DENİZLİ’NİN NERON’U DEMİRCİ MEHMET EFE VE SÖKELİ ALİ

RESMİ TARİHİN SAHTE KAHRAMANLARI
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Samet Erdoğdu

DENİZLİ’NİN NERON’U DEMİRCİ MEHMET EFE VE SÖKELİ ALİ
Türk ”İstiklal Harbinin” bu türden hak, hukuk, adalet, nizam koruyucusu Kuvva -yı Milliye kahramanları çoktur. Gidin ”düşmandan kurtuluş gününü” kutlayan herhangi bir şehrin ”kahramanlar anıtını” ziyaret edin bunlardan birisiyle mutlaka karşılaşırsınız.

Bunların en ünlülerinden biri Demirci Mehmet Efe’dir. Bu zat Aydın ve Muğla Havalisi Umum Milli Kuvvetler Komutanı’dır. Emperyalizmle alıp veremediği yoktur Efe’nin. Öyle ki İngiliz İstihbarat Subayı Yüzbaşı Hadkinson’a ”gelin buraları başkasına bırakmayın, siz işgal edin” der. Aynen şunları söyler: ”Gerçi çok terbiyeli davrandıklarından ve her türlü yardımı yaptıklarından dolayı, İtalyanlardan sızlanacak bir şeyimiz yok ise de eğer herhangi bir Hükümet bizi kontrol edecekse, bu işin daha büyük ve daha aydın bir devlet tarafından yapılmasını yine de yeğ tutardık:” (Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi,  cilt 1, sayfa 26, Tekin Yayınları, Haziran 2006) Efe’nin sıkıntısı Yunanlılar ve yerli Rumlardır.

Demirci Mehmet Efe Yunan işgaliyle birlikte bölgedeki savaş suçlusu eski subayları ve dağlardaki eşkiyaları komutası altında toplar. ”Aydın cephesinde bütün bu efeleri komutası altına alacak olan Demirci Mehmet Efe, Yunan işgaline yakın günlerde Karacasu’yu basmış, zengin fakir ayırmadan soymuştur.” (Avcıoğlu, age., cilt 3, sayfa 1021) Yani bu arkadaş bildiğimiz bayağı bir soyguncudur. Ama Yunan işgali üzerine bölge eşrafının çağırmasıyla ”milli mücadele”ye katılır.

”Onu direnişe çağıran Jandarma Yüzbaşısı Arap Nuri’nin bu çağrısı etkili olmaz. Demirci, ilk savaşlar bittikten sonra, 1919 Temmuzu ortalarında Nazilli eşrafının etkisiyle mücadeleye katılır. Efe, yanında geniş mal ve mülk sahibi eski milletvekili Hacı Süleyman Efendi, eski belediye başkanı Şeyh Nuri Efendi ve kendi köyü Pirlebeyli’nin ağası Mehmet Bey’le cepheye gelir. Yaşı başı, kurnazlığı ve güçlü eşraf desteği dolayısıyla kısa sürede duruma egemen olur” (age., sayfa 1021)

”Demirci, amansız metodlarla, kuvvetini artırır. Efenin 20 Temmuz 1919’da yayınladığı silah altına alma bildirisi durumu anlatmaya yeterlidir:

<1310, 1311, 1312, ve 1313 doğumlu erler, bütün silahlar, teçhizat ve elbiseleriyle 48 saat zarfında şubelerine başvuracaklardır. Aksi taktirde bildiriye saygısızlık gösterdikleri anda yakalanıp mahkemesiz idam ve evlerini yaktıracağımı bütün millete vatan esenliği adına özgürlüğümüzü sağlamak amacı ile ilan ederim.

Bundan sonra birliklerimden firar görülmeyecektir. Her ilçede tellallar eliyle ilan edilecektir. Bu telgraf aynı zamanda şube başkanlarına aynen gönderilecektir.>

Demirci, tıpkı Çerkez Ethem gibi, terör yoluyla asker ve para toplama çabasındaki milli kurulları, kasabaları haraca bağlar. Örneğin Sarayköy’e bir mektup göndererek 5 bin lira ile 150 çuval un ister, bir hafta içinde bunlar gönderilmezse, gelip kendisi fazlasıyla alacaktır. Efe’nin bir yıl sonra Yunan ilerlemesi günlerinde işbirlikçi eğilimler gösteren bir kısım Denizli eşrafının aymaz tutumu üzerine, Denizli’yi yakması ve bütün halkı ayrım yapmadan kurşundan geçirmesi güçlükle önlenebilir.” (age., s. 1022)

Demirci Efe’nin Denizli’yi yakma planını Yunan ilerlemesi günlerinde işbirlikçi eğilimler gösteren bir kısım Denizli eşrafının aymaz tutumuna bağlayan ve  bu korkunç cinayeti bir cümleyle geçiştiriveren Avcıoğlu’nun satırlarının burasında biraz duralım ve yeniden Dinamo’ya başvuralım. Kısmen özetleyerek, kısmen aktarma yaparak bu olayı ele alacağız. Yunan kuvvetleri 23 Haziran 1920’de Demirci Mehmet Efenin karargahının olduğu Köşk’e saldırırlar ve burayı ele geçirirler. Demirci kuvvetleri dağınık şekilde Sarayköy’e çekilir. 30 Haziran’da Nazilli düşer. Yunanlılar adım adım önlerine gelen köy ve kasabaları ele geçirir. Buralarda yaşayan ahali Denizli’ye doğru bir göç akını başlatır. Göçenlerin arasında askerler de vardır. Dinamo şöyle anlatıyor:

”Bu sırada her yandan Denizli’ye doğru bir göç akını sürüp gidiyordu. Denizli’ye varanlar, burdan hız alarak Orta Anadolu’ya, Antalya’nın kıyı bölgelerine doğru uzanıyorlardı.

Bu göçmen selinin içinde silahları, cephaneleri ve vurdukları vurgunlarla kaçıp gitmekte olan pek çok ta milis eratı vardı.” (Dinamo, Kutsal İsyan, cilt7, sayfa 265)

HEYET İ MİLLİYE KAÇIYOR; SÖKELİ ALİ RUM AHALİYİ TEHCİR EDİYOR
Yunanlılar adım adım ilerlemeye devam eder. Demirci Efe sürekli geri çekilir; karargahının yerini değiştirir ama her seferinde karargahları ele geçirilir. Sarayköy’de konuşlanır; burası da tehlikeye düşer. En son karargahını Denizli’ye 5 kilometre mesafedeki Goncalı’ya taşır. Bu arada Denizli’de büyük bir panik, arkasından göç başlar. Halk kafile kafile Tavas, Acıpayam, Dinar, Burdur, Antalya mıntıkalarına kaçar. ”Milli güçler” bu kaçışı durdurmaya çalışır; ”Demirci Mehmet Efe de Goncalı’dan telgrafla Denizli halkını göçetmekten alıkomağa çalıştı. Bunlar, halkın bir kulağından girip öbüründen çıkıyordu.” (cilt 7, sayfa 267)

Şehirde yiyecek kıtlığı başgösterir. Şehrin yerlileri, hemşehriler, çok sayıda göçmesine rağmen Yunan orduları önünden kaçan öteki şehir, kasaba ve köylerden gelenlerin şehirde konaklayanlarıyla çeşitli Ege kasabalarından (Aydınlı, Umurlu, Köşk, Sultanhisar, Atça, Nazilli) getirilerek Rum mahallelerine, kiliselere yerleştirilen Egeli Rumlar şehrin kalabalığını iyice arttırır. Denizli’de Rumlar önemli bir çoğunluk meydana getirir. Bunun üzerine  Heyet – i Milliye başkanı müftü Ahmet Hulusi Efendi Demirci Efe’ye haber göndererek şehirdeki Rum erkeklerinin Denizli’den kaldırılarak içerilere gönderilmesini müslüman ahali adına talep eder. Mehmet Efe bu talebi uygun bulur. Bu işi yoluna koymak için en çok sevdiği kızanı Sökeli Ali Efe’yi Denizli’ye gönderir. Bu arada müftü Ahmet Hulusi Efendi yanına çoluk çocuğunu alarak Denizli’den tüyer. Tavas’a göçeder. Heyet – i Milliye Derneği üyelerinin birçoğu da müftü efendinin arkasından şehri bırakıp giderler. Tarih 5 Temmuz 1920’dir. Yunanlılar yaklaşmaktadır.

”Yine o gün Mutasarrıf Vekili Muştak Bey Muğla’ya, polisle jandarmalar, ağır ceza yargıcı, tahrirat müdürü, muhasebe müdürü yaya olarak Tavas’a kaçtılar” (age. sayfa 268)

KAÇAN KUVVAYI MİLLİYE YERİNE HÜKÜMET KURAN KUVVAYI DENİZLİYE
Böylelikle asayiş, idare ve adalet makamları şehri terketmiş; başka bir deyişle şehir başsız bırakılmış olur. Şehirde devlet teşkilatı kalmamıştır; en kısa zamanda bu duruma müdahale etmek ve bir geçici idare kurmak gerekir.

Dinamo şöyle yazıyor: ”Bu sırada Çakır Mehmet adlı adlı milis kumandanı (yani eşkiya) birkaç arkadaşıyla çarşıda gezerken Denizli halkının aşağılamasına uğradı. Goncalı’ya sığındı. Şehirde bir Kuvva – yı Milliye düşmanlığı havası esmeğe başlamıştı.” ( age, 268, 269)

”Artık, güzel Denizli şehri, Yunanlıların önünde açık bir şehir, bütün anlamıyla hükümetsiz bir şehir olarak yayılıyordu.

Ancak, kaçamayanlarla şehrin eşraf zenginleri, her yerde olduğu gibi mallarının, mülklerinin başından ayrılmamışlar, Rum eşrafla elele vererek kaderlerini onların kaderlerine bağlamışlardı. Askerlik Şubesi Başkanı Tevfik Bey de gizlice onları destekliyordu.

Şehrin güvenliğini elinde tutan Heyet – i Milliye adındaki Kuvva – yı Milliye örgütü dağılıp gidince geride kalan şehrin eşrafı, yönetimi eline almak için davrandı:

Belediye Reisi eşraftan Hacı Tevfik Bey şehrin Türk, Rum eşrafını belediyede toplantıya çağırdı.

Toplantıya halktan da katılanlar oldu. Toplantıda Rum erkeklerinin göçettirilmesi işi görüşüldü. Rum erkeklerinin Anadolu’nun içine doğru sürgün edilmesinin pek yakında şehre gelecek olan Yunanlıları kızdıracağı, bu kez Türklere zulüm, işkence yapılmasına yol açacağı, bundan dolayı bunun yersizliği ileri sürüldü.” (age, s. 269)

Şehirde Heyet -İ Milliye tozolmuş ama yine de askerlik şube başkanı, komiser, tabur kumandanı, belediye reisi gibi kurumları veya teşkilatları dağılmış; dolayısıyla ”eratsız kumandan”lara dönüşmüş kimi idareciler ve eşraf halen yerlerindedirler. Bunlar kendi kaderine terkedilen şehirde ”nizamı tesis etmek” için bir toplantı yaparlar.

Toplantıda aralarından bir heyet seçip Antalya’daki İtalyan işgal kumandanlığına başvurulması ve korumasının talep edilmesi görüşülür. Müderris Esat Efendi, Belediye Başkanı Hacı Tevfik Bey, eşraftan Salih ve Gıyas efendilerin adı önerilir ama toplantıda bulunan ”Aydın savaş kahramanlarından Komiser Hamdi Bey” buna engel olur.

Dikkat edilirse Yunan işgal kuvettleri kapıya dayanmasına, Heyet – i Milliye şehirden kaçıp, şehiri hükümetsiz bırakmasına rağmen toplantıya katılanlar; hem de içlerindeki Rum eşrafın varlığına rağmen, halen bir ”tehcir” projesi üzerinde tartışabilmektedir. Şehirdeki Rum erkeklerin iç bölgelere doğru Demirci Mehmet Efe’nin milis birliklerince göçertilmesinin anlamı gayet açıktır: Bunların hepsi yolda – belde imha edilecektir. Ama Yunan kuvvetlerinin yaklaşması ve şehrin Yunanlıların eline geçmesi halinde intikam alınacağı korkusu adamları bu planı uygulamaktan vazgeçirir. Dinamo’nun dedikleri ne derece doğrudur; yani toplananlar bu tehcir meselesini prensip olarak değil de sadece korku nedeniyle mi reddetmiştir bilmiyoruz; ama sonuçta reddetmişler; iyi de etmişler. Ama böylelikle Demirci Efe’nin kızanlarına koyun gibi boğazlanmalarına ve Denizlinin yakılması teşebbüsüne giden yolun ilk adımlarını atmışlar.

Sonra şehirin nasıl yönetileceği görüşülmüş.

”Sonra , şehrin bundan böyle ne biçimde yönetileceği üzerinde görüşülüp tartışıldı. Tartışmanın sonunda <Göçetmeyeceklerin Haklarını Koruma Derneği> adlı bir derneğin kurulması kararlaştırıldı. Derneğin başkanlığıyla mutasarrıf vekilliğine işinden atılmış yargıç Kahraman Seyfi Efendi atandı. Derneğin sekiz üyesi şunlardı: Belediye başkanı Hacı Tevfik, Karahacıoğlu Salih, Feyzullahoğlu Ahmet, Şirvanlıoğlu Nakip, Ahmet Ziya, Saracoğlu Hacı Salih, Odabaşıoğlu Halil, Şirvanlıoğlu Gıyas efendilerle jandarma subayı emeklisi Namık.

Bu dernek Denizli şehrinin yeni hükümeti demekti. Derneğin bütün amacı da her türlü olup bittiye karşı göçetmeyenlerin canını, malını, mülkünü korumaktı” (age. s. 270)

Göçetmeyen bütün bu ”efendi”lerin gerek İttihat Terakki, gerekse Kuvvay- ı Milliye hükümetleri esnasında emekliye ayrılmış, işinden atılmış, gözden düşmüş eski memurlarla; bu zamanlarda fazla etliye sütlüye karışmamış, sadece esnaflık ve eşraflıkla iştigal edip gerek ”milli” bir hükümet, gerekse bir ”Rum idaresi”yle iyi geçinecek nötr unsurlardan oluştuğu anlaşılıyor. Ama içlerinde halkın aşağı tabakalarından ve şehrin Rum azınlığından , yahut Yunan işgali nedeniyle şehre gelmiş hristiyan yahut müslüman göçmenlerden kimse yok. Amaçları ”göç etmeyen zenginlerin”,  kaymak tabakanın can ve mal güvenliğini sağlamak. Bu gayeyle hemen şehirdeki hükümet boşluğuna el atar ve hükümet işlerini ele alırlar. Kellelerini Demirci Mehmet Efe’nin bıçaklarına emanet edecek ilk adımları da böylelikle atmış olurlar.

KUVVAYI DENİZLİYENİN DENİZLİ SİYASETİ
”Dernek kurulur kurulmaz hemen <Düyun – u Umumiye> kasasındaki paraya el koydu. Memurlara ikişer maaş ödedi. Mal Sandığı’ndan da  emeklilere, dullara, öksüzlere, yine ikişer maaş tutarında para ödedi.” (S.270)

Şu işe bakın: Adamlar işe başlar başlamaz adeta bir devrimci yerel hükümet gibi davranıyor. Bir önceki Kuvva – yı Milliye’ye bağlı Heyet – i Milliye hükümetinin el sürmeye çekindiği kasalara el atıyorlar; içlerini boşaltıp hem ödenmemiş memur maaşlarını hem de emekli, dul ve yetimlerin maaşlarını ikişer aylık birden ödüyorlar. Yavaş yavaş şehirde ”hükümet idaresi ve otoritesini, nizam ve intizamı” kurmaya çalışıyorlar.

Demirci Mehmet Efe’nin, bu durumda, canlarını kurtarmak için şehri bırakıp tabana kuvvet kaçan, dolayısıyla artık hiçbir idari, resmi sıfatı ve hükmü kalmayan eski hükümetin çağrısına mı uyması gerekir; yoksa şehirde boşluk ve kargaşa doğmaması için elini taşın altına sokan yeni hükümete saygı gösterip işlerine burnunu sokmaması mı gerekir? Demirci Efe ilkine uyuyor; kaçıp gitmiş müftü Ahmet Hulusi’nin dileğini uygulamaya sokmak, yani şehirdeki Rum erkekleri toplayıp zorla iç bölgelere sürmek istiyor. Bunun ”milli kaygılarla” alınmış bir tedbir mi yoksa önce taşınır mallarına, zamanla taşınmaz mülklerine el koymak için rumların ”temizlenmesi” mi olduğunu varın siz düşünün.

DEMİRCİ EFENİN KIZANLARI DENİZLİDE İNSAN VE SERVET AVINDA
”Belediyede bu toplantı yapıla, şehrin yeni hükümeti kurula dursun Demirci Mehmet Efe, Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin isteğine uyarak Denizli’ye Sökeli Ali Efe buyruğunda otuz zeybekle jandarma yüzbaşısı Rıfat ve üsteğmen Fazıl beyleri gönderdi.

Denizli’ye varan Sökeli Ali Efe, doğru Maarif Hanı’na inerek karargahını kurdu. Sonra Rum mahallesini kuşatarak Rum erkeklerini toplamaya başladı.” (s.270)

Sabık Heyet – i Milliye Başkanı Müftü Ahmet Hulusi Efendi ve şürekası  ailelerini de alarak çoktan kaçıp Tavas’a gitmişler. Ama onların kılıçdarlığını yapan efeler halen bu kaçkınların dileklerini yerine getirmekle meşgul. Şehrin bir parçası olan Rum mahallesini basıp erkeklerini topluyorlar. Hem de 30 kişilik bir kuvvetle! Bu, şehirdeki Rum ahalinin ne kadar savunmasız ve direnme gücünden mahrum olduğunu gösterir. Çünkü Yunan Ordusunun yaklaştığı, sözde ”milli hükümet”in tası tarağı toplayıp ortadan sıvıştığı bir zamanda ellerinde hiçbir silah olmasa bile sözkonusu Rum mahallesinin hemen bir direniş örgütleyebilmesi ve zorla adam toplanmasına karşı koyabilmesi gerekirdi. Oysa bu olmamış. Demek ki bu insanlar tamamen işinde gücünde, elinden ekmeğini alsan sesini çıkaramayacak derecede edilgin, koyun gibi insanlar. O yüzden direnemiyorlar. Sessiz sedasız mezbahaya topalanıyorlar.

Bu uygulamaya (Doğan Avcıoğlu’nun bu tutumlarını  aymaz saydığı ve işbirlikçi eğilimler olarak gösterdiği) bir kısım Denizli eşrafı karşı çıkar. Sökeli Ali Efe’nin Rum mahallesindeki erkekleri toplamaya başladığını gören ”Geçici hükümet, Müderris Esat Efendiyle, Gıyas Efendiyi Sökeli Ali Efe’ye göndererek bu sürgün işinden vazgeçmesini istedi. Elçiler eğer bu göçettirme işi yapılacak olursa Denizli’yi ele geçirecek olan Yunanlıların, Türk, müslüman halka çok zulmedeceğinden söz ettiler.” (s.270)

Evet Doğan Avcıoğlu’nun sözünü ettiği bütün aymazlıkları ve işbirlikçilikleri bundan ibaret olan ve bu davranışları nedeniyle de Doğan Avcıoğlu’nun sözetmeye değer bulmadığı, hiç mi hiç anma gereği duymadığı korkunç bir bedel ödeyen; boğazlanarak topyekün öldürülen; bu bir kısım eşraf kendi hemşehrileri olan Rum erkeklerini Yunanlılar şehri işgal ederse müslüman ve Türk ahaliye daha fazla zulüm etmesin diye de olsa korumaya çalışıyorlar. Bütün ihanet ve aymazlıkları işte bundan ibaret olan bu ağzı ve dili var, fakat hükmü ve kudreti yok esnafı Sökeli Ali Efe kaale bile almıyor. Bildiğini yapmaya devam ediyor.

”Sökeli Ali Efe, onlara aldırış etmeyerek Rum erkeklerini topladı, trene doldurdu, Eğridir Gölü üzerindeki adaya yerleştirilmek üzere 6 / 7 Temmuz’da Eğridir’e yola çıkardı”. (s.270) Bu trene doldurulup Eğridir’e zorla sevkedilen Rum erkeklerinin Eğridir Gölü üzerindeki adada gerçekten de ”ikamet ” ettirilip ettirilmediğini Dinamo söylemiyor; ama tahmin etmek zor değil: Eğridir Gölünün derinliklerinde bu sürgünlerin kemik kalıntılarını araştırıp bulmak ”İnsan Hakları” örgütlerinin alanına giriyor.

SEN MİSİN KOMŞUSUNU SAKLAYAN? DENİZLİ’DE SÖKELİ ALİ TERÖRÜ
”Göçettirme günü Denizlili bir hemşeri Sökeli Ali Efe’ye giderek eşraftan birinin, evinde birkaç Rum zenginini sakladığını bildirdi. Sökeliyle kızanları bildiricinin klavuzluğunda zengin adamın evini basarak saklanan Rum zenginlerini bulup çıkardılar Zengin Denizliliyi iyice döğdüren Sökeli Ali Efe, ele geçirdiği Rum zenginlerini gidenlerin arkasından Eğridir’e doğru yola çıkardı.” (s.271)

Evet, insani duygularla mı, dostluk bağları ve vefa duygularıyla mı, yeni yerel hükümetin emriyle mi her ne gerekçeyle olursa olsun zengin bir Denizlili zorla sürülecek bir kaç Rum zenginini evinde saklıyor. Vay sen misin saklayan! Adamı ”eşşek sudan gelinceye kadar” bir güzel döğdüren Sökeli Ali yakaladığı Rumları da sürgüne gönderiyor. Bu olay, yani hem yatakçı eşrafın dövülmesi hem de zengin Rumların da sürülmesi şehirde yönetimi ele alan geçici hükümeti ve onu destekleyen müslüman eşrafı iyice rahatsız ediyor.

”7 Temmuz 1920 günü, askerlik şubesi başkanı Albay Tevfik bey, Goncalı’daki Demirci Mehmet Efe’ye bir telgraf çekerek Denizli Rumlarının dışarı gönderilmemesini diledi.” (271)

Ama dinleyen kim! Demirci’nin kızanı Sökeli ve öbür efeler azıttıkça azıtırlar. Denizlideki eylemlerinin milli kurtuluşla, milli mücadeleyle zerre kadar alakası yoktur. Düpedüz haydutluk yaparlar. Sürgün ettikleri kimseler ”milli mücadeleye” bir tehdit oluşturduklarından değil; kolay yem oluşlarından ve yağmalanmaları için bahane bulunabilmesinden dolayı sürülürler. İş sadece bunların sürülmesi de değildir; sürdükleri kimseleri adamakıllı soyar, soğana çevirirler; kadın ve kızlarına sarkıntılık ederler ve bu yöntemle aslında tüm Rum nüfusu bölgeden kaçmaya zorlarlar.

” 7 / 8 Temmuz gecesi, Kilisli Murat Bey’in kızanları hristiyan mahallesine dalarak sarkıntılıkta bulundular. Sökeli Ali Efe’nin kızanlarından birkaçı da Çaybaşı Mahallesi’nde külahçı Ahmet Ağa ile değirmenci Sadık’ın evini soydular.

Sökeli Ali Efeyle kızanları, Tavas – Denizli yolunun içinden geçtiği çamlığa gidip yerleştiler. Zeybekler Tavas’a gitmekte olan zengin yolcuların önünü keserek para, pullarını soydular. Akşamdan kimi kızanlar, mahallelerde bu gece Çal yönünden Yunanlıların Denizli’ye geleceklerini bildirerek Tavas’a kaçırmışlardı. Sonra bunları Çamlıkta kıstırarak bütün paralarını, mücevharatlarını ellerinden aldılar.” (271)

Hikaye aynı hikaye: İşin gerçeği, bu yıllarda ”istiklal savaşı”na katılmış efe, çete, eşkiyaların çoğunun umrunda ne ”işgal” vardır, ne ”istiklal” .Bu, Karayılan için de böyledir; Sökeli Ali Efe için de, Demirci Mehmet Efe için de böyledir; Giresunlu Topal Osman için de. Bunların çoğu sadece eşkiyalıkla da yetinmeyip doğrudan cinayetler, katliamlar ve tehcirlerde rol almışlardır. Bu cürüm ve cinayetlerin bir kısmı tarihe yansımışsa da bir kısmı hiç yansımamıştır.

Benzer Yazılar