HES, HİDRO ELEKTRİK SANRALİ: YOK ETMENİN TÜRKÇESİ

Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, 2025’te su sıkıntısı çekecek ülkeler arasında gösterilen Türkiye’nin bir su politikası olmadığına dikkat çekiyor.

“Öyle olsaydı, korumayı öne çıkarmak gerekirdi” diyen Oğuz Kurdoğlu; 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya nüfusunun kullandığı suyun yönetiminde çok uluslu özel şirketlerin etkinliğinin arttığını, Türkiye’nin de uluslararası süreçlerin bir parçası haline getirilmeye çalışıldığını söylüyor. Ekoloji Kampı kapsamında Arhavi Kamilet Vadisi’ne yapılan ve vadideki HES karşıtı mücadeleyi yerinde görme amacını taşıyan gezide ‘Yok Etmenin Türkçesi: Hidro Elektrik Santrali’ başlıklı bir sunum gerçekleştiren Kurdoğlu, çevre mevzuatının yapılan düzenlemelerle korumaya karşı bir pozisyona getirildiğini belirtiyor. HES’lerin ekosisteme etkilerini, yol, tünel, kanal, regülatör, yükleme havuzu, santral gibi inşaat faaliyetlerinin doğurduğu etkiler ile inşaat sonrası oluşacak çevresel problemler çerçevesinde özetleyen Kurdoğlu; projelerin habitatların parçalanmasına neden olduğunu, derelere doldurulan hafriyatların heyelan ve taşkın riskini de beraberinde getirdiğini sözlerine ekliyor.

Türkiye’nin bir su yönetimi stratejisi var mıdır? Enerji politikaları bu strateji içinde nerede duruyor?

Hayır, Türkiye’nin böyle bir stratejisi yok. Aslında strateji, politika başlığının altında, uygulamaya yönelik bir konudur; ama henüz gerçek anlamda bir politika oluşturulmuş değil. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya nüfusunun kullandığı suyun yönetiminde çok uluslu özel şirketlerin etkinliğinin arttığını görüyoruz; Türkiye de bu anlamda uluslararası süreçlerin bir parçası haline getirilmeye çalışılıyor. Ülkemizde strateji vs aramayın; hele suyla ilgili hiç yok. Öyle olsa, korumayı öne çıkarmak lazım; o zaman da bundan fayda bekleyen kimse bunu sağlayamaz.

Türkiye’de HES’ler nasıl oldu da enerji sektörü için bir sihirli değnek haline geldi?

Enerji için HES’ler kategorik olarak karşı çıkılacak yapılar değil; belki de en makul yapılardan biri. Bir zamanlar ben ve birkaç arkadaşım, HES’leri termik santrallere alternatif olarak önerdik. Ama en az ekolojik tahribata neden olacak bir mekanda ve en az zarar verecek çevre dostu inşaat metodları kullanılmak şartıyla. Bu maliyetleri artırabilir, ama verimliliği de artırır; ancak ekolojik yatırımlar uzun vadede ekonomik olabilir. HES’ler, 1994’lerde planlandığı sayılarda yapılırsa, ekosisteme çok fazla yük getirmeyebilir. O planlamaya göre de örneğin Artvin’de olması gereken HES miktarı, şu anda yapılması planlananın beşte 1’i.

Yapılan projelerin çoğunun amacı, maliyetleri minimalize ederek karı maksimize etmek ve birkaç katı fiyatla başkasına satmak. Doğrudan kar amacıyla yaptığınız her şeyin, depremde yıkılan binaları düşünün örneğin, sonu fiyasko olacaktır. Madencilik sektöründe de aynı durumdan söz edebiliriz. Inmet Mining, Papua Yeni Gine’de yüzde 40 devlet payı verirken, Türkiye’de yüzde 2 ödeyecek ve bunu da kendi belirlediği toplam rezerv üzerinden yapacak. Bu çok inandırıcı gelmiyor insana. HES konusuna dönersek; evet, enerjiye ihtiyaç olabilir. Ama unutulmaması gereken bir şey var; insanoğlu son 50 yıla kadar enerjisiz geldi, ama bundan sonrasını enerji için yok ediyor. Bunu birileri değerlendirsin.

Kaynak: http://yapi.com.tr/Haberler/hidro-elektrik-santrali-yok-etmenin-turkcesi_111988.html

Benzer Yazılar