HİÇ SÖNMEYEN YANGIN

Devrimci Karadeniz 31/07/2014 HİÇ SÖNMEYEN YANGIN için yorumlar kapalı
HİÇ SÖNMEYEN YANGIN

 Efe Moral

Doğu Roma’yı (Bizans’ı) inceleyen tarihçiler, iki yangın silsilesinden söz eder. Birincisi şehrin düşmesinden önce iki yüz elli yıl süren felaketler dizisinin yarattığı fiziki ve sosyal yangınlar. İkincisi ise Fetih yangını.

Dördüncü Haçlı Seferi ardından şehrin düşmesi, arkasından gelen katliam ve soygun Doğu Roma’yı yok etmeyi başaramadı. İznik’e sığınan İmparatorluk biraz da Moğol saldırıları sonucu dağılan Selçuk ve Osmanlı beylikleri sayesinde 57 yıl sonra Konstantinupol tahtına tekrar oturacaktı. Hatta İpirüs ve Mora’daki topraklarını konsolide edecek fakat Mihail Palaiologos III’ün Ortodoksluğu Roma’ya bağlama girişimleri, yani dini devlet işlerine sokma çabaları halkta büyük tepkilere yol açacak ve bu kırılma iktidar mücadelesi yüzünden sürekli patlak veren iç savaşlar sonucunda neredeyse yüz yıl sürecek bir yıkımla sonuçlanacaktı. 1450’lerde Doğu Roma seyrek yerleşimler ve güçsüz bir merkezi otoriteden oluşan dağınık beylikler görünümündeydi.

Oysa Küçük Asya’da, Doğu Roma 1500 yıldır düzenin adıydı. Bugün dahi öğrenim müfredatlarında değişik nedenlerle ihmal edilen bu uygarlık, genelgeçer tarihin dünyanın karanlık çağı diye adlandırdığı yüzyıllar boyunca Batı’nın aydınlık ışığı olmuştu. 1200’den itibaren ise bu ışığın ardından, birçok uygarlığa beşik olmuş Küçük Asya ve Orta Doğu büyük bir karanlığa büründü. İki yüzyıl boyunca Haçlı Seferleri ve iç savaş yüzünden yangın yerine dönen İmparatorluk 1453’de Osmanlı’ya teslim oldu. Devir değişmiş ama yangınlar sürmekteydi. 13-15. Yüzyılların ruhu Küçük Asya’da artık norm halini almıştı.

Öte yandan Küçük Asya’nın mozaiğini “Romalılık” ile İmparatorluk düzenine çeviren ticaret temelli İmparatorluk’un yerine, aynı sosyal örgünün üzerine reaya ve fetih temelli yeni bir devlet oluşturuldu. Devletin bekası için halkın köleleştirilmesi geleneği beş yüz yıl boyunca toplumun her kesimine yerleşti. Yangın teması itinayla sürdürüldü. 19. Yüzyılda çöken Osmanlı dört yüz yıl boyunca bu geleneği bütün etnik zihinlere kazımış olarak terk etti siyaset sahnesini; ama sosyal olarak devraldığı Doğu Roma yönteminin üzerine inşa ettiği, ekonomik işbölümü yerine askeri merkeziyetçiliğin hakim olduğu güç politikasını kendinden sonra gelecek bütün bölge devletlerine miras bırakarak… Açıkçası bu reçete, ticari önemi türlü nedenlerle kaybolmuş veya atıl kalmış bu coğrafyanın “ulus devletleri” için ideal bir çözümdü.

Yani yangınlar sürdü.

20. Yüzyıl başında ulus devlet aşkına Hristiyan varlığı kurban gitti bu yangına. Önce Kilikya Ermenileri, sonra Pontus Rumları, daha sonra da altmış yıla yayılan bir dönemde bakiye Hristiyanlar temizlendi Küçük Asya, Batı Ermenistan ve Kürdistan topraklarından. Sadece Konstantinupol, kendi geleneğine uyarınca dayanabildi bu biteviye yangına. Dayanabildiği kadar…

Çünkü yangın bir yönetim biçimiydi. Çünkü halkı baskı altında tutarak yönetmek dünyanın kaynakça zengin bölgelerini paylaşma derdinde olan güçlerin ilgisini sürekli olarak çekmekten uzak, fakir ve kaynakları kısıtlı bu coğrafyasının geçer akçesi olmuştu.

Küçük Asya, bugünkü adıyla Anadolu, hala kocaman bir yangın yeri. 12 Eylül 1980 sabahı evlerinden çıkıp bir daha dönemeyen, yaşamları yakılan binlerce gençten, 1990’larda haneleri, köyleri, kimlikleri yakılan milyonlarca Kürde, yaşam yetileri güçsüz düştüğü için evleri, geçmişleri ellerinden türlü dalavereyle alınan yaşlı şehirli madamlardan, Sivas katliamında otel dolusu yakılanlara, Roboski’de, Kürd coğrafyasının her noktasında iğdiş edilen bedenlere; her egemenin yüzyıl başında sırayla yakmaktan çekinmediği Ege köylerine, kasabalarına, tarihten kazınan kültürel varlıklara kadar her şey bu yangın siyasetinin bir parçası.

Bu siyaset, kurbanlarının kimliğini hiç önemsemedi. Tek noktaya ağırlık verdi; mağdur ettiklerinden her zaman daha çok mağdur gözükmeye ve asıl kimliğini türlü yapmacık düşmanların arkasında saklamaya ve kendi varlığını, her hareketin arkasındaki kirli bir gölge gibi korumaya.

Korkulan o ki, coğrafya halkları bu ortak tehlikenin farkına varmamak konusundaki inadını sürdürmeye devam ederse bu yangın bilinmeyen bir geleceğe uzanmaya, kötü kullanımdan fakirleşmiş bu toprakların üzerine alevlerini ve dumanını sermeye devam edecek. 

http://www.viralmecmua.com/efe-moral-hic-sonmeyen-yangin/haberdetay/504072/default.htm

 

 

Yoruma Kapalı.