakoç
  2. garo kapriyelyan
  3. metehan mete
  4. 0 rh -