ERDOĞAN YÜZYILLIK KANLI TARİHİN MİRASÇISI VE ORTAĞIDIR

Tamer Çilingir

ERDOĞAN’IN KOBANE’YE YANITI: TEK MİLLET, TEK BAYRAK, TEK VATAN, TEK DEVLET…

İşte yüzyıl önce Karadeniz’i kana boyayan Kemalist proje buydu… Şimdi Trabzon’dan, Kürt halkının direnişine hakaretlerle yanıt veren Cumhurbaşkanı ”barış süreci”nin koca bir yalan olduğunu bir kez daha teyid etti. Hesap soracağız diye de tehditler savurdu. Ve yineledi; ”tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet”

Günlerdir yaşanan Kobane’ye destek gösterilerine, devletin polisi, askeri, sivil çetelerinin saldırıları sonucu onlarca insan hayatını kaybetti. Erdoğan her zamanki gibi her şeyi ters yüz açıklayıp, olan bitenin sorumluluğunu direnenlere yükledi.

Başından beri IŞİD’i destekleyen TC hükümetiydi. Onların Esad’a karşı çıkışlarının da arka planında Kürtlerin güneyde (Suriye) kanton oluşumuna gitmeleriydi.  TC hükümetinin yer yer IŞİD’i durdurmak için ortaya sürdükleri şartlardan birinin ‘‘kantonların feshi‘‘ olması da bunu ispatlıyordu.

Kobane’ye destek amaçlı eylemlerin devasa boyutlara ulaşması, TC hükümetinin ‘‘barış ya da çözüm‘‘ diye adlandırdıklaı sürece dair yaklaşımlarının da bir kez daha deşifre olmasına vesile oldu. Bütün demokratik gösterilere polis vahşice saldırdı, sık sık gerçek mermiler kullandı. Silahlandırılan Hizbullah artığı çeteler halkın üzerine ateş açıp onlarca insanı katletti, yüzlerce insanı yaraladı. Özellikle metropollerde devreye sokulan sivil çeteler, MHP’li faşistlerle beraber polis desteğiyle halkın üzerine saldırtıldı. Linç edildi gencecik insanlar.

İçişleri bakanı Bakanı Efkan Ala başta olma üzere devletin bakanları, yetkilileri bütün bu süreç boyunca tehditler savurdu. Eğer Kobane’ye destek eylemleri durdurulmaz ise ‘‘Şiddet misliyle karşılık bulacaktır’‘ dedi. Yani kanlı bir terör örgütünün Ortadoğuyu kana bulaması, Kobane’yi kuşatması değil de, bunu protesto etmek buna karşı çıkmaktı şiddet. Ama IŞİD’in yaptıklarının çok daha ilerisindeki şiddeti,  devletin resmi ve gayriresmi güçleri Kobane’ye destek eylemleri sürecinde sergiledi.

 

ŞİDDET UYGULAYAN KİM?

Ellerinde sopalar, palalar ve silahlarla; Diyarbakır’da, Batman’da, Siirt‘te ”Biji Hizbullah” sloganları ile kurşunlandı insanlar. Ellerinde pompalı tüfekler, domuzbağları ile insan avındaydılar.

Sadece Kürt illerinde değil, batıda da aynı şeyler yaşandı. HDP binaları kuşatıldı ateşe verildi batıdaki şehirlerde. Palalı, bıçaklı ve silahlı, uzun sakallı, sarıklı kontra artıkları MHPli ırkçı faşistlerle birlikte Kürtleri ve onların yanında olanları linç ettiler. Objektiflere böbürlene böbürlene poz veriyorlardı. Tıpkı 1990’lı yıllarda batıdaki özel tim operasyonlarında, sokak ve ev infazlarında olduğu gibi ‚‘‘Türk‘‘ bayraklarıyla katliamcı devletin özel timlerine destek için, cinayet yerlerine toplanıp, slogan attıkları gibi.

6-7 Eylül 1955 İstanbul’unun fotoğraflarına bakın bir. Sokak sokak Rum avında olan,Rumlara ait işyerlerini, evleri yağmalayan, ve objektiflere ellerinde sopalar ve Türk bayraklarıyla poz veren insanlar. Bu süreçte İstanbul’da, Bursa’da, Antep‘te aynı şeyler yaşandı, aynı pozlar verildi objektiflere, ellerinde sopalar ve Türk bayraklarıyla.

‘‘Yaşasın IŞİD‘‘ sloganları atan polisler gördük.

 

Devlet bize kontrgerilla  devleti olduğu gerçeğini bir kez daha gösterdi

İslam kimliğine bürünmüş devletin eli kanlı çetesi ”Hizbullah” adam kaçırıyor, işkence yapıyor, katlediyordu 1990’lı yıllarda. Adları Hizbullah (Allahın Partisi) idi ama onlar devlet için kan döküyorlardı

Yüzlerce Kürt yurtseverini kaçırıp katlettiler, kireç kuyularına, kamu binalarının temellerine gömdüler ölü bedenlerini. Birçok insanın akibeti bilinmiyor ve hala birçoğunun mezarı bile yok.

Sokak ortalarında kurşunluyorlardı gencecik insanları. Kürt özgürlük mücadelesini boğmak, etkisiz hale getirmek, imha etmekti amaçları…

İşte bu Kobane’ye destek eylemleri sürecinde 6-7 Eylül ‘‘kahramanları‘‘ ve 90ların Hizbullahı yeniden sahnedeydi. Devlet bize kontrgerilla  devleti olduğu gerçeğini bir kez daha gösterdi. Ve yüzyıllara varan zulüm geleneğinin her türlüsünü göstermeye devam edeceğini de…

‘‘Camları kırıyorlar, bayrağımızı yakıyorlar, atatürk büstlerini ateşe verdiler‘‘ diyenleri gördük.‘‘Kamu malına zarar veriyorlar‘‘ diyen cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları gördük; onlarca insan katledilmiş ve  yüzlerce insan yaralı iken.  Üstelik camları da, bayrakları da, büstleri de ateşe verenlerin Kürtler olup olmadığı bilinmediği halde… Velev ki bunu yapanlar Kürtler, devrimcilerdi diyelim. İnsan hayatından daha mı değerliydi bunlar?

Evet daha değerliydi bütün bunlar, insanların hayatından.

 

YÜZ YILDIR MEŞRULAŞTIRILAMAYAN BİR DEVLET

Cumhurbaşkanı  ‘‘Rabia‘‘ işaret yaparak saymaya başladı Trabzon’da; ‘‘tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet‘‘

Yüzyıldır tutmadı bu maya… Kan ve gözyaşlarıyla sulanan bu topraklarda 91 yıl önce inşa ettikleri devlet de, bayrak da, vatan da bizim değil… O tek millet dediği şey de, ne Kürtleri ne de diğer ulusları temsil ediyor.

Talat Paşa’dan Enver Paşa’dan devraldığı soykırımı bayrağını ölene kadar dalgalandıran, Hitler’e ‘örnek’ olabilecek derecede suçlu olan Mustafa Kemal’in izinden yürüyor Recep Tayyip Erdoğan.

O da bize ‘’Kurtuluş Savaşı’’ masalını anlatıyor. Özellikle Kürtlere bu savaşta birlikte savaştık diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor ‘’Kurtuluş Savaşı’’ masalını ve ardından kurulan bu zalim devleti.

Devletin kuruluşunda önemli rolleri olan birçok isim suçlular ordusu haline dönüşüp ,suikastler, İstiklal Mahkemeleri gibi ortamlarda muhalifler tasfiye edilipMustafa Kemal ‘tek adam’lıkla yeni ‘’Padişah olmuş’’, onu İsmet İnönü izlemişti. Erdoğan da aynı yoldan ilerliyor…

Cumhuriyet tarihi boyunca İttihatçılarla başlatılan Ermeni, Rum , Süryani soykırımı devam etti. Kürtler her fırsatta inkar ve imha ile karşı karşıya kaldılar.

Cumhuriyet’in ezilen ulusların, emekçilerin düşmanlığını Osmanlı’dan İttihat ve Terakki’ye bir mirası devralarak yapan Mustafa Kemal ve onun varisi Kemalistler himayesinde yükseldiğini iyi biliyoruz. Bugün ”tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” diyen Erdoğan da bu mirasın savunuculuğunu yapıyor.

 

ERDOĞAN BU KANLI TARİHİN MİRASÇISI VE ORTAĞIDIR

Haksız olanın Türk, Kürt, Rum, Laz, Çerkes, Gürcü, Arap, Ermeni, Alevi, Süryani, Müslüman, Hristiyan değil; Talat Paşa’dan Mustafa Kemal’e, İnönü’den Menderes’e, Evren’den Çiller’e, Ağar’dan Erdoğan’a bir grup kan emici ve onlara hizmet eden asalak güruhtan ibaret olduğunu  da dost düşman herkes görüyor.

 

1912-1922 Ermeni, Rum, Süryani Soykırımlarını,

1923’te Lozan’da 1 milyon 250 bin Rumun mübadeleye tabii tutulup doğdukları topraklardan sürgün edildiğini,

Mustafa Kemal’in emri ile 1924’te Hakkari’de 20 bin Süryani’nin katledildiğini,

1930’da Ağrı Zilan’da 15 bin Kürdün vahşice öldürüldüğünü,

1934’te Trakya bölgesinde 15 bin Yahudi’nin baskı, şiddet ve tecavüzle zorla göç ettirilip mallarına el konulduğunu,

1938’de Dersim’de 70 bin Alevi-Zaza-Kürtlerin zulümle, bombalarla yok edildiğini,

1942-1944 yılları arasında çıkarılan Varlık Vergisi ile yüzyıllardır bu ülkede yaşayan halkların mallarına el konulduğunda, sürgünde yokluktan, çaresizlikten ölmelerine göz yumulduğunu,

1955 yılında yaşanan 6-7 Eylül saldırılarında Rum ve Ermenilerin işyerleri, evleri basılıp talan edildinde, kadınların hayatlarının tecavüzlerle karartıldığını,

12 Mart 1971 muhtırasının ardından Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya başta olmak üzere, bu ülkenin yürekleri aydınlık devrimci gençlerinin katledildiğini,

1 Mayıs 1977’de İstanbul Taksim’de, Ankara Bahçelievler’de, Maraş’ta, Çorum’da kontrgerillanın karanlık eliyle pırıl pırıl gençlerin, kadınların, erkeklerin öldürüldüklerini,

1980’de yapılan faşist darbeyle ülke bir hapishaneye dönüştürüldüğünde, başta Diyarbakır, Metris, Mamak ve Sağmalcılar olmak üzere birçok cezaevinin işkencehane gibi işletildiğini,

1990’larda sokaklarda, evlere yapılan baskınlarda devrimcilerin, Kürt yurtseverlerin katledildiğini, gözaltında kaybedildiğini…

Sivas’ta aydınların diri diri yakıldığını, Gazi’de halkın sokak ortasında tarandığını, 19 Aralık 2000’de devrimcilerin hapishanelerde kurşunlanıp bombalanıp vahşice öldürüldüğünü,

Roboski’de 34 Kürt köylü gencin devletin eliyle bombalarla paramparça edildiğini,

Gezi sürecinde gencecik insanların kurşunlarak katledildiğini

ve  bugün Kobane’ye destek eylemleri sürecinde yüzyıllık geleneklerinden taviz vermeyen kontrgerilla devletinin yaptığı katliamları UNUTMAYACAĞIZ…