DERSİM KATLİAMINDA KARNINDAKİ BEBEĞE ‘DOĞMA’ DİYEREK AĞLADI KADIN, YA SENİ ÖLDÜRMEK ZORUNDA KALIRSAM

Devrimci Karadeniz 17/11/2015 DERSİM KATLİAMINDA KARNINDAKİ BEBEĞE ‘DOĞMA’ DİYEREK AĞLADI KADIN, YA SENİ ÖLDÜRMEK ZORUNDA KALIRSAM için yorumlar kapalı
DERSİM KATLİAMINDA KARNINDAKİ BEBEĞE ‘DOĞMA’ DİYEREK AĞLADI KADIN, YA SENİ ÖLDÜRMEK ZORUNDA KALIRSAM

İsmail Taylan Kaya

15 Kasım 1937

                              “Evladı Kerbelayme !

                                Be Hatayme!

                                Aybo! Zulmo! Cinayeto!“

Gece daha güne karışmamışken araba farlarıyla aydınlatılan Elaziz Buğday Meydanı, Seyid’in son sözleriyle sarsıldı. Seyit o an atladı tabureden düşlerimdeki beyaz atına. Munzur’a doğru sürdü, kanatlandı, gözden kayboldu. Ne şaki, sergerdeydi onların dediği gibi, ne şimdikilerin deyimiyle Seyid Rıza… Sey Rızo’ydu O, Munzur’un Sey Rızo’su…  Dersim’in her çocuğu rüyasında en az bir defa görür kır atına binmiş Sey Rızo’yu. Ne zaman mı? Babası yok yere kızmışsa, arkadaşları topunu alıp kaçmışsa… Haksızlığa uğramışsa velhasıl…

Dedem anlatırdı, Ağdat’taki konağında cem bağlarmış, omuzlarında mumlar yanarmış, yoksulu korur düşmüşü kaldırırmış. Mazlumların Hızır’ı olmuş ölümden sonra. Düzgün Bawa dönmüş ya ona sırtını, o bu yüzde kimseye sırtını dönmezmiş. Nereye gömüldüğü hala devlet sırrı olsa da boşuna aramayın, düşlerimize baksanız, çocuk rüyalarımıza, orada işte, dorusunun sırtında…

“Vagon” yayımlandıktan sonra hikayeler yollamaya başladı okurlar. Her biri bir vagonla başlayan hikayeler, kendi hikayeleri… Kimi Los Angeles’e savrulmuş, kimi Sinop Boyabat’ta kaybolmuş hikayeler… Öyle acılar okudum ki yazdıklarında, bazen keşke Vagon’u hiç kaleme almasaydım dedim. O zaman diğerlerinin acılarından haberdar olmazdım, bu kadar yaralanmazdım ama bu susmak, bu yok saymak, ihanet olmaz mıydı?

“Bir sabah erkenden köydeki insanları, başka bir köye götürdüler. Kocam yoktu evde, ne yapacağımı bilemedim. Bütün evleri basıyorlardı askerler. Olanları pencereden izliyordum, elim ayağım tutmuyordu, çift canlıydım üstelik. Komşum Fate, bir anda eve girerek kolumdan tutup dışarı çıkardı beni. Gitmek istemedim; kocamın evde olmadığını söyledim. Onun da kaçmış olabileceğini, kaçmadıysa bile bizi mutlaka bulacağını söyledi. Hızla ormanın derinliklerine daldık. Oradan seyrediyorduk korkuyla. Kadınları ve erkekleri ayırdılar. Herkesi birbirine bağlıyorlardı. Dayım, dayımın oğulları, kayınlarım ya Xızır! Kocam da oradaydı. Bağırmak haykırmak istedim ağzımı tutmuşlardı… Kalabalığın önüne kurulu silahlar vardı. Askerler erkekleri o silahlarla taradılar. O an yükselen çığlık ve yakarışlar, Allah’ım neydi günahımız? Kocam, aslanım düştü, kurşunladılar onu da.  Ağlıyorduk sessiz sessiz… Yerde yatanları süngülemeye başladılar sonra. Ölüp ölmediklerini kontrol ediyorlardı. Ete giren, kemiğe batan süngü seslerinin arasından, arada bir ‘’ Ahh! ’’ duyuyordum.  Bir anda yerde süngülenen erkeklerimizi suya atmaya başladılar… Ortalık tam bir cehenneme dönmüştü. Saklandığımız yerde ağlıyor, korkuyor ve çığlımızı içimize gömüyorduk. Aynı şey bizim de başımıza gelebilirdi. Kaçtık, ormanın derinliklerinde saklandık. Askerler daha sonra köyleri ateşe verdi. Askerler gittikten sonra saklandığımız yerden çıkıp köye indik. Cesetler yerdeydi hala. Her yer kan gölüne dönmüştü. Her taraf komşumuz, akrabalarımız ve tanıdıklarımızın cesetleri ile doluydu. Üç yaşında bir erkek çocuğu gördüm süngülenmiş anasının memesini emiyor, sonra gidip toprakla oynuyordu. Anasının öğrettiği bir ninniyi mırıldanıyordu. İçim parça parça parelendi. Nefes alamıyordum. Gözlerim kararmıştı. Çocuğu yanıma aldım. Alma dediler ama bırakmadım onu. Sonra tekrar ormanlık alana çekildik. Aylarca ormanda saklandık hiç inmedik. Gündüz mağaralarda saklanıyorduk, gece köylerimize gelip başıboş olan hayvanları sağıp süt alıp tekrar mağaralara geri gidiyorduk. Kadınlar çocukları ile birlikte mağaralara saklanıyordu. Bir bebek ağlamaya başladı. Yanındakiler kadına ‘’çocuğu sustur, yerlerimizi öğrenirlerse gelip bizi de öldürürler’’ dedi. Kadın emzirdiği çocuğunu göğsüne ağlayarak bastırdı sesi çıkmasın diye. Asker gittiğinde çocuk boğulmuştu. Karnıma dokundum… Sakın doğma bebem dedim… Ben sana kıyamam. Bebeği boğulunca, kadın aklını kaybetti. Saçlarını yolum yolum yolduktan sonra kucağında bebeğiyle mağaradan çıkıp uçurumdan atladı…”(*)

(*) Vagon, Dersim Yayınları 2015

Yoruma Kapalı.