DEVLET DERSİNDE ÖLDÜRÜLENLER

İdris Özyol

Geçen sene Kadıköy’de şöyle tanıtmıştı kendini: “Merhaba, ben Alper Sapan… 19 yaşında bir anarşistim. Devletin adaletsizliğine, sömürüye ve zulme karşıyım. İnsanın insan öldürmesini, şiddeti ve devleti reddediyorum. Kimse için ölmeyecek, öldürmeyecek, kimsenin askeri olmayacağı, Savaşsız, ulussuz, sınırsız bir dünya için, özgürlük için vicdanımı dinliyor ve askerliği reddediyorum”. Bir yıl sonra ise Eskişehir’de şu sözlerle duyurdu ‘reddiye’sini. “İktidarların güçlerini ve zenginliklerini koruması uğruna verilen savaşları, kardeşi kardeşe kırdırtan militarist zihniyeti reddediyorum. İktidarların çıkarları uğruna bireylerin iradelerini gasp etmesini, dünyanın her bir yanında ezilen halkların katledilmesini izlemeyeceğim, sessiz kalmayacağım. Ölümü kutsallaştıran, yapay sınırlar yaratan bütün iktidarlara karşı sınırsız, sınıfsız, sürgünsüz bir dünya için olan mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Hiç kimse için ölmeyecek, hiç kimse için öldürmeyeceğim. Ölüm değil yaşam için militarizmi reddediyorum!”… ‘Hiç kimse için öldürmeyeceğim’ diyen uzun siyah saçlı, utangaç yüzlü bu delikanlıyı 2 ay sonra, önceki gün Suruç’ta öldürdüler.

Üşürdü, hep çok üşürdü!

20 yaşındaki Hatice Ezgi Saadet, Mimar Sinan’da sanat tarihi öğrencisiydi. Okulu kazandığını ‘İşsiz olacağım ben. Mutluyum’ diye duyurmuştu. “Berkin’in derin uykudaki direnişinde, Ali İsmail’e atılan son tekmenin peşinde, Soma’da yiten işçilerin arasında attı kalbi. Gezi’yi görmüş çocuklardandı. Bunlar yokmuş gibi yapamazdı. Üşürdü, hep çok üşürdü ve ‘ne zaman ince giyinse hava soğuk olur’du… Soğuk başını ağrıtırdı, sinüziti vardı. Yine de kışın en kara günlerinde bile şehrin öbür ucundaki Olimpiyat Stadı’na giderdi; üşüyerek ama tereddüt etmeyerek… Beşiktaşlıydı çünkü. Beşiktaş’ı ve onun direngen yanını seviyordu. ‘Locası’ yoktu tribünde. Kış günü İkitelli’ye, Olimpiyat Stadı’nın zemherisine açık tribün biletiyle gidiyordu. Beşiktaş’ı seviyordu… Sosyalistti Ezgi… Şeyh Bedrettin gibi haktan, Ulrike gibi bugünden, Denizler gibi yarından yanaydı”. Onu da öldürdüler.

Hepsini birden öldürdüler

32 insanı öldürdüler önceki gün Suruç’ta. 18 yaşındaki Okan Pirinç ve Mücahit Erol’u, 19 yaşındaki Evrim Deniz Erol ve Veysel Özdemir’i, Hrant Dink anmasında Trabzonspor bayrağı sallayan Of’un delifişek devrimcisi Koray Çapoğlu’nu, İngilizce öğretmeni Süleyman Aksu’yu, 26 yaşındaki üniversite öğrencisi Uğur Özkan’ı katlettiler. DTCF öğrencisi Yunus Emre Şen’i, HDP Parti Meclisi Üyesi Ferdane Kılıç ve oğlu Narthan Kılıç’ı, Muşlu Mehmet Ali Barutçu’yu, HDP Sinop adayı 65 yaşındaki delikanlı Cemil Yıldız’ı, HDP Maltepe Eş Başkanı Duygu Tuna’yı, Ceylanpınarlı Kasım Deprem’i, ESP’li dünyalar güzeli Ece Dinç’i, Samsun’u güzel çocukları Aydan Ezgi Şalcı ve Alican Vural’ı aldılar aramızdan. Kobani eylemlerinin sembol fotoğrafında polis tarafından sanki ağzı yırtılırcasına müdahale edilen Adanalı Cebrail Günebakan’ı da öldürdüler. Çağdaş Aydın’ı babasının yanında parçaladılar. ESP’li Büşra Mete’yi, oğlu Kobani’de IŞİD’le savaşırken şehit düşen İsmet Şeker’i, annesinin “listede adı var; ama morgda ve hastanede bulamadık oğlumu” diye aradığı üniversite öğrencisi Murat Yurtgül’ü, Mersin Tarih mezunu Emrullah Akhamur’u, hukuk öğrencileri Nazlı Akyürek ve Nuran Koçan’ı, Nazegül Boyraz’ı, Erdal Bozkurt’u, Polen Ünlü’yü, Dilek Bozkurt’u, Osman Çiçek’i kalleşçe öldürdüler.

Hayata karşı devletin gazı

Çoğunluğu gençti. 18-25 yaş arası. Hayatı seven çocuklardı onlar. Başka bir kuşaktan, neşeli, eğlenceli, kahkaha çocuklarıydı. İtirazları vardı. Sadece kendilerinin değil, bütün insanların, halkların, çocukların, emekçilerin güzel, eşit ve özgür yaşaması için ayağa kalkmışlardı bu ülkenin dört yanında. Sonra koşarak gelmişlerdi Suruç’a. Zorbaların yakıp yıktığı Kobane’ye kütüphane yapmak, çocuklara oyuncak dağıtmak için. Bu güzel insanları, bu genç bedenleri, bu delikanlı fikirleri katlettiler önceki gün. Devlet katletti onları. 18 yaşındaki gencini koruyamayan, bırakın korumayı, onu zaten ezilmesi, yok edilmesi gereken bir canlı türü olarak gören, annesini yuhalatan, babasını hırpalatan devlet vurdu hepsini. Katliam anında sağa sola kaçışırken, yaralı bedenleri hastaneye yetiştirmeye çalışırken bir de gaz sıktı üzerlerine. Ece Ayhan’ın dediği gibi ‘devlet dersi’nde öldürüldüler: “Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında / Bir teneffüs daha yaşasaydı / Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür / Devlet dersinde öldürülmüştür”.

Kaynak

Benzer Yazılar