DEVLETİN IRKÇILIĞINI TEŞHİR EDEN BİR IRKÇI, NİHAL ATSIZ

Leyla Demirtaş / Devrimci Karadeniz

Irkçı ve Turancı olduğum için mahkûm olursam bu mahkûmluk hayatımın en büyük şerefini teşkil edecektir.” (19 Şubat 1945 Nihal Atsız)

Mahkemedeki savunmasında ırkçılığıyla övünen Nihal Atsız, yazıp çizdikleriyle, yaşamı boyunca komünizme ve Türk ırkından olmayan bütün uluslara karşı yaptığı düşmanlıkla dikkat çeken bir (Türk) ırkçısıdır.

Gümüşhaneli bir anne ve Trabzonlu bir babanın çocuğu olarak 1905 yılında dünyaya gelmiştir.

Egemen sınıfların devrimci muhalefetin yükseldiği dönemlerde devreye soktuğu sivil faşist hareketin, kendisine ”ideolog” olarak gördüğü, Türkçülük üzerine yazılar yazmış ve kendisi gibi düşünmeyen herkesi ”vatan haini” ilan etmiş, hakkında yapılan yargılamalar sonucunda kimi zaman ceza alsa da, bir biçimiyle bu cezalardan kurtulmuş, Kemalist iktidarların zora düştüklerinde ”fikir”lerinden ve fikirleri etrafında toplanan güruhtan yararlandığı bir isim olarak tanınmıştır.

IRKÇILIK DEVLET POLİTİKASIDIR

Nihal Atsız’ın ”ırkçılık ve turancılık” yaptığı gerekçesi ile yargılandığı mahkeme kürsülerinde kendisini yargılamaya çalışan devletin de ırkçı ve turancı olduğunu ispat eden açıklamaları dikkat çekicidir.n.atsiz_resim

İşte 19 Şubat 1945 yılında yaptığı savunmasından bazı bölümler:

”Savcının anayasaya aykırıdır diye bize yapıştırmak istediği ırkçılığı devlet bilfiil tatbik etmektedir: Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü ile askerî okullar ve Hemşire Okulu’na ancak Türk ırkından olan öğrencilerin alınması; 2510 sayılı iskân kanununun 7, 9, 10, 11, 13’ncü maddeleriyle iskân muafiyetleri nizamnamesinin üçüncü, dördüncü maddeleri; Millet Meclisi tarafından kanunla kabul edilen İstiklâl Marşı’nın ve Harp Okulu Marşı’nın Türk ırkını terennüm etmesi, hep ırkî görüşün mahsûlleridir.

Benim ırkçılıktan dolayı hesap verdiğim şu dakikada, Istanbul Emniyet Müdürlüğünün birinci şubesinde, birinci kısmın bir masasında oturan bir memur bazı genç öğrencilerin Türk ırkından olup olmadığını incelemekle meşguldür.

Bundan birkaç yıl önce Atatürk’e suikastla itham olunarak Ankara’da muhakemesi yapılan Ali Saip’in dâvâsında, Savcı Baha Arıkan Ali Saip’i Kürt olmakla itham etmiş ve Kürtlüğü bir suç gibi yüzüne çarparak Kürt olduğu için devlet başkanına suikast yapabileceğini ileri sürmüştü. Yani o zaman bir savcı ırkçılık yapmıştı. Bugün ise başka bir savcı ırkçılığı yurda ihanet gibi göstererek ırkçıları itham etmektedir. Devletin kanunları savcıların keyfine göre ayrı ayrı mânâlar alamaz.

Millet fertleri de savcılar, kanunları başka başka anlıyorlar diye oyuncak yerine konulmaz. Ya odur ya da budur. Ceza kanunumuzun birinci maddesi “kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilmez” demesine, devletin orduda bilfiil ırkçılık yapmasına göre demek ki ırkçılık suç değildir. Suçsa asırlardan beri ayrı cemaat teşkilâtları, yalnız kendi aralarında evlenmeleri, dini törenleri ve ayrı mezarlıkları ile bilfiil ırkçılık, hem de Yahudi ırkçılığı yapan Selânik dönmeleri niçin cezalandırılmıyor da, bu vatanın hakîkî sahipleri ve bekçileri olan biz Türkler fikir ve nazariyat sahasında takibata uğruyoruz?

Başvekil Saracoğlu Şükrü, 5 Ağustos 1942’de Millet Meclisi’nde verdiği nutukta: “Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir” diyerek kan, yani ırk esasını kabul etmişti.

26 Birinciteşrin 1941 Pazartesi günü çıkan gazetelerde Istanbul halkına bir veda demeci neşreden eski Örfî İdare Kumandanı Ali Rıza Artunkal Türk Milleti’ne değil, asil ve temiz Türk ırkına hitap etmişti.”

Milli Şef ( İsmet İnönü) dönemi boyunca bir kaç kez mahkemelik olan, memurluk yaptığı yerlerde amirlerine tokat atan, hakaret eden Nihal Atsız, dönemin iktidarının fikirlerine karşı, aykırı davranıyor gibi görünse de, aslında savunmasında kendisinin de dediği gibi onun devletle ya da iktidarla hiç bir çelişkisi yoktur. Sorun onun yüksek sesle konuşuyor olmasındadır, ırkçılığı açıktan savunuyor olmasındadır ve bunu yaparken devletin ırkçılığını da deşifre ediyor olmasıdır.

Yoksa ne Milli Şef dönemi, ne de Demokrat Parti dönemi devletin resmi politikası olan ırkçılık konusunda Nihal Atsız devletten daha fazla bir şey yapmamıştır.

”Türkçüler Derneği”nin genel başkanıdır. Ötüken adlı bir dergi çıkarır. Bu derginin sayfalarından komünizm karşıtı yazılar yayınlar, başta Kürt ulusu olmak üzere Türk olmayan hemen her ulusa ilişkin düşmanlık yapar.

“Bağımsız Kürt Devleti Propagandası” (Sayı 43),

“Doğu mitinglerinde perde arkası” (Sayı 47)

“Satılmışlar-Moskof uşakları” (Sayı 48) gibi makalelerinde Marksistlerin Doğu bölgelerinde gizli çalışmalarda bulunduklarını iddia eder.

”Komünist Don Kişot‘u Proleter Burjuva Nazım Hikmet Yoldaşa” (İstanbul, 1935.) başlıklı makalesi ile Nazım Hikmet’i ihbar eder,

”Türk Gençliği’ne”, ”Türk Kızı”, ”Türklerin Türküsü”, ”Türk Ülküsü” ve benzeri şiirleri ile gençliği komünizme karşı duyarlı olmaya davet eder…

Yazdığı roman, tarih, araştırma yazıları ve makaleleriyle ”ırkçılığı” savunulacak bir ideoloji haline getirmek için uğraşır

H. Nihal ATSIZ’ın oğluna yazdığı ”vasiyeti”…

”Yağmur Oğlum;

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol!

Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.

Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.

Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır.

Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içerideki düşmanlarımızdır.

Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.

Tanrı yardımcın olsun.”

 

 

Benzer Yazılar