DOĞU PONTOS’UN KALBİ: SANTA (TRABZON/GÜMÜŞHANE)

Tamer Çilingir

Santa, Piştofanton, İshananton, Zurnacanton, Terzanton, Pinatianton, Kozlaranton ve Tsakalanton adında yedi köyden oluşan, bugün Gümüşhane’nin kuzey sınırları içinde (geçmişte Trabzon-Maçka’ya bağlı idi), mübadele sonrası terkedilmiş ve halen harabe halinde olan bir yerleşim birimidir.

Harabe halinde olmasına rağmen yıkık dökük haliyle bile, etkileyici mimari anlayışı göze çarpan ilk özelliğidir Santa’nın. 19.yüzyılın son çeyreğinde yumuşak gri renkli kesme taşlardan kemer köprüler, çeşmeler, okul ve kiliseler inşa edilmiştir Santa’da. İlyas Karagöz, ‘’Trabzon Yer Adları’’ adlı kitabında, Livera (Trabzon-Maçka) köyünün en büyük kilisesi olan Hodopolis Metropolit Kilisesi Agio Yorgi’nin duvarlarını yapan ustaların Santalı olduklarını söyler.(1)

Madenciler Kasabası olarak da bilinen Santa, Vahit Tursun’a göre köyün ilk sakinleri, muhtemelen Arğiropoli (Gümüşhane) çevresinde faaliyet gösteren maden ocaklarında çalıştıkları için böyle anılmaktadır. Sahilden 50 km içerde, ulaşımın güç olduğu, dağların arasına kurulmuş bir kasaba Santa.  Karadeniz Ansiklopedik Sözlük’te  20.yüzyılın başları kastedilerek, Santa’nın kapalı bir köy ekonomisine sahip olduğu, bölge halkına yetecek miktarda tarım ve hayvancılığın yapıldığı, dağlarda bulunan demir ve kurşun yataklarının işletildiğinden sözedilir. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük, Santalı erkeklerin Rusya ve çevre illere mevsimlik işçi olarak çalışmaya gittiklerini, özellikle taş ustalığı, duvarcılık ve inşaat işçiliğinde ustalaştıklarını belirtiyor.

1857 yılında, Hattı Hümayun sonrasında, gizli Hristiyan din adamları toplanıp, Trabzon’daki İngiliz konsolosluğuna durumlarını açıklamak için başvurunca,  o zamana kadar nüfusun yarısı Müslüman görülen Santa’da hiç Müslüman yaşamadığı ortaya çıkar. (% 51 Hristiyan, % 49 Cyripto Hristiyan /Gizli Hristiyan) (2)

 

BATI PONTOS’DA BAFRA (NEBYAN), DOĞU PONTOS’DA SANTA

Pontos’u batı ve doğu diye adlandırmamızın sebebini açıklamalıyım önce.  Coğrafi olarak Pontos ülkesinin batısında yer alan bölge (Sinop’tan Giresuna kadar ) Rumların ağırlıklı olarak Türkçe konuştukları ama Ortodoks olarak ibadetlerini açık olarak kiliselerde yapabildikleri bölümdür. Bunun en önemli sebebi  bundan tam 334 yıl önce burada yaşanmış olan büyük direniştir: BAFRA KIZLAR KALESİ DİRENİŞİ (3) Pontoslu Rumların tarihindeki en önemli direnişlerden biri gerçekleşir bu kalede.

Direnişe yol açan olaylar, Osmanlı’nın bütün yasaklamalarına, cezalandırmalarına rağmen Pontosluların Rumca konuşmaktan vazgeçmemesinden kaynaklanır. Özellikle Bafra’da Osmanlı’nın iktidarından dahi söz edilemez…

Bu yüzden 1680 yılında Osmanlı beylerinden Hasan Ali Bey, Sadrazam Kara Mustafa Paşa’nın emriyle Bafra’yı kuşatır. Amaç sadece buradaki iktidar boşluğunu ortadan kaldırmak değil, aynı zamanda bölgenin diğer yerlerinde de direnen Rumlara gözdağı vermektir. Yüzlerce Bafralı kılıçtan geçirilir, günler süren direnişin ardından 1500 kadın ve çocuk Bafra Kızlar Kalesi’ne sığınır.

Direniş kaleye sıçramıştır… Kuşatma uzun sürer… Bu süre sonra askerler kaleye girmeyi başardığında kızlar kendilerini kaleden aşağı atarak, onlara teslim olmaktansa ölmeyi yeğler. Maliyaris Yayınları tarafından Rumca yayınlanmış Pontos Rum Ansiklopedisi’nde bu direniş esnasında 30 kadının kendini kaleden attığı yazar.

Genç kadınların teslim olmaktansa ölmeyi tercih ettiği bu destansı direnişin ardından Osmanlı, Rumlarla bu şekilde başa çıkamayacağını anlar ve geri çekilir. İşte o günden beri bu kaleye Kızlar Kalesi denir.

 

YA DİLİNİZİ YA DİNİNİZİ…

Osmanlı bu olayların ardından yeni bir yöntem üretir. ..Ve Padişah’ın imzasıyla çıkarılan bir ferman ile Pontoslu Rumlara “YA DİNİNİZİ YA DİLİNİZİ DEĞİŞTİRECEKSİNİZ” emri yollanır.

İşte bu ferman Pontos’un da kaderini bugüne kadar belirleyen önemli bir özellik taşır. Bu ferman sonrasında Batı Pontos‘ta (Samsun, Giresun, Tokat, Ordu, Amasya) yaşayan Rumlar, Ortodoks Hristiyan olarak dinlerini sürdürmeyi, dillerini değiştirip Türkçe konuşmayı kabul ederler.

Doğu Pontos‘ta (Trabzon, Rize, Gümüşhane) yaşayan Rumlar ise tam tersine Rumca konuşmayı sürdürmeyi, dinlerini değiştirip Müslüman olarak yaşamayı kabul eder. Ancak ileriki yıllarda anlaşılacağı üzerine Doğu Pontosluların bir kısmı dışarıya Müslüman görünürken,  gizli Hristiyan olarak dinlerini de devam ettirir.

Batı Pontos ile Doğu Pontos arasındaki bir diğer önemli farklılık ise, Osmanlı’nın 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasında Müslüman olmayan uluslara karşı uyguladığı soykırımların ardından Pontos’ta ortaya çıkan bağımsızlık fikirlerindedir.

 

İKİ FARKLI SİYASİ ÇİZGİ

Sait Çetinoğlu  o günkü iki farklı siyasi çizgiyi şöyle değerlendiriyor: ‘’Pontos Hareketinin başını çekenler, gerek mizaçları gerek siyasi bağlılıkları bakımından birbirlerinin tam zıddı olan iki din adamıdır. Amasya Metropoliti Ghermanos (Germanos) Karavangelis ve Trabzon Metropoliti Chrisanthos (Khrisantos). Germanos Yunanistana bağlı bir Pontos fikri geliştirirken, Barışçıl ve uzlaşmacı bir çizgi izleyen Khrisantos diğer halklarla birlikte bağımsız ya da eşitlikçi-otonom bir Pontos fikrinin savunucusu olarak mücadele etmektedir. Pontos bağımsızlık mücadelesi içinde sosyalistler de var olmasına rağmen, harekette belirleyicilik daha çok bu iki din adamının kişiliğinde şekillenmiştir.’’ (4)

Germanos, Yunanistan’a bağlı bir Pontos hayal etmektedir. Ve bu hayal Makedonya’dan Kafkaslara kadar uzanan bölgede yaşayan Rumların tek bir çatı altında yaşamasına, yani bildik ‘Megali İdea’ya dayanmaktadır. Bu yüzden Germanos partizan hareketini (Pontos Partizan Hareketini), Yunanların olası bir Anadolu işgaline destek güç olarak görmekte ve Pontos Rumları’nın özgürlüğünün Yunanistan devletinin ve tabii 1.Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın galip devletlerinin eliyle olacağını düşünmektedir.

Hrisantos ise Pontos Rumları’nın Yunanistan ile bir ilgilerini olmadıklarını söyleyip kimi zaman eski Bizans’ı yeniden kurma fikrine, kimi zamanda bir arada yaşama fikrine sıcak bakar. Buna rağmen o da başta Rusya olmak üzere, Yunanistan’dan beklenti içerisindedir. İttihatçılara güvenir, ayrılık olmadan kurulacak yeni bir devlet içinde pekala bir arada yaşayabileceklerini de savunur. Trabzon’da Vali Cemal Azmi Bey‘le (Ermeni Soykırımı’nın birinci derece sorumlu İTC’lilerdendir) Hrisantos işbirliği içindedir, hatta şehri bir süre birlikte idare ederler. İlişkileri o kadar iyidir ki, Azmi Bey Rusların işgalinin ardından şehri terk ederken yönetimi, Hrisantos’a bırakır.

 

PONTOS PARTİZAN HAREKETİ

Partizan hareketi her şeyden önce Rumlara yapılan yoğun saldırılar karşısında büyük bir direniş göstererek, 353 bin insanın katline sebep olacak Pontos Soykırımı‘nın çok daha büyük rakamlarla sonuçlanmasını engellemiştir. Kendiliğindenci bir özellik taşıyan Partizan hareketi, ağırlıklı olarak Rum köylerine yönelen çete saldırıları karşısında yerel savunma birliği niteliğindedir.

Kendine ve kitlelere güvensiz iki Metropolit (5)(batı’da Germanos, doğu’da Hrisantos),  Pontos’ta Rumlar açısından çok önemli etki gücüne sahiptirler. Bu yüzden ortaya çıkan partizan hareketi, bu iki bakış açısına karşı ideolojik bir duruş oluşturamaz ve yer yer onların etkisinden kurtulamaz.

Bu arada adı o günkü Pontos Bağımsızlık hareketi lideri olarak anılan 1882-1906 arasında Giresun Belediye Başkanlığı yapan Kaptan Yorgi Paşa’nın oğlu Konstantin Konstanidis önderliğinde,  4 Şubat 1918’de Marsilya’da ‘Tüm Pontuslular Kongresi’ adıyla bir konferans düzenlenir.

Bu toplantılarda Trabzon merkezli bir ‘Pontos devleti’ fikri ağır basar.

Her iki toplantı da, öyle resmi tarihçilerin propaganda ettiği gibi Yunanistan devletince desteklenmez. Hatta tam tersine Venizelos, Yunan Kralı ile yaşadığı iktidar kavgasından dolayı, (Kral, Alman Kralıyla akrabadır ve 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Almanların cephesindedir) yeni süreci galip emperyalist cephenin politikalarıyla yönlendirmek ve efendileriyle çelişki yaşamamak derdindedir. Bu yüzden de Pontos Rumları’nın Trabzon merkezli bir Pontos devleti kurma fikrine sıcak bakmaz.

İşte bu partizan hareketinin Batı Pontos’daki merkezi Bafra Nebyan bölgesi (6) iken Doğu Pontos’daki merkezi ise Santa’dır…

İki Metropolit’in yaklaşımları ne kadar birbirinden farklılık gösterse de, birbiriyle organik bağı olmayan bu iki ayrı merkezli partizan hareketi ise birbirine o denli benzeyen  eylemler, tavır alışlar ve duruşlar sergiler.

 

SANTA TESLİM OLMUYOR

Santa’ya dair Vahit Tursun, kaleme aldığı ‘’MADENCİLER KASABASI SANTA NASIL HARABEYE DÖNÜŞTÜ?’’(7) başlıklı yazıdan bir bölümde:

‘’Bir defasında, Santa’nın çevresi Osmanlı askerleri ve onlara yardım eden çeteler tarafından tamamen kuşatılmıştı. Bunu fark eden üç yüz kadar kadın erkek, çocuk ihtiyar bütün köylü gece toplanarak, kaçıp kurtulmak için Vayvadere tarafında bulunan sığ ormanlığa doğru yola çıkmış. Ancak, yol üzerinde bulunan Mercan Taşı civarında askerler yolu kesti. Çocuk ağlamalarıyla fark edilen köylülere yönelik kesintisiz mermi yağmuru başlatıldı. Karşılıklı olarak kıyasıya bir manevra başladı. Ancak gece karanlığı, bölgede bulunan ağaç ve çalılıklar sürekli ateş etmeye ve hedefi isabet ettirmeye engel teşkil ettiğinden, bir ara karşılıklı ateş durur gibi oldu. Tam o sırada, farklı bir güzergâh belirleyerek oradan kaçmaya karar verdiler. Ancak birkaç bebeğin zamansız ağlaması, bu girişime de engel oldu. Bu çocukların ağlama engelini aşmak için bebekleri öldürmeyi düşünmüşler. Ya bütün köylü ölecekti ya da birkaç bebek.

Kararı duyan anneler, yüreklerinde kopan dehşet bir fırtınayla, sesiz sedasız çığlıklar arasında saçlarını başlarını yolmaya başlamışlar. Sonunda korkunç karara boyun eğmek zorunda kalmışlar. Çocuklar öldürülür ve diğerleri yola dizilirler.

Nihayet hedefledikleri sığ ormana kaçabilen Santalılar, ertesi gün köylerine doğru baktıklarında, kapkara dumanların evlerinin üzerini kapladığını görürler.

(…)

farklı gruplara ayrılan Santalılar, epey bir süre Maçka, Yomra ve Santa civarı arasında oradan oraya dolaşıp durmuşlar. Ayrılan grupların en büyüğü, başında Kostas Tsilingiriadis’in (“Ateşoğlu” lakabıyla ünlü) bulunduğu gruptu. Bu grup altmış üç üyesiyle yakalanarak Bayburt’ta idam edilir. Diğer gruplardan Efklidis’in grubu da yakalanarak Trabzon’da hapse atılır ve daha sonra o da orada infaz edilir. Geride kalanlar, oradan oraya kaçak bir şekilde dolaşıp durmuşlar.’’ diyor. Kaynağını ve olayların geçtiği tarihi belirtmemiş. Öğrendiğim de paylaşacağım elbette.

1920 yılının Haziran ayında ise, bir grup asker Santa’ya yollanır ve iki ay boyunca Santa’da kalırlar. ‘’1920 Haziran ayı başında bir Türk, kimliği bilinmeyen kişilerce öldürüldü. Sözde Santalı olan katilleri tutuklamak üzere Santa’ya bir grup asker gönderildi. Askerler, Hristiyanları tutuklayıp hapsederek ve öldüresiye döverek, 2 aydan fazla orada kaldılar.’’ (8)

Çeşitli tarihlerde, Santa’nın dışına çıkan bazı Rumlara yönelik suikastlar gerçekleşir:

1919 yılının Ocak ayının ilk günlerinde (Vazelon Manastırı tarafından idare edilen) ‘’Kremasti’’ rahibe manastırı civarda yaşayan Müslümanlardan oluşan bir grup tarafından basılıp, kapı ve pencereler dahi sökülüp götürülerek, tahrip edilir. Aynı anda Trabzon’dan Santa’ya gitmekte olan 100 kadar erkek ve kadınlardan oluşan Santalılara saldırırlar. Yedi erkek ve üç kadını öldürürler.

1919 Ocak ayı sonlarında Santalı Gabriel Passalidis adlı bir Santalının cesedi ‘’Kimisli’’ denilen yerde bulunur.

7 Mart 1919’da Ghempoura’nın Ouz köyüne gitmekte olan iki Santalı aile bir çetenin saldırısına uğrar ve hayatlarını kaybederler. (9)

Georgios Nakracas’ın (Türk dostudur) ‘’Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni/1922 Emperyalist Yunan Politikası ve Anadolu Felaketi’’ başlıklı kitabında ise, ‘’Santalıların Türk toplumuna ve Türk devletine karşı bu düşmanca tutumu nedeniyle, cephe gerisinde güvenliği sağlamak isteyen  Kemal Atatürk, 6 Eylül 1921 tarihinde güçlü bir orduyla Santa’ya saldırdı.’’ (10) deniyor. Bu konu, Karadeniz Ansiklopedik Sözlükte de geçiyor ve ‘’Türk ordusu 6 Eylül 1921 tarihinde Santa’ya saldırdıysa da bölgenin coğrafi yapısı ve şiddetli mukavemet nedeniyle kalıcı sonuç elde edilemedi’’ (11) deniyor.

 

SANTA, MÜBADELEYİ VE AFFI KABUL ETMİYOR 

TBMM hükümeti 1920 yılında Santalılar için bir af çıkarır ve onlarla uzlaşmaya çalışır. Santalılar bunu kabul etmez ve 1924 yılına kadar direnmeye devam ederler. Mübadele ile birlikte Pontos’ta kendine Rum diyen herkes Yunanistan’a gider ancak Santalılar bir süre bu duruma da direnirler.  Mübadele anlaşmasını 1924 yılında kabul edip, teslim olmamak koşuluyla Yunanistan’a gidebileceklerini şart koşup, silahlarıyla birlikte gemilere biner ve Yunanistan’a giderler.

Yunanistan’da da hükümetin kendilerine uygun gördüğü verimli, alçak köyleri beğenmeyip, tıpkı memleketlerindeki gibi, Kuzey Yunanistan’ın dağlık köylerine yerleşirler.

 

HARABE SANTA

Bir zamanlar nüfusu 10 bine kadar çıkmış bu dağ kasabasının, çoğu 19. yüzyıla ait sanatsal değeri yüksek, taştan yapılmış 13 kiliseyle birlikte, yine taştan okullar, köprüler, değirmenler, çeşmeler ve taş döşeme yolları vardı. Günümüzde bu eserlerden  ayakta kalan yapı pek yoktur. 10-15 aile dışında neredeyse kimsenin yaşamadığı Santa, günümüzde artık harabeleriyle anılmaktadır.

 

 

(1) İlyas Karagöz, Trabzon Yer Adları, Derya Kitabevi, Trabzon 2006, Sayfa 168

(2) Karadeniz Ansiklopedik Sözlük, Özhan Öztürk, Mart 2005 İstanbul, Heyamola Yayınları 2.Cilt, Sayfa 1009

(3) Osmanlı’nın Pontos’la İmtihanı

(4) Sait Çetinoğlu, ‘’Pontos Bağımsızlık Hareketi ve Pontos Soykırımı’’başlıklı makalesi

(5) Hristiyanlıkta bir bölgenin tüm kiliselerinden sorumlu piskopos veya başpiskopos…

(6) Leyla Poyraz, PONTOS’UN KALBİ NEBYAN

(7) Vahit Tursun, MADENCİLER KASABASI SANTA NASIL HARABEYE DÖNÜŞTÜ? http://www.yusufbulut.com/index.php/oeykue/704-sant

(8) Alexander Papadopoulus, Resmi Belgelerle Avrupa Savaşından Önce Türkiye’li Rumlar Üzerindeki Zulüm / Pontos Trajedisi 1914-1922 KARA KİTAP, Pencere Yayınları, 2013, Sayfa: 253

(9) Alexander Papadopoulus, Resmi Belgelerle Avrupa Savaşından Önce Türkiye’li Rumlar Üzerindeki Zulüm / Pontos Trajedisi 1914-1922 KARA KİTAP, Pencere Yayınları, 2013, Sayfa: 249-252

(10)Georgios Nakracas, Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni/1922 Emperyalist Yunan Politikası ve Anadolu Felaketi, Belge Yayınları, Şubat 2003, Sayfa: 206

(11)Karadeniz Ansiklopedik Sözlük, Özhan Öztürk, Mart 2005 İstanbul, Heyamola Yayınları 2.Cilt, Sayfa 1010