DUVARDA KANLA YAZILI ERMENİCE MESAJ

Tamer Çilingir / Devrimci Karadeniz

 

“Bizi buraya getirdiler. Bizi öldüresiye dövdüler. Şimdi de vadinin dibine, öldürmeye götürüyorlar.”

Kanla duvara yazılan mesajın altında da orda bulunan ellinin üzerinde insanın adları sıralanmıştı. Ölüme götürülen o insanların içinde birisi olan biteni, birilerine anlatma çabasındaydı.

Yıllarca vatan bildikleri memleketlerinde, çocuklarıyla, eşleriyle, dostlarıyla, komşularıyla mutlu bir yaşam için mücadele veren bu insanlar, şimdi bir binaya doldurulmuş, işkencelerden geçirilmiş ve birazdan ölüme götürüleceklerdi.

Onların canlarına susayanlar, sadece canlarını almakla kalmayacaktı. Mallarına mülklerine de el koyulacaktı. Geride onlardan iz kalmasın diye sağ kalan çocuklar, müslüman ailelerin yanlarına verilecek, okulları, kiliseleri yakılıp yıkılacak, adları anılmayacaktı.

O duvara kanıyla bu mesajı yazanın kim olduğunu bilemeyeceğiz hiç.

Ama onların kanlarına susayanlar, tarih sahnesinde, insanlık önünde mahkum edildiler…

 

Çitçiyan’dan dinleyelim bir de:

’’Bir Amerikan askeri, büyük Ermeni evlerinden bulabilmek için birkaç Ermeni delikanlıdan yardım istemişti. Amerikalılar, yetimhaneye dönüştürmek için, sayıları çığ gibi büyüyen Ermeni yetimleri alacak büyüklükte evler arıyorlardı.

Alman yetimhanesine gitmek için dolaşırken, o asker bana da yaklaştı. Hazır fırın kapalıydı. Yapacak başka işim olmadığından, yardıma gönüllü olup gruba katıldım.

İlk vardığımız köy Bazmahsen’di. Evlerin eski sahiplerinin çoğu çiftçiydi. En büyük çiftlik evi bile Amerikalıların işine yaramamştı.

Yörenin yerlisi olan on-on beş çocuktan oluşan grubumuz, askeri, eskiden bir Ermeni köyü olan Vartatel’e getirdi. Müştemilatının içinde kuyusu da olan büyük bir ev bulduk. Kapısını çaldığımızda cevap veren kimse çıkmadı ama içeriden kulağımıza sesler geliyordu. İçeridekilerin Türk olabileceğinden şühhelenerek Türkçe, Amerikalıların evi kullanmak istediklerini söyledik. Yine kapı açılmayınca asker kapıyı tekmeleyerek açtı. İçerdeki Türkler yalvar yakar kendilerini öldürmememizi, evi hemen terk edeceklerini söylediler. Böylece içindeki eşyalarlarla birlikte evi olduğu gibi bırakıp gittiler.

İki katlı bir evde. Asker, içeride ne varsa camdan aşağı atmamızı emretti. Biz ne var ne yok her şeyi camdan aşağı bakarken, asker de diğeri odaları kontrol ediyordu. Aradan birkaç dakika geçmişti ki durmamızı emretti. Evin ve içindeki eşyaların Türk hükümetine ait olduğunu belirten bir mühür bulmuş. Tüm eşyalar zimmetliymiş. Tam bu sırada oğlanların birinin çığlığıyla yeraltındaki geniş kilere koştuk. Kilerin içi adeta kan gölüne dönmüştü. Duvarlardan birinde Ermenice kanla yazılmış bir yazı vardı. Biz yazıyı okumaya başladığımızda asker de öfkesinden yerinde duramıyordu. “Bizi buraya getirdiler. Bizi öldüresiye dövdüler. Şimdi de vadinin dibine, öldürmeye götürüyorlar.”

Duvardaki mesajın yanına elli-altmış kişinin isimleri eklenmişti.

Odadan çıkıp evden ayrıldığımızda, hepimiz ruhen çökmüştük. Yaptığımızı en başta kendimiz mazur göremezdik. Türklerin işkence yaptıktan sonra katlettiği masum inanların varını yoğunu yağmalamıştık.

Üç-dört gün içerisinde Harput ve Mezre’de bulduğumuz birkaç büyük ev yetimhaneye dönüştürüldü. Çok geçmeden civar bölgelerden toplanan yetimher buraları doldurdu. Grupla yalnızca bir gün beraber oldum. Bir başkasının malına mülküne el sürmeyi kaldıracak halde değildim. Hem de beşimizin karnını doyurabilmek için çalışmak zorundaydım.

Alman misyoner Herr Ehmann’ın yerini Amerikalı misyoner Mr. Henry Riggs almıştı. Mr. Riggs almıştı. Mr. Riggs’in yalnızca Protestan yetimhanesinin başına geçmekle kalmadığını Yeprad Koleji’ni de yetimhaneye çevirttiğini işitmiştim. Harput bölgesinde ve Hüseynik, Morenik, Sursuri ve Kuylu gibi civar köylerde birbiri ardına kurulmuş tüm yetimhanelerin müdürü olmuş ve kısa bir süre içinde, bölgeden iki bin beş yüzü aşkın Ermeni yetim toplamıştı. Mr. Riggs Ermenilerin sevip saydığı bir şahsiyetti ve akıcı bir Ermenice’si vardı.’’ (*)

 

 

(*) ÖLÜME KIL PAYI, Hampartsum Çitçiyan’ın Anıları, Türkçe’ye çeviren: Ali Çakıroğlu, Belge Yayınları, Eylül 2009, Sayfa 286, 287

Benzer Yazılar