DEVLET 6-7 EYLÜL MAĞDURLARINDAN ÖZÜR DİLESİN

Vasili Galopulos

6-7 Eylül 1955’te Rumlara ve Ermenilere dönük yapılan yağma, saldırı ve katliamın mağdurları, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Platformu tarafından düzenlenen bir etkinlikle anıldı.

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Platformu, 6-7 Eylül 1955’te Rumlara ve Ermenilere dönük yapılan, yağma, saldırı ve katliamın mağdurlarını anmak amacıyla düzenlediği etkinlikler kapsamında ilk olarak İsmail Beşikçi Vakfı’nda “6-7 Eylül ve Türkiye’nin Gayrimüslim Vatandaş Politikaları” başlığıyla panel düzenledi.

Açılışta konuşan DurDe aktivisti Hasret Saygı, bundan 59 yıl önce gayrimüslim azınlıklara yönelik gerçekleşen örgütlü saldırı ve yağmalama girişimini hatırlatarak, bu zihniyetin bugün de devam ettiğini söyledi.

Daha önce “Unutulmaz İki Gün: 6-7 Eylül” adlı belgeseli yapan araştırmacı-gazeteci Rıdvan Akar, panele konuşmacı olarak katıldı. Açılış konuşmasının ardından söz alan Akar, 6-7 Eylül olaylarının gelişimini ve o dönemde yaşananları anlattı. 10695399_10202836230855992_2001551361_n (3)

Akar, 6-7 Eylül olaylarının Cumhuriyet tarihinde izlenen ulus devlet çizgisinin Türkleştirme politikaları sonucu ortaya çıktığını belirterek, “Cumhuriyet’in Türkleştirme politikalarında ciddi süreçler yaşandı. CHP tarafından 1946’dan itibaren azınlıkların Türkleşemeyeceği tespit edildikten sonra ‘ne yapalım’ sorusu ortaya çıktı. Ardından Ermenilere cemaat için Anadolu’da yeniden çoğalması engellenerek göç ettirildi. İstanbul’un Fethi’nin 500’üncü yılında İstanbul’u Rumsuzlaştırma istekleri çerçevesinde 6-7 Eylül olayları yaşandı” diye konuştu.

Akar öncelikle olayın 1955’ten önceki boyutlarına değindi. Kanlı cumhuriyetin kuruluşunda başlayan Müslüman Sünni Türk dışı halkların ortadan kaldırılış aşamalarını anlattı. İlginçtir ki soykırımı sözcüğü sadece Ermeniler için kullanıldı ve İstanbullu Rumların bu kayıt olunmamış soykırımını anma panelinde, katılımcıların gündeminde ve bilgisinde Ermeni soykırımı vardı.

Ayrıca Akar, Amerikan kaynaklara göre, 6-7 Eylül olaylarına katılan insan sayısı 100 bin civarında olduğunu ve bu sayıda bir kalabalığın Rumlara ve azınlıklara saldırılarda bulunduğunu hatırlattı. Kimsenin bu olaylarla yüzleşmediğine dikkat çeken Akar, “Gelecek sene 60’ıncı senesini anacağımız bu hadisede ne yazık ki bir Allahın kulu da çıkıp ‘ben o yapanın içerisindeydim. Ben böyle bir suçun ortağıydım vicdanım sızlıyor’ demedi” dedi.

Bu arada panelde suçluluk ve yüzsüz devletin tutumları, İngiltere’nin rolü açıklandı. Ülkenin aslında hep oynatılan katil bir kukla olduğu tekrar gözler önüne serilirken, devletin yapanları ödüllendirmesi, bu felakete ön ayak olan tekstil, şoför vb derneklerin nasıl önceki felaketlere de yardımcı olduğu da gösterildi.

67ett

Panel sırasında yaşlı bir kişinin o tarihte Mardin’de olanlara tanıklığı çok çarpıcıydı:

“Bir eşek vardı, kafasına Haç koymuşlar, boynunda da çan, o caddeden geçen Hristiyan çocuklarına çanı çaldırıyorlar, çalmayanı dönüyorlar. Mardin küçük, bir ana cadde var, herkes görüyor, vali kaymakam asker, herkes. Çünkü o caddeden geçiyorlar giderken. Bağırıyorlardı ‘Ya Butros’un karısı ya Kıbrıs’ın yarısı’… O günden sonra gayrimüslimler konaklarını bırakıp hiçbir şey almadan kenti terk ettiler…

6-7 EYLÜL 1955 MAĞDURLARI SAYGIYLA ANIYORUZ

Panelin ardından platform üyeleri ve diğer katılımcılar Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek 6-7 Eylül mağdurları için anma etkinliği düzenledi. ” 6-7 Eylül 1955 mağdurları saygıyla anıyoruz” pankartının açıldığı anmada, kırmızı karanfiller bırakılarak mumlar yakıldı.

Platform adına açıklama yapan Gonca Şahin, 6- 7 Eylül günü başta Rumlar olmak üzere Müslüman olmayan azınlıklara yönelik örgütlü saldırılar ve yağmalamalar gerçekleştirildiğini hatırlatarak, 6-7 Eylül ve benzeri olayların arkasında yatan zihniyetin fazla değişmeden günümüzde de sürdüğünü söyledi. “Yeni Türkiye” projesinin Cumhuriyet tarihi boyunca yürütülen homojen ulus tasarımından tam bir kopuş olmadan mümkün olmayacağının altını çizen Şahin, “Bunun için ise Müslüman olmayan yurttaşların eşit birer vatandaş olarak kabul edilmeleri, geçmişte yaşanan mağduriyetlerin telafi edilmesi ve özür dilenmesi ön koşuldur” ifadelerini kullandı.

10656378_10202836231055997_200769061_n

Şahin, açıklamasında ayrıca şunları söyledi:

“6-7 Eylül’de İstanbul’da, başta Rumlar olmak üzere gayrimüslim azınlıklara yönelik örgütlü saldırılar ve yağmalamalar gerçekleşti. Olaylar sırasında 15 kişi öldürüldü, 300 kişi yaralandı, 400 kadın tecavüze uğradı, 5.214 ev, 1.004 iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul tahrip edildi. Tahrip edilen mekânların yüzde 59’u Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si Yahudilere aitti. Ardından bir göç dalgası başlatan bu olaylar, etnik temizliğe dayalı uluslaşma sürecinde önemli bir adım olarak tarihin karanlık sayfalarında yer aldı.

Farklı etnik grupları barındıran Anadolu’nun homojen hale getirilmesi, 1913 yılından itibaren ulus-devlet inşasında temel bir politika olarak uygulandı ve bu doğrultuda devlet tarafından açık bir şekilde asimilasyon, zorunlu göç ve iskân politikaları yürütüldü.

Bu bakımdan 6-7 Eylül olayları, Sünni, Müslüman ve “Türk” nitelikleri ağır basan tek tip ulus yaratma projesinin bir eseri olup, bu doğrultuda gayrimüslim toplumlara verilen bir mesaj niteliğindedir. Bu saldırılar, Lozan anlaşması ile hakları güvence altına alınan İstanbul’daki Müslüman olmayan toplulukları yok etmeyi amaçlayan soykırımcı ulus devlet politikalarında bir süreklilik olduğunu gösterdi.

Bizzat devlet tarafından örgütlenen meslek yasakları, Amele Taburları, Varlık Vergisi, 1964 tehciri, fişlemeler, gasplar, tehditler ve pogromlar ile bu politikalar kurumsallaştırıldı ve bunun sonucunda günümüzde, Anadolu’nun kadim Müslüman olmayan halklarından Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve Süryani toplumundan geriye sadece on binler kaldı.

Ne yazık ki 6-7 Eylül ve benzeri olayların arkasında yatan bu zihniyet, özünde fazla değişmeden günümüzde de sürmektedir.

İnkâr politikaları, Ermeni Soykırımı’nın 100’üncü yılına birkaç ay kalmış olmasına rağmen sürüyor. Gayrimüslim cemaatlere yönelik yaklaşım, Türkiye’nin söz konusu ülkelerle yürüttüğü dış politikasının bir uzantısı niteliğinde. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Rumlar, 40 yıldır Kıbrıs’ta sürmekte olan işgalin neticesinde Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı yürütülen hasmane politikaların; Ermeniler, Ermeni Soykırımı’na yönelik inkârcı politikaların kaçınılmaz sonucu olarak Ermenistan Cumhuriyeti ile olan sorunlu ilişkilerin; ya da Yahudiler, İsrail ile yürütülen çatışmacı politikaların tutsağı olmuş, popülist politikaların nesnesi durumunda.”

Basın açıklamasını izlemek için

http://youtu.be/_co1mZUt314

Benzer Yazılar