HAYDARİ KAMPINDA BİR PONTOSLU RUM DİRENİŞÇİ

Tamer Çilingir

Themos Kornaros’un ‘Haydari Kampı’ başlıklı kitabını 1970’lerden sonra Türkiye hapishanelerinde yatan  siyasi tutsakların arasında okumayan hemen hemen yok gibidir.  Helen yazar Themos Kornaros’un kaleme aldığı Haydari Kampı’nda olaylar Almanların Yunanistan’ı işgali döneminde geçmektedir. Kitapta işgal döneminde Nazi işkence hanelerinde ve Haydari Kampı’nda yaşanan vahşet ve kahramanlıklar anlatılmaktadır.

HAYDARİ KAMPINDA BİR PONTOSLU RUM / HELEN: NAPOLYON SUKAÇİDİS 
Dimitris Psathas’ın  “Αντίσταση”  (Direniş) adlı kitabında da Haydari Kampındaki direnişte önemli bir rol oynayan  Napolyon Sukaçidis’den bahsediliyor. 1909 yılında Pontos kökenli bir ailenin çocuğu olarak Bursa’da dünyaya geliyor Napolyon. Soykırım sonrası ise Girit’in Hreaklion bölgesine yerleşiyor ailesi. Ticaret Okulu okuyan, muhasebecilik yapan Napolyon aynı zamanda yazardır. İngilizce, Rusça, Almanca, Fransızca, Türkçe ve Yunanca olmak üzere altı dil bilmektedir. Yunanistan’da Metaxas diktatörlüğü döneminde  tutuklanıp Agios Eflatatios adasına  (bazı kayalık adalarla birlikte Kuzey Ege’deki Limnos bölgesini oluşturur) sürgüne yollanır. 1937 yılında Atina yakınlarındaki Akronafplia’daki hapishaneye gönderilen Napolyon 1941 yılında diğer tüm siyasi tutsaklarla birlikte Alman işgalcilerine teslim edilir. İşgal sırasında Trikala, Larissa hapishanelerinde kaldıktan sonra 1943 yılının Eylül ayında Haydari Kampı’na getirilir.
Haydari kampında tercümanlık yapan Napolyon, ELAS (Yunanistan Halk Kurtuluş Ordusu)’nun  iki Alman generali ölümle cezalandırdığı eylemin ardından misilleme olarak Almanlar tarafından hazırlanan 200 kişinin idam edileceği listede yer alır. 1944 yılının Mayıs ayında 199 Yunan vatanseveri ile birlikte idam edilir.

SON NOT
Napolyon babasına yolladığı son mektupta şunları söylüyor:
’’Babacığım ben gidiyorum, sizin oğlunuz olduğum için gururluyum. Kız kardeşim ve erkek kardeşlerime o iki büyük insana sevgiyle iyi bak. Selamlar, selamlar baba…’’
Ünlü Yunan film yönetmeni Pantelis Voulgaris,  2017 yılında vizyona giren ‘Son Not’ adlı filminde Dimitris Psathas’ın  ‘Direniş’ adlı kitabından ve Napolyon Sukaçidis’ten esinlenmiştir.

DİRENİŞ’TEN…
Ve orada Haydari de, askeri şef yüksek sesle iki yüz isim okuyor, zindandaki kelepçeli sürgünlerin isimlerini…
-Napolyon Sukaçidis!
Napolyon öne çıkıyor. Bütün Haydari’de insanların yüreklerini umut ve mücadele ateşiyle aydınlatan kahraman. Askeri şef şaşkındır.
-Sen değil, Napolyon!
-Neden  ben değil?
-Seni listenin dışında tutacağız.
Askeri şef onun yerine başka bir ismi vermesi halinde onun asılmayacağını söyler. Ve ısrar eder. Napolyon kabul etmez.
-Merhaba arkadaşlar
-Yaşasın Helenlerin ülkesi
-Hadi gidiyoruz…
Dimitris Psathas tarafından yazılmış olan “Αντίσταση”  (Direniş) adlı kitap, Yunanistan’da Maria Yayınları tarafından basılmış. Kitapla ve Napolyon ile ilgili bilgiler için Theofanis Malkidis’e teşekkür ediyorum.

HAYDARİ KAMPI / Themos Kornaros 
Haydari Kampı’nda dört koğuş vardır. Birincisi rehinelerin kaldıkları koğuşlardır. İkincisi 15. Koğuş, üçüncüsü 21. Koğuş, sonuncusu 1. Koğuştur. 15. Koğuş tecrit hücrelerinin bulunduğu koğuştur. Burada her türlü kötü muamele, işkence ve keyfi yaptırımlar had safhaya ulaşır. Tuvalete gitmek için bile dilekçe yazmaları gerekmekte ve dilekçenin cevabı günler sonra gelebilmektedir. 4×4 metre büyüklüğündeki bu odalara 50’şer kişi sığdırılır. Açlık, susuzluk, havasızlık bir yana, pislikten durulmaz bir haldedir (Bitler, tahta kuruları, böcekler vs.) Bu nedenle 15. Koğuş rehinelerin korkulu rüyasıdır.

21. Koğuşa gidenler ise en şanslılardır. Bu koğuşa kampa yeni getirilen rehinelerin üzerlerinden çıkan eşya ve elbiseleri konulmaktadır. Buraya götürülen rehineler (eşyaları verilmek üzere) Haydari cehenneminden kurtulmuş demektir. Ya salıverilir ya da en kötüsü bile Haydari’nin yanında cennet olan başka bir cezaevine gönderilir.

1. Koğuşta ise siyasi tutsaklar kalmaktadır. Buradaki tutsaklar Alman işgalinden önce, 1936’dan beri hapishanede bulunmaktadır. 1. Koğuştakilerin düzenleri, paylaşımcılıkları, fedakarlıkları, yaratıcılıkları, insanlara değer vermeleri ve onların sorunlarıyla, sıkıntılarıyla uğraşmaları, düşman karşısındaki yiğitlikleri, kampta bulunan binlerce rehinenin saygı ve sevgisini kazanmalarını sağlamıştır. Düşmanın saldırısı her zaman, parolası “eksilmez irade, tam ve bölünmez kişilik, tutukluların mukavemetinin çelikleştirilmesi” olan 1. Koğuştaki siyasi tutsakların (aynı zamanda kampın kurmaylar kurulunun) karşı taarruzuyla karşılanır. Bu koğuşun temsilcisi, rehinelerin kurtarıcı meleği olarak bilinen, dostun da düşmanın da saygısını kazanmış olan Napolyon Sukaçidis’dir.

Kamptaki birçok iş (temizlik, angarya gibi) 1. Koğuş tarafından düzenlenmekte, kimlerin ne yapacağı belirlenmektedir. Bu işler siyasi tutsaklar için özel bir önem taşıdığı için (angarya için çıkıldığında dışarıdan bilgi alabilmek, kampa gazete sokmak gibi) sadece güvenilir insanlara yaptırılmaktadır.

Naziler karşısında düzenli ve derli toplu durulması için kamptaki tüm düzen 1. Koğuş tarafından sağlanır. Kargaşalar, rehineler arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi, dağınıklığın aşılması için ciddi çaba sarf edilir. Örneğin tecrit hücresinde rehinelerin sorunlarını, sıkıntılarını çözebilmek için, belli riskler göze alınarak, içlerinden birini senaryoyla tecrite gönderirler. Kısa bir süre sonra tecrit hücreleri düzenli hale gelir, pislikler temizlenir (tahta kuruları ve bitlerden kurtulurlar) vb. yaşamları düzene giren tutsaklar arasındaki husumetler kısa sürede sona erer.

Rehineler için sayımlar bir işkenceye dönüştürülmüştür. Faşist SS komutanı kırbacıyla, sudan bahanelerle ya da bahaneye gerek duymadan, sık sık rehineleri kan-revan içinde kalana kadar dövmektedir. Ayrıca kampta sık sık kurşuna dizme olayları yaşanır. Faşist SS’ler dışarıda öldürülen her Almana karşı en az 50 rehineyi kurşuna dizerler. Tutsaklar kampa gelen arabalardan, makineli tüfeklerle her yanı saran askerlerden, SS subayının kullandığı kırbaçtan, verilen yemeklerden bile, birçok kişinin kurşuna dizileceğini anlayabilmektedirler.

Haydari Kampı’nda her yeni gün yeni acılarla başlarken, 1 Mayıs günü rehineler için oldukça iyi başlar. 150 rehine serbest bırakılır. Her yana iyimserlik yayılmıştır. Rehineler sayım için avluya çıktıkları zaman şaşırtıcı bir tabloyla karşılaşırlar 1. Koğuştaki 260’ların durumu oldukça gariptir. Her gün sayımda yüzerli sıralar oluşturulurken, bugün 260’lar tek sıra halinde disiplinli bir şekilde durmaktadırlar. Hepsi oldukça neşeli görünmektedir. En yeni, en temiz elbiselerini giymiş, tıraşlarını olmuşlardır. Rehineler buna bir türlü akıl erdiremezler, bir bildikleri var diye düşünürler.

Sonuçta mesele anlaşılır. Birkaç gün önce çıkan çatışmada iki Alman generali öldürülmüştür, buna misilleme olarak o gün 1. Koğuştan 200 kişi kurşuna dizilecektir. 1. Koğuştaki tutsaklar haberi bir gün önce öğrenmişler ve ölümü temiz elbiseleriyle ve neşeli bir şekilde karşılama kararı almışlardır. Bu arada faşist SS komutanı hızla avluya girer. Elleri titremekte, konuşmakta güçlük çekmektedir. Kırbacını bile yanına almamıştır. Kimse onun bu haline anlam veremez. Beceriksizce cebindeki ölüm listelerini çıkartıp, titrek bir sesle okumaya başlar. İsmi okunan her tutsak bütün gücü ve inancıyla “burada” diye bağırıp, avluya dizilmiş binlerce tutsağa bir konuşma yapar ve onurlu bir biçimde ve görevini yerine getirmenin rahatlığıyla ölüm sırasındaki yerini alır. 1. Koğuştaki tutsakların yüzlerindeki kin ve nefret, aynı zamanda sakin, güven verici yüz ifadesi, tebessüm, binlerce tutsağın yanı sıra düşmanı da hayrete düşürmüştür. Ter içinde kalan komutan isimleri okumakta zorlanmakta, liste üzerinde sürekli değişiklik yapmaktadır. İşine yarayacak insanları (hizmet ekibi ve mutfak için) listeden çıkarıp, yerlerine başka isimler yazmaktadır.

Komutan Napolyon’un ismini de okur. Kendisi de böyle bir hatayı nasıl yaptığına şaşırmıştır. Çünkü Napolyon Haydari Kampı’nda tüm düzeni sağlayan biridir. Düşman rehineleri öldüresiye döverek bile düzeni sağlayamazken, Napolyon’un tek bir konuşmasıyla sorunlar çözülmektedir. Bunun için düşmanın ona ihtiyacı vardır. Napolyon’un bu konumu, tutsakların ona olan saygı ve sevgisinden, yiğit bir savaşçı olmasından kaynaklanmaktadır.

Napolyon ismi okunur okunmaz dimdik bir şekilde sırasına geçer. Yardımcısı Tanaş’a dönerek, ona “bir Helen olduğunu, bir rehine olduğunu, Helen rehinelere, esir savaşçılara hizmet ettiğini unutmamasını, onlara karşı iyi, merhametli ve yumuşak davranmasını” söyler ve Tanaş şahsında tüm rehinelerle vedalaşır. Komutan, Napolyon’un yerine başka bir rehineyi göndermek ister, ama başarılı olamaz. Çünkü Napolyon kendisi yerine başkasının kurşuna dizilmesini asla kabul etmez.
Komutan çaresizce listeleri okumaya devam eder. İsimleri okunan tutsakların sanki düğüne gider gibi neşeli, aynı zamanda dimdik olmaları düşmanı ezer. Karşılarında tir tir titreyen, boynu bükük, yalvaran bakışlar görmeyi uman SS komutanı, bu tablo karşısında şaşkına döner.

Binlerce tutsak bu 200 yiğit devrimcinin, Nazilerin saldırılarını, inançlarına bağlılıklarıyla, ölümü küçültmeleriyle nasıl tuz-buz ettiklerine tanık olur. Listenin okunmasının bitmesinin ardından bu 200 yiğit insan kurşuna dizilmek üzere boş alana götürülür. Koğuşlardaki tutsaklar neler olduğunu göremeseler de, kulakları sağır eden marş seslerini duymaktadırlar.

Daha sonra rehinelerin tanıklardan (sarhoş SS askerlerinden) öğrendiklerine göre; Nazi askerleri şok olmuş bir şekilde devrimcilerin birçok talebini kabul etmek zorunda kalmıştır. Normalde kurşuna dizilirken sadece iç çamaşırlar ile kalınırken, tutsaklar elbiseleriyle kurşuna dizilmeyi kabul ettirmişlerdir. Alan dar olduğu için kurşuna dizme 20’şerli gruplar halinde olmuş, kurşuna dizilmeden önce 200 kişi marşlar ve türkülerle büyük bir çember oluşturup halaya durmuşlar, ölümü böyle karşılamışlardır. Kurşuna dizilen her 20 kişiden sonra halaya ara vererek, Nazi askerlerinin el sürmesine izin vermeden yoldaşlarını kendileri arabalara taşımışlardır. Ardından halaya devam edilmiştir. Sadece son 20 devrimcinin cesedini Nazi askerleri taşımıştır. Taşıma sırasında ölülere saygılı davranmadıklarından dolayı askerler SS subayı tarafından kırbaçlanmıştır. Ölüme meydan okuyan bu onurlu devrimciler, insanlıktan uzak SS’lerin bile saygısını kazanmışlardır.

 

Not: ‘Haydari Kampı’ kitabını özetleyen bölüm M.Okan’ın 10 Şubat 2001 tarihinde Kızılbayrak dergisinin 6. Sayısında yayınlanan ‘Bir Kitap: Haydari Kampı / Zalongo Halayı’yla Karşılanan Ölüm’ başlıklı makaleden alınmıştır.

 

 

 

Benzer Yazılar