GOLLUM’UN TEK YÜZÜĞÜ VE ERDOĞAN’IN MUTLAK İKTİDARI

Cem Akbalık

Doktor Bilgin Çiftçi, Erdoğan’ı Yüzüklerin Efendisi filminin karakterlerinden Gollum’e benzettigi için kendisine memuriyetten men cezası verildi. Gerekçe de Erdoğan’a hakaret edilmesiymiş. İnsanları fiziklerine göre yargılamam, dalga geçmem, dışlamam. Fakat bana göre de Erdoğan ile Gollum arasında inanılmaz benzerlikler var. Ancak şunu hemen belirtmeliyim ki, ben bu benzerliği fizikleri üzerinden değil de, yüzük ve iktidar anolojisi üzerinden kuruyorum. Nasıl mı ? Anlatayım…
Haydi önce Gollum’den başlayalım.

Hatırlarsanız, Gollum Hobbitlerin şişman, el ve ayakları diğerlerine göre daha büyük, daha çok düzlüklerde ve nehir kıyılarında yaşamayı seven Ulkenler kolundandır. Bilmem hangi çağda, kuzeni ile birlikte balık tutarken, tesadüfen Tek Yüzük’ü bulan kuzenini öldürür ve yüzüğü ele geçirir.
Ama yüzüğün gücünün takana görünmezlik kazandırmaktan ibaret olmadığı anlaşılır. Kıssacası yüzüğün kötü güçleri olduğu ve başdüşman Sauron tarafından yapıldığı ortaya çıkar. İyi niyetli insanları bile yoldan çıkaran bu yüzüğün kötülerin eline geçmeden bulunup yok edilmesi gerekiyordu.
Yüzüğü ele geçiren Sméagol’un (yani Gollum’un) yaşam süresi birkaç yüzyıl uzamıştır. Ama bununla birlikte iyice çirkinleşmiş, konuşurken garip sesler çıkaran, ışıktan korkan, cinayetler işleyerek ve pis etler yiyerek beş yüz yıl boyunca Dumanlı Dağlar’ın derin, soğuk ve karanlık mağaralarında gizlenerek yaşamıştır.

Daha sonra yüzüğü başkasına kaptıran Gollum, bütün çabalarına rağmen bir türlü yüzüğü ele geçiremez. Hatta yüzüğü ele geçirmek için kendini hep kurban ve mağdur göstermesine rağmen, yüzükle birlikte sonunda ateşlere gömülür.

Şimdi gelelim Cumhurbaşkani Recep Tayyip Erdoğan’a

Erdoğan, İnstanbul’un emekçi ve yoksul mahallerinden Kasımpaşa’da yaşayan Uzungiller kolundan geliyor. Uzun boyu, kocaman elleri ve ayakları, kıllı gövdesiyle sol ve komünizm karşıtı örgütlenmelerde yer alarak rüştünü ıspatlamıştır. Hocası Erbakan gibi faize ve Batı’ya karşı olduğunu söyleyen Erdoğan iktidarın, paranın ve hükmetmenin tadına 1994’de, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkan’ı seçildiğinde varmıştır. Eskiden simit satarak yaşayan Recep, bir defa iktidarın ve paranın tadına vardıktan sonra, kimse kendisini ve yükselişini durduramamıştır. Sürekli yükselmek, daha fazla kazanmak ve mutlak iktidar olmak istemiştir. Çevresindekiler, onu destekleyen sermaye çevreleri ile birlikte bunu başarmıştır da. Bu yüzden en yakın arkadaşlarını ve ortaklarını bile çekinmden harcamış ve Recep Tayyip Erdoğan olmuştur artık.

O, artık zirvededir. Deyim yerindeyse doruklarda. Ama, doruklardan öte bir tek şey vardır : Düşüş. Çok yüksekte olan Recep Erdogan, dorukta olmanın heyecanını yaşarken, düştüğünde paramparça olacağını bildiği için, düşmemek için her türlü yolu dener. Düştüğünde ilk önce en çok Erdoğancı geçinenlerin kendisini terk edeceğini bildiği için de kimseye güvenmez. Bu herkesi düşman görme psikozu, onu daha da acımasızlaştırırken, aynı zamanda da giderek yalnızlaştırır.

Erdoğan, politikada yükselip kasaları doldurdukça, emekçilere, seküler çevrelere, sosyalistlere, Kürtlere, doğaya, Alevilere, kadınlara da düşman kesilmiştir. Giderek halka yabancılaşan Erdoğan, halkın parasıyla yaptırdığı bin odalı sarayına kapanarak ülkesini ve bölgeyi ateş topuna çevirmiştir. Gezi’de, Roboski’de, Soma’da, Varto’da, Şırnak’ta, Reyhanlı’da, Suruç’ta ve en son Ankara’da, göz yumduğu ve beslediği taşeronları aracılığıyla yaptırdığı katliamlarla, yüzlerce insanın ölümüne sebebiyet veren Recep Erdoğan`ın düşmemek için son hamlelerini yaptığını kendisi de dahil herkes biliyor. Bilinmeyen tek şey gidişinin veya düşüşünün nasıl olacağı ve sonrası.

Kaynak