HDP HEM SOYKIRIMI TANIYOR, HEM DE SOYKIRIMCI MECLİSİ!..

HDP’nin 23 Nisan 1920’ye bakışı, 1915 Ermeni Soykırımı’na yaklaşımını gölgeliyor.

Çetin Çeko

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” için özel gündemle toplandı. Genel Kurul’da HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, partisi adına bir konuşma yaptı. Söz konusu konuşma Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı anma törenlerinden bir gün önce yapıldı.

Baluken konuşmasında, doksan beş yıl önce, bu topraklarda yaşayan bütün halkların, eşit yurttaşlık temelinde ortak yaşam arzusuyla bir araya geldiklerini, Anadolu’nun, Mezopotamya’nın, Trakya’nın bütün renklerinin ortak bir gelecek, eşit ve özgür bir yaşam için kader birliği yaptığını söyledi. Baluken, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, Amasya Protokollerinde, 23 Nisan 1920’de kurulan Büyük Millet Meclisi’nde ve 1921 Anayasası’nda farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışın hâkim olduğunu, hiçbir etnisiteye vurgu yapılmadığını, bin bir çiçekli bir bahçe gibi, Büyük Millet Meclisi’ni oluşturan temsilcilerin kendi kimlikleriyle bu Meclis’te yer aldıklarını ifade etti.

Baluken devamla, 1921 ruhunun temsilcisi olan Kurucu Meclis’in, öz yönetime sahip il meclislerine geniş yetkiler vererek tüm yurttaşların farklılıklarıyla beraber bulundukları yerde yönetime katılma imkânını ortaya çıkardığını, 1921 Anayasası’nda çoğulculuk, ademi merkeziyetçilik ve temsilde adalet prensibinin esas alındığını vurguladı. Ne yazık ki, bu çoğulcu ve eşitlikçi anlayışın yerine Baluken, 1924 Anayasası’yla tekçi, merkeziyetçi ve otoriter bir yönetim anlayışına geldiğini belirtti.

***

Birinci Meclis’in Osmanlı’dan miras alınan ve Anadolu’nun tüm halklarının temsil edildiği demokratik bir meclis olduğu tezi yeni değildir. Bir kısım siyasal çevreler Kürtlerin ulusal ve demokratik haklarına tarihsel vurgu yaparlarken, “kurucu unsur, Türk-Kürt kardeşliği, ortak vatan” kavramları etrafında 1920 Birinci Meclis ve 1921 Anayasası’nı referans olarak işaret ederler. HDP’nin bu son referansından önce, ‘Çanakkale ruhu’, ‘1920 Meclisi’nin Türkler ve Kürtler tarafından kurulan ortak bir meclis olduğu’ ve ‘İslam bayrağı’ vurguları, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın daha önceki açıklamalarında ve en son 2013-14 Diyarbakır Newroz’unda dile getirilmişti. Öcalan’ın siyasi tarihe ilişkin ideolojik yaklaşımına başta Ermeniler ve Aleviler olmak üzere PKK dışındaki Türk ve Kürt demokrat çevrelerinin nasıl tepki gösterdikleri hala hafızalardadır.

Tüm kimlik ve dinlerin temsil edilmediği bir meclis nasıl demokratik olur?

Birinci Meclis gerek temsil, gerekse demokratiklik açısından PKK lideri Öcalan, HDP sözcüsü Baluken ve bu tezi dillendiren çevrelerin belirttikleri içeriğe sahip değildir. Birinci Meclis’te Türk, Kürt, Çerkez, Arnavut, Boşnak, Tatar ve benzeri uluslara mensup temsilciler bulunurken, Anadolu’nun Gayri Müslim kadim halkları Rumlar, Ermeniler, ve Süryaniler “yerli düşman” oldukları için Birinci Meclis’te temsil edilmemişlerdir. Mustafa Kemal, Meclis’ten Türkler de dahil Kürtlerin, Çerkezlerin, Boşnakların ve Tatarların “hudud-u milli” içinde tek ulus olmalarını istemiştir. 1920-24 periyodu, Müslümanlıktan Türklüğe geçiş periyodudur. İttihat ve Terakki Partisi, Mustafa Kemal’in “tek ulus, tek din, tek vatan” olma yolundaki bu projesinin önemli ve kanlı kısmını 1915 Ermeni Soykırımı ile zaten önceden yerine getirmiştir.

Birinci Meclis “İslam Kardeşliği”, ”İslam’ın ve Halifeliğin kurtarılması” kavramları üzerinden tek ulusa ve mezhebe dayalı Sünni İslam Türk ulus devletinin inşasının taşlarını örmüştür. Bu süreç içinde diğer Müslüman uluslar cebirle veya “gönüllü” olarak Türkleştirirlerken, Gayri Müslim halklar ise dinsel, etnik, ekonomik ve siyasi pogrom eylemleriyle linç edilip, ülke dışına zorunlu göçe zorlanmışlardır. HDP sözcüsünün belirttiği gibi 1920-24 arasında ortada çok kimlikli, çok dinli ve çok mezhepli ademi merkeziyetçi demokratik bir idare şekli yoktur.

Ayrıca 1921’de Koçgiri halk hareketi meydana gelmiştir. Koçgiri halk hareketi, Kürtler açısından Wilson prensiplerinin 12. maddesi çerçevesinde Ankara hükümetine karşı, ulusal demokratik özerklik taleplerinin hayata geçmesi için yapılmıştır. 1921 Anayasası 20 Ocak’ta kabul edilmiştir. Koçgiri halk hareketi ise iki ay sonra 6 Mart’ta başlamış ve resmi olarak Haziran’a kadar devam etmiştir. O zaman bu halk hareketi, belirtildiği gibi ‘farklılıkları zenginlik olarak gören, temsilde adalet prensibini esas alan’ bir meclise karşı mı yapılmıştır? HDP, PKK ve Öcalan, Koçgiri halk hareketini ve daha sonra Ankara hükümetinin katliama dönüştürdüğü bastırma harekâtını hangi kategori içerisinde değerlendirmektedir?

HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in, 1920’de kurulan meclisin ve 1921 Anayasası’nın hiçbir etnisiteye vurgu yapmadığı, bin bir çiçekli bir bahçe olduğu tespitleri, Kemalist ‘sol’ çevrelerin Kürtlere yönelik söylemidir. Bunun nedeni Kürtlerin kendi geleceklerini belirlemede özellikle ayrılma hakkını devre dışı bırakarak, eşit hak ve sorumluluklara sahip olmadan, statüsüz ve ortak vatan vurgusu içinde T.C’nin siyasi sınırlarını korumaktır.

1920 Birinci Meclis’te hiçbir Ermeni, Rum ve Süryani temsil edilmediği gibi Kürtlerin de yalnızca Mustafa Kemal yönetimine destek verenleri çağırıldı. Meclisin nasıl ‘demokratik’ bir meclis olduğunu anlamamız açısından, bu vekillerin seçimle değil atamayla meclise seçildiğini de belirtmek gerekir. Hatta bir kısmı Kürdistan’da ikamet bile etmeyen vekillerdi. HDP bunları bilmiyor olamaz. Bu bağlamda Birinci Meclis’te Kürtlerin kurucu unsur oldukları tezi de, Kürt ulusunun kendi geleceğini belirlemede Müslümanlık, Türk devleti ve ulusu dışında geleceklerinin olmadığı algısını yaratmaya yöneliktir.

HDP, 1920 Meclisi ve 1921 Anayasası’nı pozitif tarihsel siyasal çıkışlar ve örnekler olarak değerlendirmeye devam ederse, kabul ettiği ve kınadığı 1915 Ermeni Soykırımı’nı bu yaklaşımla tekzip etmiş olur. Bu da HDP’yi farkında olarak veya olmayarak Kemalist resmi tarih anlayışının penceresinden düne ve bugüne bakmasına yol açar. Kısaca 1920 meclisi ne bir model olarak savunula bilinir, ne de T.C siyasi sınırları içinde ulusal ve demokratik sorunların çözümünde bir model olarak sunula bilinir.

Söz konusu yaklaşımın asıl kaynağı son yirmi yıldır legal Kürt hareketi ve PKK’ye Abdullah Öcalan vasıtasıyla hazmettirilmeye çalışılan devlet güdümlü “Türkiyelilik” siyasetinin ideolojik baskı ve ablukasıdır. Başta legal Kürt hareketi ve PKK olmak üzere Türk, Kürt, Ermeni, Süryani ve Çerkez demokratik hareketleri bu şaşılığı görmelidirler.

Benzer Yazılar