İDAM SEHPASINA YÜRÜRKEN “YAŞASIN KÜRDİSTAN” DİYE HAYKIRAN TÜRK DİN BİLGİNİ

İdam sehpasına yürürken “Yaşasın Kürdistan” diye haykıran Türk İslam Âlimi  Hoca Askerî

İbrahim Sediyani

Bundan tam 89 yıl önce, Kürt tarihinin en acılı günlerinden biri olan 27 Mayıs 1925 günüDiyarbekir İstiklâl Mahkemesi’nin kurduğu idam sehpalarında gerçekleştirilen infazlardan bir örnek sunacağım size.

     1925 Şeyh Said Kıyamı’nın ilk büyük idamları gerçekleştiriliyordu o gün, Diyarbekir’de.

     Adı, Hoca Askerî.

     Kürt değil Türk.

     Aslen Mersin ili Silifke ilçesinden muhterem bir hoca olan Hoca Askerî, Türk toplumunun tanınmış İslam âlimlerindendi. İstanbul’da, Aksaray’daki Valide Camiî ile Beşiktaş’taki Harbiye Camiî kürsülerinde vaizlik yapıyordu.

     Kürt tarihinin çok önemli bir simâsı olan Seyyîd Abdulkadir’in yakın arkadaşıydı.

      Biri Kürt biri Türk olan, Kürdistan Teâli Cemiyeti’nin başkanı ve Kürdistan İstiklâl Cemiyeti (Azadî)’nin İstanbul şube başkanı Seyyîd Abdulkadir ile Aksaray Valide Camiî ve Beşiktaş Harbiye Camiî vaizi Hoca Askerî, İslamî irşâd ve teblîğat ile geçirdikleri bereketli ömürlerinde, birlikte talebe yetiştiriyor, gençlere İslamî tedrisat vererek dönemin gençliğine tevhidî bilinç kazandırmaya çalışıyorlardı.

     Hoca Askerî, bir Müslüman âlim olarak İslam’ın özündeki adalet ve haktan, mazlumdan yana olma ilkesini hem aklıyla hem de vicdanıyla içselleştirmiş örnek bir şahsiyetti. Yeni kurulan rejimin Müslüman Kürt halkına ve Kürdistan’a yönelik ırkçı – şovenist politikalarını tasvip etmiyordu.

     İstanbul’da – başta Seyyîd Abdulkadir olmak üzere – ulemâdan pekçok Kürt dostu vardı. Hayatı boyunca Kürdistan’a gitmemişti, Kürdistan topraklarını hiç görmemişti ancak “çağdaş Yezîdler”in katliâmlarla ve idam sehpalarıyla Kerbelâ’ya çevirdiği Kürdistan vatanı için atan altın gibi bir kalbi vardı.

     Bu büyük âlim, 1925 yılındaki Şeyh Said Kıyamı nedeniyle, ilk kez elleri kelepçelenerek ve idam edilmek üzere İstanbul’dan Diyarbekir’e götürüldü. O güne dek hiç görmediği Kürdistan coğrafyasına, darağacında sallandırılmak üzere götürüldü.

     Kürdistan Teâli Cemiyeti’nin başkanı ve Kürdistan İstiklâl Cemiyeti (Azadî)’nin İstanbul şube başkanı olan Seyyîd Abdulkadir, İstanbul’da 13 Nisan’ı 14 Nisan’a bağlayan gece, yanında oğlu Seyyîd Mûhâmmed ve Hewlêr (Erbil) bölgesindeki Xuşnev aşireti üyesi Nafiz Bey ile yine Kürdistan Teâli Cemiyeti üyesi Palulu Abdullâh Sadî ile birlikte tutuklanmışlardı. Tutuklandıktan sonra da Diyarbekir’e, Şark İstiklâl Mâhkemesi’ne sevkedilmişlerdi.

     Seyyîd Abdulkadir, oğlu Seyyîd MûhâmmedNafiz Bey ve Palulu Abdullâh Sadî’nin Diyarbekir’de duruşmaları yapılırken, Bitlisli Kemal Fevzî, Jîn Gazetesi yazarı Diyarbekirli Avukat Hacı Ahdî Mûhâmmed TevfikHoca Askerî, Diyarbekirli Cemil Paşazâde Ahmed, Divrikli İlyas, “Fado” lakaplı Abdulkadir Sito, Rıfat ve Hüseyin’in de onlarla birlikte yargılanmalarına karar verilmişti.

     Seyyîd Abdulkadir ve arkadaşlarının 14 Mayıs günü başlayan mâhkemeleri, daha sonra 17 ve 21 Mayıs günlerinde de devam etmiş, son duruşma ise tam da Şeyh Said Efendi’nin mâhkemesinin başlayacağı 23 Mayıs gününe ertelenmişti.

     23 Mayıs 1925 Cumartesi günü mâhkeme, kararını açıklamıştı: Seyyîd Abdulkadir, oğluSeyyîd MûhâmmedBitlisli Kemal FevzîPalulu Abdullâh SadîHoca Askerî ve Jîn Gazetesi yazarı Diyarbekirli Avukat Hacı Ahdî Mûhâmmed Tevfik’in İDAMLARINA,Diyarbekirli Cemil Paşazâde Ahmed, Divrikli İlyas, Nafiz BeyKado Bey, “Fado” lakaplıAbdulkadir Sito, Rıfat Bey ve Hüseyin Bey’in BERAATLERİNE, Nakip Bekir Sıdkı’nın ise Şeyh Said Efendi ile birlikte yargılanmasına…

     İnfazların dört gün sonra, 27 Mayıs Çarşamba günü gerçekleştirileceği duyurulmuştu ve işte bugün, o gündü.

     İdam hükmü 27 Mayıs Çarşamba sabahı Ulucamiî önünde yerine getirilecekti. Mazlum ve Müslüman Kürt halkının tarihinde, en acılı günlerden biri yaşanıyordu o gün, Diyarbekir Ulucamiî önünde. 6 tane idam sehbâsı kurulmuştu.

     Cellatlar ve zorbalar, gururla yerlerini almış, işleyecekleri cinayet ve vâhşeti seyretmenin keyfini yaşamak için, sabırsızlıkla bekliyorlardı.

     Önce Bitlisli Kemal Fevzî, daha sonra da Jîn Gazetesi yazarı Diyarbekirli Avukat Hacı Ahdî Mûhâmmed Tevfik idam edildiler.

     Ve işte şimdi de sıra, İslam ümmetinin ve Kürdistan milletinin yiğit evlâdı Seyyîd Abdulkadirve oğlu Seyyîd Mûhâmmed’e gelmişti.

     Cellatlar ve zorbalar, cinayetlerini öylesine sadistçe bir şekilde işliyorlardı ki, idama giden o pâk insanların son arzularını bile yerine getirmiyorlardı. Evet… Bizans ve Moğol mâhkemelerinin, Nazi ve Bolşevik mâhkemelerinin bile mâhkumlardan esirgemediği bu hakkı, laik – kemalist TC mahkemeleri sadistçe esirgeyebiliyordu.

     Seyyîd Abdulkadir, o koca adam, hayatı mücadele ile geçmiş o yürekli adam, mâhkemede adetâ yalvarıyor, diyor ki, “Allâh rızası için beni oğlumdan önce idam edin. Gözümün önünde oğlumun asılmasına dayanamam. Beni oğlumdan önce asın ki, oğlumun darağacına çekilişini görmeyeyim.”

     Fakat bütün bu rica ve yalvarmalara rağmen arzusu kabul edilmiyor. Ve oğlundan sonra idam edilerek, oğlunun ipte sallanmasına gözleriyle şahid oluyor.

     Evet… Böyle bir vâhşetin, böyle bir sadizmin, tarihte ikinci bir örneği var mı?

     Daha sonra da Palulu Kör Abdullâh Sadî ve son olarak da Hoca Askerî idam edildiler.

     En son darağacına çekilip idam edilen Hoca Askerî, Kürt değil Türk idi.

     Darağacına doğru yürürken “Yaşasın Kürdistan” diye haykırdı.

     Türk olan bir İslam âliminin Diyarbekir semâlarında yankılanan “Yaşasın Kürdistan” sedâsına karşılık, cellatlar ve zorbalar da “Yaşasın Cumhuriyet” diye bağırdılar.

     Hoca Askerî’nin boynuna yağlı kemend geçirildi. İdam edilmeden önce kendisine son isteği soruldu. O, tekrar ve daha güçlü bir sesle haykırdı: “Allâh-u Ekber! Yaşasın Kürdistan… Allâh-u Ekber! Yaşasın Kürdistan…”

     Şehâdetleri kutlu, mekânları cennet olsun.

http://www.ufkumuz.com/idam-sehpasina-yururken-yasasin-kurdistan-diye-haykiran-turk-islam-ali-8619yy.htm

Benzer Yazılar