HAPİSHANELERDEKİ KATİL MAHKUMLARI SERBEST BIRAKIP YAĞMA YAPAN YÖRÜK ALİ EFE

RESMİ TARİHİN SAHTE KAHRAMANLARI
BEŞİNCİ BÖLÜM

Samet Erdoğdu

Demirci Mehmet Efe kazdırttığı “Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe” mührü ile artık bu bölgede korkunç bir amiri mücbir olmuştu. Kendisi 4 Eylül 1919 tarihinde karargahını Nazilli’ye naklederek “Umum Kumandan“ sıfatı ile Forbes Miyan kumpanyasının köşkünü işgal etmiş ve maiyeti erkanı, kızanları ve kadınları ile adeta bu köşkte saltanatlı bir kral hayatı sürmeye başladı. Efeyi görmek de artık güçleşti ve kendisi bir takım teşrifatlara tabi olmağa başladı. Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe’nin saltanatını kıskanan Yörük Ali Efe de kendisini “Köşk Cephesi Komutanı” ilan ederek Çine ve Muğla havalisini hükmü altına almış, karargahını Sultanhisar’ında kurmuştu. O da aşağı yukarı kendi muhitinde bir kral gibi yaşıyordu. Her iki efenin maiyetinde yüzlerce zeybek, kızan sırf onların muhafızlığını yapıyordu. Cepheden uzak bulunan bu cahil ve küstah güruhun iaşesi Heyeti Merkeziye ve Milliyelerin omuzlarına artık pek ağır bir yük olmağa başlamıştı. Demirci Mehmet Efe kurnaz, korkak; Yörük Ali Efe de aksine saf ve cesurdu. Her iki efenin arası rekabet ve kıskançlık yüzünden gittikçe açılıyor ve aralarında uçurumlar hasıl oluyordu. Bu gidiş bazen cepheyi sarsacak kadar tehlikeler bile arz ediyordu. Heyeti Merkeziye ve onu idare edenler bu iki efenin idaresinde ve istibdadında (baskı rejimi) çok ızdırap çekmişlerdi. Hala bu zatlar o zamanın acı hatıralarını taşımaktadırlar. O zamanın havasını anlatabilmek için bu hatıralardan bir kaçını nakletmek faydalı olacaktır.

1- Sultanhisar’nda karargahında oturan Köşk Cephe Kumandanı Yörük Ali Efe ile (Köşk Cephesinde Yörük Ali Efe namına askeri işlerini Askeri Müşaviri Yüzbaşı Zekai Bey idare ediyordu.) Nazilli’de karargahında saltanat süren Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe aralarında kıskançlık o dereceye geldi ki bir gece Yörük Ali Efe’ nin kızanları ile Nazilli’de Demirci Mehmet Efe karargahını basarak onu öldürüp intikam alması ve bu suretle rakibini bertaraf etmesi tehlike ve ihtimali vardı. Fazladan Yörük Ali Efe, Nazilli’deki Heyeti Merkeziye mensuplarını da Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe’nin tesiri altında çalışan dalkavuklar telakki ediyor, onları da kendisine yardım etmediklerinden “Nazilli’ ye bir gelirsem hepsini çil yavrusu gibi dağıtacağım ve yakalayacaklarımın da derilerine saman basacağım” diye tehditler savuruyordu. Yörük Ali Efe gerilerdeki Heyeti Milliyeler mensupları hakkında da aynı düşünceye sahipti. Bir gün Nazilli’de birkaç arkadaş evimizde evham içinde uyumaya çalışıyorduk. Gece yarısından sonra derince bir uykuya dalmıştık ki bu sırada bir silah sesidir başladı. Havaya binlerce el silah atılıyordu, ödümüz koptu. ”Eyvah galiba Nazilli’yi Yunan veyahut Yörük Ali Efe bastı” diye telaş ve korku içinde arkadaşlar hep beraber yataklarımızdan fırladık, acele giyinip doğruca Umum Karargahı’na uğradık. Bir de anladık ki meşaleler meydanda yanmış zeybekler şenlik yapıyor. Meğer Umum Kumandan Mehmet Efe coşmuş kalkıp zeybek oyunu oynamış, kızanları da oyun esnasında zeybeklik adeti üzere efelerin şerefine havaya silah atıyorlarmış. Halbuki zavallı Heyeti Merkeziye silah, cephane, yiyecek, giyecek tedarik etmek için ne çok müşkülatla uğraşıyordu. Hele büyük müşkülatla ele geçirebildiği mahdut miktar cephaneyi sayı ile cephedeki askere dağıtıp bunları düşmana karşı savaşlarda bile gayet idareli kullanmaları istenip dururken efeler lüzumsuz yere havalara endahtlar yapmak suretiyle cephane israfı yapıyorlardı. Keza cephedeki askerlere peynir, zeytin ekmek dağıtılırken efelere yemek beğendirilemiyordu. Artık efeler o hale geldi ki sofralarında dondurma eksik olmazdı. Her gittikleri yerde kızanlar bin bir çeşit çapulculuklar yapıyor ve bu suretle heyeti milliyeleri ve halkı kendilerinden usandırıyorlardı.

2- Heyeti Merkeziye gece gündüz bu iki efe arasındaki geçimsizliği bertaraf edebilmek için adeta çırpınıyordu. Zira bir gün bu efeler arasında bir müsademe(çatışma-çarpışma) vuku bulacak ve bundan da cephe sarsılacak, neticede tabi düşmanda fırsattan istifade ederek ilerleyecekti. Bu bakımdan bilhassa endişemiz pek büyüktü. Bu takdirde efeler silahları ellerinde, geldikleri yerlere gidebilirler yani tekrar dağa çıkabilirlerdi. Bir şey kaybetmezlerdi. Fakat memleketin ve halkın hali ne olurdu?… Bunu düşünen Heyeti Merkeziye daima bu meşhur iki efeyi barıştırmak teşebbüslerine girişiyordu, fakat bir türlü söz anlamayan bu cahil adamlar üzerinde teşebbüslerinde (girişim) muvaffak (başarı) olamıyordu, bu işi nasıl başarabilmeli?

Nihayet Heyeti Merkeziye Sarayköy MURAHHASI Emin Aslan Tokat, Nazilli Murahhası Hocazade Tevfik ve Sultanhisar Murahhası Ali Zühtü Beyleri tekrar bu barış teşebbüsü için Sultanhisar’na yolladı. ( Heyetle beraber ben de) Yörük Ali Efe’nin karargahına gittik. O sırada başının ortasında bir tutam saçı ile henüz avdan gelen Yörük Ali Efe saç üzerinde pişirilmiş 30-40 kadar serçe kavurması ile bağdaş kurmuş bir halde oturmuş yemek yiyordu. Biz bekledik. Bize, “hoş geldiniz buyurun yemek yiyelim” dedi. Biz de “hoş bulduk, siz buyurun Efe, biz yemeklerimizi yiyip de geldik” dedik. Efe yemeğini yiyip, bitirip ellerini yıkadıktan sonra yanımıza geldi. Hoş beşten sonra meseleyi açıp, kendisinden ricalarda bulunmak üzere idik. Fakat hiçbirimiz cesaret edip de söze başlayamıyorduk. “ Sen söyle sen söyle” diye birbirimizin yüzüne bakıyorduk. Bu sırada kahveler geldi, kahveleri içerken ben (yani M.Emin Tokat- benim notum, s.e) biraz cesaretle ve arkadaşlar susunca (belki de arkadaşlar bu susmalar ile bana bir azizlik yapmak istediler) ben nihayet söze ağız ile “Efem…” der demez efe hemen sert bir çehre ile yüzüme bakarak “Ulan sen karımın bıyıklarını neden kestiriyon?” dedi. Ben şaşırdım ve kekeledim. Ne diyeceğimi de unuttum. Hülasa ödevimizi yapamadan ve efeye bir şey söyleyemeden Nazilli’ye geri döndük. Aksi takdirde yoktan bir vukuat olabilirdi.

3- Gerek Demirci Mehmet Efe ve gerekse Yörük Ali Efe gittikleri yerlerde (bu efeler daima kızanları ile ve hususi trenlerle gezerlerdi) hapishaneleri boşalttırıyorlar ve gözlerine kestirdikleri güçlü kuvvetli, genç kanlı katil mahkumları yanlarına kızan alıyorlardı. (Kızan, efelerin öl dedikleri yerde ölen, efesi için ölüme göze alabilen sadık zeybek adamlara derler.) Bu suretle itimat ettikleri zeybekleri efeler kendileri için önemli gördükleri ödevlerde kullanırlardı. Mesela bunlardan Sökeli Ali Efe Nazilli’de Merkez Komutanı, Dokuzun Mehmet Efe Takip Komutanı, Dokuzun Hasan Hüseyin Efe İnzibat Komutanı, Zurnacı Ali Efe Tren ve Lokomotiflerde Komutan, Çakır Efe, Kazım ve Mahmut Efeler Denizli, Köpekçi Nuri Efe Tavas, Alim Efe Kale, Tavas, Kamil Karacasu , Kara Mehmet Efe Sarayköy İnzibat Komutanları idiler.

Ayrıca Demirci Mehmet Efe’nin maiyetinde daima Kara Mustafa, Arnavut Yaşar gibi cellatları da vardı. (Kara Mustafa Denizli vakasında yetmiş küsur adamı enselerinden kesmek suretiyle öldüren cellat olup, kaçaklıkta Sarayköy kazasının Sığma köyünde yakalanarak öldürülmüştür.) Yörük Ali Efe de aynı yolda idi. Onun sağ gözü “Emmi” dediği Duacalı köyünden Molla Bekir idi. Çal İnzibat Komutanı Ali Kurtlu Dede Efeyi de çok tutardı. Bu efeler zamanla işi o kadar azıttılar ve gemi azıya aldılar ki bu devrede 8-10 vilayet içerisinde hükümet otoritesi adeta sıfıra düşmüştü. Kendilerini saymayan valileri, kaymakamları, subayları hapsederler, döverler, hatta öldürürlerdi bile. Bir gün, Sarayköy İnzibat Komutanı Kara Mehmet Efe 10 kadar kızanı ile birlikte Kunduracı Yanıko Ustanın evinde bir içkili oturak alemine dalar. Bu evin iki tane güzel körpe kızı da vardır. Bu kızlar da Efeye hizmet etmekte imişler. Kaza Kaymakamı Mithat Bey (Sarayköylülerin Cüce Mithat dedikleri Aydınlı İzzet Beyin oğlu olup, sonradan Mülkiye Müfettişi Kırşehir Valisi olan zat) bir gece bunlara rakı sofrasında birkaç jandarma ile baskın eder ve dağılmalarını söyler. Efe de “yapma kaymakam din kardeşiyiz” der. Kaymakam da bu alaylı tavır karşısında hiddetlenerek (güya iki jandarma ile hükümetin otoritesini tanıtacak) “dağılın diyorum size” diye bağırır. Efe kızar, hemen kalkar kaymakamı tabiri amiyanesi ile eşek sudan gelinceye kadar bir güzel döver. Jandarmalar kaçar. Kaymakam dayağı yedikçe söver, iri yarı güçlü kuvvetli olan cahil ve hergele efe de kaymakamı ayaklarından yakalar ve çarşı ortasından başı aşağıda olarak kuyunun önüne kadar sürükler, bu sırada halk efeye (yapma, bırak efe) diye yalvarır, fakat sarhoş ve kızgın efe ayaklarından yakaladığı kaymakamı baş aşağı kuyunun içine atmak ister. Bu sırada Heyeti Milliye ve Belediye Başkanlarına acele haberler gider. Onlar da gece yataklarından kalkarak gecelik elbiseleri ile koşa koşa vaka mahalline gelirler ve bin yalvarmalarla nihayet kaymakamı efenin elinden kurtarırlar…”

 

”57. TÜMENİN KOMUTANI ALBAY ŞEFİK BEY’İN DURUMU

Nazilli bu sırada aynı zamanda Çine’den gelen 57. Tümenin de karargahı idi. Kurmay Albay Şefik Bey’in komutasında olan bu tümenin kadrosu dardı, efrat mevcudu azdı. Tümen Komutanı Kurmay Albay Şefik Bey Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe’nin maiyetinde sanki askeri müşavir ve hatta yaver vaziyetinde idi. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey esasen Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe’nin yanında adeta şuurunu kaybetmiş zavallı bir hasta vaziyette idi. Demirci Mehmet Efe’den korkardı. Albay Şefik Bey efeyi idare edeceği yerde sanki efe Şefik Beyi idare ediyor desek daha doğru söylemiş oluruz. Tümen Komutanı o bölgedeki askeri harekatta aczinden olacak ki vaziyete hiçbir zaman hakim olamamıştır.

Demirci Mehmet Efe gayet dessas (hileci-düzenbaz) , şeytan, bir tilki kadar kurnaz ve tetikte durmasını bilen hunhar bir diktatördü. Hükümet memurlarına bilhassa vali, kaymakam ve subaylara asla itimat etmez ve hatta onları merkez ve taşralarda kendi efe teşkilatı ile daimi bir kontrol altında bulundururdu. Teşkilatını efeleri, zeybek kızanları ve terör siyaseti ile korkuttuğu Heyeti Merkeziye ve Heyeti Milliyeler vasıtasıyla öyle tıkırında işletiyordu ki Antalya’da kuş uçsa beş dakika sonra Nazilli’ de duyardı. Hatta bir aralık itimat edemediği Antalya Mutasarrıfını ve Burdur Mutasarrıfını azlederek hapis dahi etmişti. Onun korktuğu, o da Yörük Ali Efe idi. Yörük Ali Efe ise Allah’ tan başka kimseden korkmazdı. O “Ben Hazreti Ali’yim, bana kurşun geçmez” derdi.

… Demirci Efe … Bir gün: Kaçaklıkta Sarayköy İstasyonunda 4-5 askeri abdesthane (tuvalet) içinde gözlerimizin önünde asker kaçağı diye sorgusuz cevapsız beyinlerine kendi eli ve kendi tabancası ile kurşun sıkmak suretiyle öldürmüştü, sonra da bir şey olmamış gibi müsterihine (gönlü rahat) kahvesini içmeye devam etti. Bir gün Denizli’de gözlerimizin önünde Tümen Komutanı Albay Tevfik Beyi, Vali Vekili Hakim Beyi kendi eliyle öldürdükten sonra karşısında kendi emri ile cellatları yetmiş küsur zavallıyı enselerinden koyun keser gibi boğazlarken zavallıların can hıraş seslerini, çığlıklarını duya duya Hükümet avlusunda rahatça nargilesini içiyordu. …. Ali Efe’nin Sultanhisar’ında bizzat irtikap ettiği haksız ve feci bir cinayet te onu Demirci Mehmet Efe’ye yaklaştırır. Her ne hal ise efelerimiz bütün bu kusurlarına rağmen vatan müdafaasında gösterdikleri ilgiden ötürü yine tarih karşısında hizmetleri takdire şayan görülerek affa mazhar olacakları tahmin edilebilir. …..

Bu keyfi olaylardan bir tanesini burada anlatmak isterim. Şöyle ki: O sıralarda Sarayköy kazası Heyeti Milliye Başkanı idim. Bir gün Umum Kumandan Demirci Mehmet efeden bir tel aldım. Bundan Sarayköy’de bir İngiliz tebaasına ait olan pamuk çırçır fabrikasını Atçalı Kosti Efendiye verdiğini ve hemen tapu muamelesinin yapılarak fabrikanın Kosti Efendiye teslimini emrediyordu. Ben cevabımda “Ben böyle kanunsuz iş yapamam bu fabrika da bir İngiliz Tebaasına aittir, neticede başımıza siyasi bir dert çıkar, bundan vazgeçin” dedim. Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe Sarayköy Heyeti Milliye Başkanının bu menfi cevabından çok içerlemiş ve kızmış olacak ki bir gün evimde arkadaşlarım ile otururken evimin kapısı acı acı dövüldü. Daha evvelden tiz ve sürekli düdük çalan bir tren sesi duyduğumda esasen şüphelenmiştim, arkadaşlara “bu trende mutlaka Turnacı Ali Efe var, Allah encamını hayır etsin yine bir şey var” demiştim. Zurnacı Ali Efe trenlerde seyahat ederken daima lokomotife biner “Zurnacının geldiği belli olsun” diye mütemadiyen acı acı lokomotifin düdüğünü çaldırır, delimsek, zirzop bir zeybek kızanı idi. Demirci Mehmet Efenin de sevdiklerindendi. (Nitekim yıllar sonra Denizli Milletvekili olarak Nazilli’yi ziyaretimde tesadüfen yolda gördüğüm eski Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe ile görüşürken yanımıza kıyafetsiz suratsız biri sokuldu. Demirci Mehmet Efeye yine eskisi gibi “Efem köyümüzde çalınan bir at için beni hırsız tuttular, hapse sokacaklar, Jandarma Kumandanına söyleyiver beni bıraksınlar” dedi. Eski Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe de bana hitaben “Bunu tanıdın mı?” dedi. Tanımadığımı söyleyince, “Zurnacı Ali Efe” dedi. O eski kurdun kuzuya döndüğünü görünce ben hayretle “Ulan sen ne oldun, hani eski halin “ dedim. O salak salak gülüyordu.) Hakikaten Zurnacı Ali Efe o vakit Sarayköy’e gelmiş ve beni çağırıyordu, mutat veçhiyle Zurnacı Ali Efe’nin ayağına gittim. Çarşıda şimdi yıkılan ve çay üzerinde o zaman Belediye Dairesi olan binada Zurnacı Ali Efe beraberinde 10 kadar silahlı zeybek kızan ve Atçalı Kosti Efendi bulunduğu halde beni bekliyordu. Zurnacı Al Efe beni görünce sert bir sesle gümüşlü mavzerine dayanarak cakalı bir surette “Şimdi Fabrikayı Kosti’ye teslim edeceksin Efemin emri” dedi. Sordum anladım ki Zurnacı Ali Efe kızanları ile ve hususi bir trenle Nazilli’den bu işe memuren, Kosti beraberinde olarak, Umum K. Demirci Mehmet Efe tarafından Sarayköy’e gönderilmiştir. Fabrikayı teslim etmezsem beni öldürmek kararındalar. Bununla bir iş bitmez ben öldüğümle kalacağım, fabrika da yine alınacak, bu tazyik karşısında hayatım bahasına olacak olan bu manasız muhalefetten zaruri olarak vazgeçtim ve bir İngiliz tebaasına ait olmasından dolayı çoktan beri Heyeti Milliye mühürü ile mühürlenmiş olarak muhafaza altında tutulan bu fabrikayı (bu amiri mücbirin tazyiki ile) eşyasını sayarak Kosti’ye devir teslim ettim. Zurnacı Ali Efe hemen fabrikayı Kostiy’e teslim ile bir saat sonra kendisini istasyonda bekleyen hususi trenle hareket ederek yarım saat sonra Nazilli’ye vardı. Ve oradan memnuniyet ifade edildi. Fabrikada bir hayli balya pamuk da vardı. Artık sonradan öğrendik ki bu fabrikayı asıl Kosti’den sonra Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe alacakmış ve nitekim içindeki pamuklar da Demirci Mehmet Efe namına fabrikadan efeler tarafından kaldırılmış ve gönderilmiş. (Bu pamuk balyalarını bilahare ben de Dinar istasyonunda gördüm.) Bu kabil icraata bir diğer misal: Pirlebey eşrafından Mehmet Beyin güzel bir kızı vardı, bunu U.K. Demirci Mehmet Efe kardeşi için istiyor, Pirlebeyli Mehmet Bey de kızına küfüv (yaşıt-akran) olamayan bu efeye kızını vermek istemedi. Fakat efe zorla kızı kaçırdı ve nikahlandı, kız bilahare teessüründen verem olup öldü. Karacasu İlçesi İnzibat Komutanı Kamil Efe de Karacasu eşraflarından Hacı Salih Ağa’nın kızını iki karısı üzerine kaldırarak almıştı. (Bu efeyi sonra öldürdüler.)

Sonra Nazilli’de Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe; diğer yerlerde de diğer efeler zorla halkı parasız angaryada çalıştırmak ve trenlerle ve arabalarla halka parasız kum ve taş taşıtmak, kireç yaktırmak ve taşıtmak suretiyle büyük büyük binalar yaptırmışlardır. Demirci Mehmet Efenin Nazilli’deki binaları hep bu surette yapılmıştır. Bu binalar bugün dahi kısmen natamam durmaktadırlar.

Yine bir gün Nazilli’de feci bir olay tüylerimizi ürpertti. O gün Sökeli Ali Efe Yüzbaşı Fikri Beyi kendi eliyle parça parça ederek vahşiyane bir surette öldürmüştü. Biz onu bu hareketinden ötürü Umum Kumandan Demirci Mehmet Efe tarafından belki hapsedilir veya cezalandırılır diye umuyorduk. Halbuki merkez komutanı Sökeli Ali Efenin neşeli bir surette Nazilli çarşılarında serbestçe dolaştığını ve Demirci Mehmet Efe tarafından tekdir bile edilmediğini öğrendik.

 

GALİP HOCA HADİSESİ :

Demirci Mehmet Efenin köşkteki karargahına “Galip Hoca” adı ile ve Hoca kıyafeti ile biri geldi. Efe bu Hocayı hüsnü kabul gösterdi. Dilbazlığı ile kiyaseti ile kendini U.K. Demirci Mehmet Efeye sevdiren Galip Hocayı bir müddet kendine müşavir olarak karargahında alıkoydu. Fakat sonra sağdan soldan “Bu zat hoca değil eski İzmir İttihat ve Terakki Katibi mesulü Celal beydir ( eski Başvekil Celal BAYAR idi), cepheye ittihatçılık sokuyor” diye dedikodular başladı. Bu dedikodular U.K. Demirci Mehmet Efenin kulağına gidince Efe kendisinin alet edildiğini zannederek kızdı, hatta Celal BAYAR’ ı öldürmeyi bile tasarlamıştı. 20 Eylülde Celal Bayar güçlükle köşkteki karargahtan Sarayköy’e kaçıp hayatını kurtardı. Buldanlı zade Hacı Emin Efendinin konağında saklandı ve nihayet oradan da Ankara’ ya gitti. Celal BAYAR’ da efenin üzerinde müessir olamamıştır. Efe hiçbir vakit onun da direktifi altına girmemiştir.”

Sonraları TBMM’nde Denizli milletvekilliği de yapmış olan Emin Aslan Tokat’ın anlattığı örnekler bu ”milli eşkiyaları ve yürüttükleri milli mücadelenin niteliğini” anlamak için yeterlidir.

Benzer Yazılar