İNSANLAR KATLEDİLİYOR, SAVAŞTA MİLYARLARI ŞİRKETLER KAZANIYOR

Cem Akbalık

“Bugüne kadar tüm savaşlarda amaç para, mülkiyet ve gücü ele geçirmek veya muhafaza etmekti; ve Kapital’in [Sermaye] insanlar üzerindeki hakimiyeti ve onları tahakküm altında tutması devam ettikçe, her zaman savaşlar olacaktır”
11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ABD’nin geliştirdiği “terörizme karşı” mücadele konsepti çerçevesinde tam 1600 milyar dolar para harcadığı açıklandı. Açıklamayı yapan ise ABD Kongresi. Ama Kongre’nin bu raporunu gerçekçi bulmayan ve savaş harcamalarının açıklanan rakamdan çok daha fazla olduğunu düşünenler de var. Bunların başında Nobel ödüllü ekonommist Joseph Stiglitz ve akademisyen Linda Bilmes geliyor. “The three trillion dollar war” adlı kitaplarında, son on üç yılda “terörizme karşı” yapılan harcamaların 3 000 milyar dolar civarında olduğunu iddia ediyorlar.

Irak ve Afganistan’da 350 bin insan öldürüldü

Kongre’nin yayımladığı bu rapora itiraz edenlerden biri de Cost Of War adlı bir projenin sorumlularından biri olan Neta Crawford. Crawford’un açıklamasına göre ABD’nin 2001’den bu yana Irak, Afganistan ve Pakistan’da yürüttüğü savaşlarda 174 bini sivil olmak üzere 350 bin insan yaşamını yitirdi. Crawford’un savaş ve operasyonlarda ABD’nin 4400 milyar civarında bir harcaması olduğunu söylüyor.

Peki bu fark nereden geliyor?

Crawford savaş harcamalarına dair hesaplarını yaparken, Kongre’nin hesaplanmadığı başka verileri de  gözönüne alarak yapıyor. Örneğin ABD’nin savaşı finanse etmek için finans kurumlarından faizle aldığı kredileri de bu harcamalara dahil ediyor. Finans kurumlarına ödenen bu faizlerin ise 316 milyar dolar olduğunu belirtiyor. Bütün bu harcamalara savaş gazilerinin sağlık sigortaları için harcanan 1000 milyar doları da ekliyor. Savaşta yaralanan, sakat kalan ve psikolojik tramvalar yaşayan binlerce askerin olduğu düşünülürse Crawford’un açıkladığı rakam insana mantıklı geliyor. Elbette Kongre raporu bütün bunlardan bahsetmiyor.

Peki, Kongre savaş harcamalarını neyi baz alarak hesapladı?

Kongre’nin raporuna göre ABD bu harcamaları askeri üslere lojistik destek sağlamak, Irak ve Afganistan askerlerinin ağitilmesi,  diplomatların maaşları, yabancı devletlere yardım ve bu devletlerin yeniden inşasına katkı”da bulunmak için kulanıldı. Kongre raporuna göre, Irak işgaline 815 milyar dolar, Afganistan işgaline 686 milyar dolar,  teröre karşı önlem için yapılan harcamalarda 108 milyar dolar olmak üzere 1600 milyar dolar harcandı. 550 milyar dolar olan ABD savunma bütçesinin bu rakama dahil olmadiğını da belirtelim hemen. Diğer yandan, bu rakamlara Suriye’de, Somlai’de, Yemen’de, Nijerya’da, Gana’da, Mali’de, Ukrayna’da yapılan gizli operasyonlar, bombardımanlar da dahil değil.

Savaşta kazananlar kapitalistler oldu

“Terörizme karşı”savaşların en kazançlı kesimi hiç kuşkusuz transnasyonal şirketler oldu. Bu şirketlerden biri olan Lockheed Martin, hem ABD ye hem de AFganistan’a, Irak’a, Israil’e içinde savaş uçakları, füzelerin de bulunduğu ağir silahlar satarak 45 milyar dolar kâr elde etti. Savaşlarda orduları ve hatta radikal islamcı grupları silahlandırarak milyar dolarları kasalarına indiren tek şirket Lockheed MArtin değil, bu konuda rüştünü ispatlamış daha birçok transnasyonal şirket var. Bu şirketler sadece savaşlarda silah satarak para kazanmıyorlar, aynı zamanda borsalarda da milyarlar kazanabiliyorlar. Ve işin ilginç yanı, bu şirketlerin borsada en fazla kazandığı dönem askeri saldırıların olduğu dönemler. Mesela IŞİD’e saldırılar başlar başlamaz bu şirketlerin borsada yükselişe geçti.

Özel paramiliter şirketler orduların yerini mi alıyor?

Irak işgalinde diplomatları, ABD kurumlarını ve önemli ekonomik yerleri korumakla görevli paramiliter şirketlerin yaptığı katliamlarla gündeme geldiğini herkes hatırlıyordur. Hatta bu şirketlerden bazılarının kendilerine karşı açılan davalardan ve cezalardan dolayı isim değiştirmek zorunda kaldıklarını da biliyoruz. Bu özel paramiliter şirketler ve paralı askerler giderek yavaş yavaş bildiğimiz orduların yerini almaya başladı. Irak’ta ABD ve İngiliz güçlerinin bulunduğu dönemde 50 özel güvenlik şirketine bağlı 30 bin paralı asker olduğunu, bu askerlerin neredeyse her alanda kulanıldığını gazetelerde okumuştuk. Bu paramiliter şirketlere çalışan askerler ise sandığımızın aksine sadece Amerikalılar’dan değil Nepal, Bosna, Afrika’nın değişik ülkeleri vb. farklı ülkelerin vatandaşlarından oluşuyor.

Sonuç olarak, 2000’li yıllardan bu yana silahlanmada ve savaşlarda eş zamanlı ciddi bir artış oldu. Çatışmaların, savaşların, darbelerin ölmadığı bölge yok gibi. Her yıl binlerce insan çıkan çatışmalardan dolayı hayatını kaybediyor. Milyonlarcası yerlerinden yurtlarından göçmek ve farklı ülkelerde kamplarda yaşamaya mecbur bırakılıyor. Hükümetler en temel insani haklar olan sağlık, barınma, eğitim…gibi ihtiyaçlara bütçe ayırmak yerine, GSMH’lerin önemli bir kısmını savunma adı altında silahlanmaya ve savaşlara ayırıyor. Bir yandn askeri sanayide çok kötü koşullarda çalışan milyonlarca insanın artı-değerini sömürerek kasalarını dolduran şirketler, diğer yandan çıkan ve çıkartılan savaşlarda taraflara silah satarak, binlerce paralı askerini kiraya vererek milyarlar kazanıyorlar. Her şeyin giderek özel şirketlere devredildiği, sermayenin giderek bir grup kapitalist oligarkın denetimine geçtiği ve bu oligarklarında kendi özel ordularını kurduğu bir süreçte, toplumsal mücadele ve devrim perspektivi ulusal sınırları aşmak ve birçok konuda parametrelerini yenilemek zorundadır.

KAYNAK

Benzer Yazılar

One Response

  1. Şahin KANBUR