EGEMENLERİN TARİHİYLE HESAPLAŞAMAYANLAR, EGEMENLERLE HİÇ HESAPLAŞAMAZLAR

Devrimci Karadeniz

353 bin ölü… (1919-1923 KARADENİZ)

1 milyon 250 bin insanın ”tehcir”i (zorunlu göç)… (1923-1932 KARADENİZ) ama asıl vahim olanı geride kalanların kimliklerinden arındırılarak Türkleştirilmiş olması…

Yirminci yüzyılın hemen başında Karadeniz’de yaşanan bu zulmün tarih kitaplarında anlatılmamış olması, o yaşananların olmadığını anlamına gelmez. Ve aradan geçen bunca zamandan sonra bu konuyu yeniden tartışmanın, bu gerçekleri açığa çıkarma çabasının arkasında ”dış” güçler, ”art” niyetler ”milliyetçi” görüşler aramanın manası, tam da art niyetli, dış güçlerin ve milliyetçi görüşlerin gerçeklerin açığa çıkmasından duyduğu korkudur.

İnsanlık tarihi, sınıflar mücadeleleri tarihidir aynı zamanda. Emekçi sınıfların, egemenlerin her türlü barbarlığına, zulmüne maruz kaldığı bu tarih, isyanlarla, zaferlerle olduğu kadar, yenilgiler, acılar ve hüzünleri de içinde barındırır. Egemen sınıfların emekçi halklara yönelik büyük katliam ve vahşet uyguladıkları dönemlerde amacı bir yanda sömürü düzeninin devamını sağlamak olduğu kadar, halkların hafızasında izler bırakarak korkuyu büyütmektir de aynı zamanda.

SOYKIRIMLAR, KATLİAMLAR VE SÜRGÜNLER TARİHİ

Anadolu’nun kadim halklarından olan Pontos Rumları da başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere, ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucuları tarafından olmak üzere, dünyanın en kanlı zulümlerinden birini yaşamış ve soykırıma uğratılmıştır. Soykırım ve tehcir, Anadolu’nun Müslüman olmayanlardan arındırılma politikasının sonucudur ve sorumluları ”İttihat ve Terakki”ciler ve onların ardılları Kemalistlerdir… Pontos Rum Soykırımı, anlı şanlı tarih hikayelerinde anlatılmaz, anlatıldığı kimi kaynaklarda ise, Anadolu’da süren bir anti emperyalist ”kurtuluş savaşı” masalının arkasına sığınılarak, bir kaç ”çapulcu, çeteci Pontuslu Rum’nun ayaklanmasının bastırılması” olarak açıklanır… Bu katliamların baş sorumlularından İttihat ve Terakki’nin gizli örgütü ”Teşkilat-ı Mahsusa”nın has adamlarından katliamcı Topal Osman’ın ”Kurtuluş Savaşı Kahramanı” olarak heykelleri dikilir. ”Yedi düvel”e karşı verildiği iddia edilen bu savaşın yaşandığı iddia edildiği tarihlerde Topal Osman’nın ‘savaş’tığı iki cephe vardır: Ve bu cephelerde de karşısında iddia edildiği üzere ‘yedi düvel’ değil, Anadolu halkları vardır. Topal Osman hem 1919-1923 yıllarına Pontos Rumlarına karşı Karadeniz’de hem de 1921 yıllarında Kürtlere karşı Koçgiri Katliamı’nda yeralmıştır. O, Pontos ve Kürt halklarına karşı suç işlemiş aşağılık bir katildir sadece.

”İttihat ve Terakki” ile ardılı Kemalistlerin elleri kanlıdır. O kan Anadolu halklarının kanıdır. Ermeni Soykırımı ile Pontus Soykırımı ile Süryaniler, Keldaniler, Nasturiler ve Kürtlere karşı yaptıkları katliamlarla Hitler ve Mussolini’ye esin kaynağı olmuşlardır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıcısı Kemalistler baştan aşağı yalanlarla dolu, yeni bir tarih yazarak Anadolu halklarının kanları üzerine kurdukları bu devleti meşrulaştırmayı hedeflemiş ve işledikleri cinayetlerin sorumluluğundan kurtulacaklarını düşünmüşlerdir. Ve iktidar oldukları 1923 yılından itibaren de halklara karşı suç işlemeye devam etmişlerdir.

ASİMİLASYON TARİHİ

Pontos Rumlarına yönelik zalim politikaların başında ise, onların asimile edilme sürecinde yaşadıkları gelir. Yüzyıllar boyunca dinlerini, etnik kimliklerini gizli yaşamak zorunda kalan bu halk, egemenlerce sürekli baskı ve tehdit altında tutularak, devlet yanlısı, resmi ideoloji yanlısı olmaya zorlanmıştır. Öyle ki evlerinin gizli bölmelerinde dini ibadetlerini yaşayan bu halk, dışarda en iyi müslüman, en iyi türk olma gayreti içerisinde yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır.

Nesilden nesile bu baskı giderek müslümanlığı ve türklüğü ‘tercih’ etmek biçimine dönüşmüş olsa da, kimliklerini yaşamakta ısrarlı olanların varlığı en azından dillerini (Romeyka) korumalarını sağlamıştır. Soykırım ve ardından yaşanan techir (zorunlu göç) sonrası hala dillerini konuşan bu halk, yüzyıllardan bugüne uzanan bu süreçte adeta bir ”toplumsal refkeks” haline dönüşen, egemenlere kendini ispat etme tavrından kurtulamamıştır. İşte bugün hala Trabzon ve çevresinde ırkçı, faşist politikaların zemin bulabilmesinin ardında bu gerçekler yatmaktadır.

Karadeniz’de Pontoslu Rum yoktur değerlendirmesi de büyük bir yalandır. Başta Trabzon olmak üzere, Samsun, Ordu ve Giresun’da yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu Pontos Rumlarıdır. Yalanlarla dolu cumhuriyet tarihi bu gerçeği değiştiremez. Teknolojinin gelişmişliği gözönüne alındığında yapılabilecek gen araştırmaları ile bile bu gerçek herkes tarafından bilinebilecektir. Ve tabi Karadeniz’de yaşayan Pontoslu Rumlar artık müslümandırlar. Ana dili Romeyka olan bu halkın Türkçeyi ”düzgün” konuşamaması kadar da doğal bir durum olamaz. Oysa bu durum dahi o halkın aşağılanması, alay edilmesi için malzeme olarak kullanılmaktadır. Asimilasyon politikalarının çok kesin sonuçları olmasına rağmen, kendi geçmiş kimliklerinin izlerini taşıdıkları da açıktır.

RESMİ TARİHE KARŞI SESSİZ Mİ KALMALIYIZ?

Peki bütün bu olan bitene, bugüne kadar olduğu gibi susarak sessiz mi kalmalıyız? Bu ‘milliyetçi’ düşünceleri geliştirir, biz sınıf mücadelesini öne çıkarmalıyız diyerek, bu yalan yanlış tarihi eleştirmemeli miyiz? O zaman sınıf mücadelesi başarıya daha kolay mı ulaşacaktır acaba? Korkulan halkların sınıf mücadelesinden uzaklaşıp ‘milliyetçilik’e kaymaları ise eğer, bugün bu halkların yaşadıkları topraklardaki ırkçı, milliyetçi etkileri ve sonuçlarını nasıl ortadan kaldıracağız acaba?

Benzer Yazılar

One Response

  1. Mehmet Halil