EFSANE DİRENİŞÇİ STEVE BİKO VE SİYAH BİLİNCİ

Zulmün Boyunduruğunu Koyunsu Bir Ürkeklikle Taşıyan Öküz Olmamak: Siyah Bilinci

Sait Çetinoğlu

Çok genç yaşında işkence altında hayatını kaybedenGüney Afrikalı direnişçinin mirası: Siyah Bilinci[i]Türkçede okurlarla buluşması,   muktedir olmayanların baskıya direnişlerine yeni bir penceredir.Yeni bir bakış ve efsanevi direnişçi Steve Biko’nun soluğudur.

Siyah Bilinci,muktedir olmayanların  kendilerine atfedilen olumsuz nitelikleri birer birer parçalayıp onların ayağa kalkmasına yol gösteren  bir manifestodur.Biko’nunSiyah Bilinci, siyahın kaldığı yerden doğrularak  isyanının anahtar rolüne işaret eder.

Steve Biko, Güney Afrika’da apartheid rejimine karşı yürütülen direnişin sembol direnişçilerinin en etkililerinden bir olmasının yanında siyahların,  siyah kıtanın ve  muktedir olmayanların da kurtuluş umuduydu. Onu Dünyada Mandela’dan sonra en popüler kılan yazıları ve konuşmalarıyla direnişin soluğunu kitlelere bir umut olarak yaymasıydı.

O, siyah dünyanın toplumsal kurtuluşuna giden yolun, en başta siyahların  kendilerine güvenmeyi, kendilerine saygı duymayı ve kendilerini pozitif olarak tanımlamayı önlerine koyan  bir geleneği özümseyerek Siyah Bilinci ile direnişi yeniden formüle ederek kitlelere yol gösterdi. Siyah Bilinci, sadece siyahların değil, toplumsal kurtuluşu düşleyen tüm   muktedir olmayanların yolunu aydınlatan bir ışık huzmesidir:

Değişim için tek aracınızın, şahsiyetini kaybetmiş bu insanlar olduğunu idrak ettiğinizde, hakikati görmek daha zorunlu hale gelir. Öyleyse atılacak ilk adım, siyah adamı kendine getirmektir, boş kabuğunun içine hayat pompalamaktır, ona özsaygı ve onur aşılamaktır, suistimal edilmesine ve doğduğu ülkede kötülüğün hüküm sürmesine izin verdiği için kendisinin de bu suça ortak olduğunu hatırlatmaktır. Bir tür içe- bakma süreci derken kastettiğim şey budur. ‘Siyah Bilinci’ nin tanımı budur.
Biko’nun Siyah dünyaya yol gösterirken kullandığı sözlerindeki Siyah, esmer veya başka bir kavram ile değiştirilirse anlam değişmez. Biko’nun kısıtlamasız sözleri evrenseldir.

Biko, yaşamını Yeryüzünün Lanetlileri’nin kurtuluşuna ve özgürlüğüne adamış Frantz Fanon gibi  Yeryüzünün Lanetlileri’nin sözcüsüdür. Daha da öte­si, Yeryüzünün Lanetlileri’nin Yeryüzünün Efendilerine karşı sürdürdükleri özgürlük ve kurtuluş mücadelesinin militan bir yoldaşı, eylemci bir sa­vaşçısıdır.

Biko yazılarına ne istersem onu yazarım bantını koyar. Yazılarında ve konuşmalarında kendini sınırlamaz ve kısıtlamaz. Ülkesininin durumunu tarifleyen sözleri çok  tanıdıktır: Esasen Güney Afrika beyaz topluluğu homojen bir toplu­luktur. Hak etmedikleri imtiyazlı mevkilere çöreklenmiş, bunun farkında olan ve bu yüzden zamanlanın, yaptıkları şeyi aklamaya çalışarak harcayan bir topluluk. Bunlar, siya­si düşünce farklılıkları olduğu zaman, imtiyazlı olma ve iktidarı gasp etme hâllerini haklı göstermeye çalışırlar. Muktedirlerin duruşu ve konumu bütün coğrafyalarda aynıdır.

Biko için o uğursuz 1562 yılından beri yaralı olan bilincin onarılması en  can yakıcı sorundur. Maddi yoksulluğun önüne ruhsal yoksulluğu koyar. Maddi yoksulluk üzerine çok şey söylenmiştir. O, yaralı bilincin onarımı ve Siyah Bilincin özümsenmesine yönelik can alıcı soruları sorar: Ruhsal yoksulluğa dair ise bir şeyler söy­lemeliyiz. Siyahları mutlu bir şekilde yaşamaktan alıkoyan nedir? Acizliklerine kendi rızasıyla mı inanmıştır? Bir insa­nı, isteklerinin gerçekleşmesi uğruna ölüme gönderen o en­der nitelik, siyah adamın genetik yapısında bulunmaz mı? Yoksa o düpedüz yenilmiş bir insan mı?

Soruya verilecek cevabın ikinci önermeye yakın olduğunun altını çizerek, can alıcı soruya cevabı verir: Be­yaz tahakkümün ardındaki mantık, bu ülkede siyah insanı hizmetçi rolüne hazırlamaktır. Bu cevap da bize yabancı değildir. Tam da burada  adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt’u hatırlamanın zamanıdır.

Maddi yoksulluk yeterince kötüdür, ama bir de ruhsal yok­sullukla birleşirse, öldürür. Ve muhtemelen, siyah halkın kurtuluşu yönündeki olağan gidişata dağlar kadar engel çı­karan bu etkidir. Sözleriyle Biko’nun Siyah Bilinci, en başa yaralı bilincin tamirini önüne koyar,  Siyahlar -300 yıllık kasıtlı baskı, karalama ve küçümsemenin sonucu olarak aşağılık kompleksinden mustarip oldukları sürece, bir insanın sade­ce insan olduğu normal bir toplumun eş-mimarları olamaz­lar. Öyleyse, olası başka bir şey için giriş mahiyetinde gerek­li olan şey, siyah bilinci taşıyacak olan çok sağlam bir taban örgütlenmesidir; öyle ki siyahlar, kendilerini ortaya koyma­yı ve haklı davalarını savunmayı öğrenebilsinler.

Muktedir olmayan her kesim ve her topluluk onun sözlerinde kendini, kısıtlamalarını ve bunlardan çıkış yolunun ışığını bulabilir. O, ülkesinde ki siyasal aktörleri tanımlarken kullandığı kelimeler ne kadar tanıdıktır. Ülkenin ve aktörün ismini değiştirsek anlam değişmez.Biko’nun evrenselliği de buradan kaynaklanır.

Steve Biko’nun Siyah bilinci, evrensel bir kuralı hatırlatmakta ve  kendi gücünün dışında bir güçten yararlanarak vücut bulan gruplara  anahtar bir ders vermektedir. Onda  kendine güvenme ve kendi bilincini yani  Siyah Bilinci oluşturma  ve özümseme anahtar unsurdur. O kendi sözüne önem verir: Aksi takdirde, konuşanlar hep siyahlar için neyin iyi olduğunu her zaman bilmiş ve söylemiş olan  beyazlardır ve siyahlara düşen dinlemektir. Bu siyah adamın isteklerini gerçekleştirmesinin ve hızını başkalarının belirlemesidir ki o an,  muktedirlerin en fazla vicdanı hedef alınacak  haklar iane isteme derecesine düşürüleceklerdir: Bu tıpkı bir köleden, efendisinin oğluyla birlikte kendi köleliğine sebep olan bütün koşulları ortadan kaldır­mak için çalışmasını beklemeye benzer.

Zira onların itirazları, beyaz vicdanı hedef alır ve oraya hitap eder; yaptıkları her şey nihayetin­de siyah insanın da bir insan olduğu ve yakın gelecekte kendisine beyazların masasında yer verileceği konusunda beyaz seçmeni ikna etmeye yöneliktir.”Tıpkı hayvan hakları gibi.

Siyah Bilinci aynı zamanda tarih bilincidir. Güney Afrika’nın sömürgeleştirilmesi tarihini, 1562’yi  uğursuz  yıl olarak not eder. O uğursuz yıldan itibaren kaybettiklerinin ortaya serilmesini önemser. Kayıpları sayar. Köleleştirilme sürecindeki  kayıplar bilinmeden onların telafisi imkansız olduğu gibi  kölelikten kurtulmayı da  imkansız kıldığını düşünür.

Afrika kültürüne ve bu kültürün  ortaklaşmacı kökenlerine vurgu yapar. İn­sanları insan olarak değil de belli bir işlevi olan ve birinin zararına ya da yararına çalışan aracılar olarak gören bu yak­laşım bize yabancıdır. İyiliğinin insana içkin olduğuna inanıyoruz, insanı insan olduğu için seviyoruz.

Birlikte yaşıyor oluşumuzu, kendi aramızda bitmek bilmez bir rekabeti haklı gösteren talihsiz bir kaza olarak değil, bizi yaşamın çeşitli sorunlarına bütünleşik bir cevap arayışına müştereken katılmış erkek ve kız kardeşler topluluğu hâli olarak değerlendirir. Bu nedenle her zaman, yaptığımız her şeyde insana öncelik verilmesini bütün eylem­lerimizin, kapitalist yaklaşımın alamet-i farikası olan bireyci­likten ziyade genellikle ortaklaşmaya yönelik olmasının altını kalın çizgilerle çizer.

Efsane direnişçi Steve Biko’nun tarih bilincine verdiği önem coğrafyamız için de son derece önem taşır. Biz de bu sözlerini altını çizerek Biko’yu saygı ile anıyoruz:

Olumlu bir tarihten mahrum olan halk, motoru olmayan bir taşıta benzer. Duy­guları kolayca kontrol edilemez; bilindik bir doğrultuya kanalize edilemez. Her zaman daha başarılı bir topluluğun gölgesinde yaşar.

[i] Steve Biko, Siyah Bilinci, çev. Onur Eylül Kara, Dipnot Y. 2014