FUTBOL OYNAMAK İÇİN DİNİNİ DEĞİŞTİRDİ

image

Haris Etçi (ortadaki)

   

Ordulu Kasap Mihail’in oğlu Haris… Atletizmle başlayan spor hayatını, futbolla zirveye taşıdı. Silahlı Kuvvetler takımında oynayabilmek için dinini değiştirdi, Haris olan adını Halis yaptı. Galatasaray’ın 1949’daki şampiyon takımının yıldızı oldu.

İbrahim Dizman

Şubat 2013 (ATLAS TARİH)

Futbol Karadeniz’de tutkuyla sevilir. Hamsinin, mısır ekmeğinin, kemençenin, horunun yanı başında bulur kendine. Bahçede fındık toplayan kadın da gönlünde bir takım yaşatır; evinden adım atamayan, dizleri tutmayan yaşlı da içinde bir futbolcu gizler. Böylesine aşkla sevilen futbolun bölgedeki geçmişi 20. yüzyılın ilk çeyreğine değin uzanır. Gürcistan’dan gelen futbol takımları, “Kafkas Karması”, Trabzon’daki takımlarla maç yaparlar. İzleyenleri kendine bağlayan futbol, Karadeniz’in diğer kentlerinde de hızla yayılır.
Ordulular, futbolun büyüsüne çabucak kapılan Karadenizlilerdendir. Ordulu gençler, kentin hemen her düzlüğünde Ruslardan aldıkları toplarla boy göstermeye başlarlar. Kısa sürede rakip takımlar ortaya çıkar. Şehrin terzilerine diktirdikleri renkli formalarla karşı karşıya gelip halk arasında günlerce konuşulacak, heyecanlı iddialara yol açacak maçlar yaparlar. Öyle ki kadınlar da sağdan soldan duydukları bu “top oyunu”nu izlemek için futbol alanlarına gelirler.
1920’li yıllardaki heyecanlı karşılaşmaları izleyerek büyüyenlerden biri de Ordulu Kasap Mihail’in oğlu Haris’ti. Mihail, Protestan Rumlardandı ve Mübadeleden muaftı. Bu nedenle Ordu’dan ayrılmamıştı. 1919’da doğan Haris, evlerinin birkaç sokak ötesindeki Milletdüzü’nde üzerlerinde formayı bir üniformaymışçasına giyen ve cakayla şut çekenlere özenerek topa vurmayı, çalım atmayı öğrendi. Bıyıklarının yeni yeni terlediği günlerde atletizm alanındaki yeteneği öğretmenlerinin dikkatini çekti. Bölgede 100 ve 400 metre koşularında birinciliği kimseye kaptırmıyordu. Ancak onun aklı futboldaydı. Gençler Yurdu Kulübü’nün oyuncusu olmayı istiyordu. Bu isteğine kısa sürede kavuştu. Birkaç maç sonra, futbol yeteneğinin atletizmdeki başarısını gölgede bırakacağı anlaşıldı. O artık rakip takım “İdman Yurdu”nun kale direklerini bir şutla deviren, ağları yırtan bir futbolcuydu. Halk bu futbolcuya hayrandı; caddelerde parmakla gösteriliyordu.
image-1
KÜÇÜK BİR ‘SORUN’ VARDI: RUM’DU…

Haris 1940’ların başında Ankara’da askerdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin milli takımı sayılabilecek “Karagücü”nde oynaması istendi. Ancak kiiçiik bir sorun vardı; o bir Rum’du! Müslüman olursa takımda yer alabileceğini söyler komutanları. “Olsun, futbol oynamak için her şeyi yaparım” dedi ve Ankara Müftülüğü’ne gitti, Müslüman oldu. O artık “Halis”ti.
Babası da kasaplığından dolayı “Etçi” soyadını almıştı. Halis Etçi, Karagücü’nde ağları havalandırırken Beşiktaş, onu keşfetti. Hemen transfer teklifi yaptı. Ama öyle büyük paralar dönmemekteydi henüz. Beşiktaş, Halis’e bir de iş bulur; Beyoğlu’nda bir eczanede kalfalık!
Henüz Türkiye ligi kurulmadığı için, karşılaşmalar “İstanbul Ligi” adı altında yapılmaktaydı. Halis, birkaç yıl sonra Galatasaray’a transfer oldu. Galatasaray’ın 1949’da şampiyon olan efsanevi takımında o da vardı. Galatasaray Tarihi’nin yazarı Süleyman Tekil, Halis Etçi ‘yi şöyle anlatıyor yapıtında:
13“Halis takımda üç dönem oynadı. Futbol bilgisi, tekniği, sürati yerindeydi. Gerisinde Musa, yanında İsfendiyar ile mükemmel bir trio vücuda getirdiler. Forvetle haf arasında top toplaması akıllı oyununun işaretlerinden biriydi.”
Halis, daha büyük başarılara koşacağı sırada menisküs oldu. Tedavisini yaptıramadı ve İstanbul’a veda ederek Ordu’ya döndü. Hiç unutmadığı, sevdiği memleketine dönmekten sevinçliydi ama ailesi maddi zorluklar içindeydi.
Yunanistan’a taşınmaya karar verdiler. Ancak sınırda Halis’e “Dur; sen de kimsin” dediler. Öyle ya; o Halis adını taşımaktaydı ve Müslümandı! Şaşırdı; Ordu’ya döndü. Bu küçük şehirde herkes birbirini tanımaktaydı.
Tarihçi Hikmet Pala’nın araştırmasına göre, bir gece nüfus müdürlüğündeki kayıtlarla yeniden oynanır ve Halis “Haris” oluverir yeni baştan. Artık Yunanistan’a gidebilirdi.

AKLI BEŞİKTAŞ VE GALATASARAY’DA KALDI
Yeni ülkesinde yeniden futbola döndü. Yunanistan’ın ünlü takımı Olimpiakos’ta top koşturdu; Forsala Teselia takımında teknik direktörlük yaptı. Ancak, Yunanistan’a gider gitmez pişman olmuştu. Aklı Beşiktaş’ta, Galatasaray’da, Beyoğlu’nda; ama ille de Ordu’da ve dostlarındaydı. Kulağı radyoda maçları dinliyor; İstanbul gazetelerini getirtiyor; Beşiktaş’ın, Galatasaray’ın formalarını, atkılarını, takım fotoğraflarını evinin her köşesine asıyordu.
Ordu’ya mektup yazıp, dostlarına Orduspor’u soruyordu. Elinde bağlamasıyla Ordu türkülerini gözyaşları içinde teybe okuyordu.Tüm arzusu Orduspor’un şampiyon olduğunu görmekti.

BİR ORDULU OLARAK ÖLECEĞİM
1232604_10201166550317795_1495696918_n1985’te Ordu’ya geldi. Maçlara gitti, sokaklarında yürüdü, dostlarıyla buluşup hasret giderdi. Ordulular da onu unutmamıştı. Kentten ayrılırken basın aracılığıyla seslendi hemşerilerine “Doğup büyüdüğüm, okullarında okuduğum, mahallelerinde koşup oynadığım, sahalarında top koşturduğum güzel ve cennet Ordu’ya 40 yıl sonra gelmenin mutluluğunu eşim Stefani ile birlikte yaşıyorum. Sınıf arkadaşlarımı, okul ve mahalle arkadaşlarımı gördüm. Birçoklarının da ebediyete intikal ettiklerini duydum. Görüştüklerime ne denli sevinmişsem, ebediyete intikal edenleri öğrenince de çok üzüldüğümü belirtmek isterim. Gördüğümüz konukseverlik karşısında hem duygulandım ve hem de gururlandım. Kırk yıl önceki hayata dönmek çok güzel. Ben nereye gidersem gideyim, yaşadığım sürece bir Ordulu olarak yaşayacak ve bir Ordulu olarak öleceğim.Tüm hemşerilerimin bunu böyle bilmelerini istiyorum. Yunanistan’ın Katerini şehrinde oturuyorum. Buraya gelelecek her Ordulu hemşerime kapılarımız ardına kadar açıktır.
Doğduğum, çocukluğumun ve gençliğimin en güzel yıllarını geçirdiğim bu şehirden ayrılırken duyduğum acı çok büyüktür. Yalnız ne var ki bu acımı kalbime doldurduğum siz Orduluların sevgisiyle gidermeye çalışacağım. Bu güzel şehre çok sevdiğim hemşerilerime, sınıf arkadaşlarıma veda ederken kalbimi sizlere bırakıyor, ruhumu ise sizlerin sevgisiyle doldurup ayrılıyorum. Yaşadığım sürece de bu sevgimi yaşatacağım. Sevgili Ordu’m, Sevgili Ordulular ve sevgili dostlarım. İyi gelecekler hepinizin olsun!”

ORDU ÖZLEMİYLE ÖLDÜ
Yunanistan’a dönünce düşlerine yine Ordu girmişti. Onlarca yıllık boşluğu bu ziyaretle doldurmuştu; ama ruhunda bir özlem uçurumu da açılmıştı. Haris Etçi, 2005 yılında Türkiye ve Ordu özlemiyle yaşama veda etmeden hemen önce, kendisiyle röportaj yapmak isteyen bir Yunan TV kanalına, yattığı yatağın başucuna Beşiktaş, Galatasaray ve Orduspor flamalarını asarak konuştu. Şimdi Katerini’de sonsuz uykusunu uyuyor; o artık yok ama ruhu Beşiktaş’ın, Galatasaray’ın, Orduspor’un her maçında tribünlerde yerini alıyor1232686_10201166550357796_1779832313_n

Benzer Yazılar