İSKOÇYA’DA BAĞIMSIZLIĞA ‘EVET’ DİYEN YÜZDE 44.7’Yİ GÖZDEN KAÇIRMAMAK

Devrimci Karadeniz 20/09/2014 İSKOÇYA’DA BAĞIMSIZLIĞA ‘EVET’ DİYEN YÜZDE 44.7’Yİ GÖZDEN KAÇIRMAMAK için yorumlar kapalı
İSKOÇYA’DA BAĞIMSIZLIĞA ‘EVET’ DİYEN YÜZDE 44.7’Yİ GÖZDEN KAÇIRMAMAK

Leyla Poyraz

“Sizce İskoçya bağımsız bir ülke olmalı mıdır?”

Bu soru, 18 Eylül günü İskoçya halkına soruldu. 16 yaş ve üzerindeki 4 milyon seçmen İskoçya’nın bundan sonra bağımsız mı yoksa Birleşik Krallık’ın parçası olarak mı hareket edeceğine karar vermek için sandık başına gitti…

Sabah erken saatlerde başlayan oy kullanma trafiği akşam yerel saat itibariyle saat 10’a kadar sürdü ve sonrasında sandıklar açılmaya başladı. Sabah saatlerinde açıklama yapan İskoç resmi kaynaklarına göre oy kullananların yüzde 44. 7’si “Evet”, yüzde 55. 3 ise “Hayır” dedi. Geriye kalan yüzde 0. 1 ise “Geçersiz” sayıldı.

Katılımın yüksek olduğu ve kayıtlı İskoç seçmenlerin yüzde 84’ünün, yani 3 milyon 619 bin 915’inin 32 bölgede kullandığı oy sonuçlarına göre göre 2 milyon bin 926 seçmen Birleşik Krallık ile birlikten yana, 1 milyon 617 bin 989 seçmen ise ayrılıktan yani bağımsızlıktan yana oy kullandı.

Hayır oylarının çoğunlukta olması sebebiyle 307 yıldır Birleşik Krallığın parçası olan İskoçya çok uzun bir süre daha Birleşik Krallığın parçası olmaya devam edecek.

Ama sonuç ne olursa olsun, oy kullananların yüzde 44.7’si yani 1 milyon 617 bin 989 seçmen 18 Eylül’ün; İskoçya, Birleşik Krallık ve Avrupa tarihi için olacağı kadar, yeryüzündeki tüm ulusal kurtuluş mücadeleleri için de önemli bir gün olarak anılmasına sebep oldu.

CESUR YÜREK ÖLÜRKEN ‘FREEDOM’ DEMİŞTİ

Cesur Yürek filmindeki William Wallace’ın idam edilmeden önceki son sözünü hatırlıyor musunuz?

1995’te çevrilen Cesur Yürek (Brave Heart) filmine konu olan ve 1305’de İngiltere kralı I. Edward tarafından idam ettirilen William Wallace’nin idamdan önceki son sözü “Freedom!” (Özgürlük!) olmuştu.

Pek çok insan için belki İskoçların özgürlük mücadelelerinden ilk kez haberdar olmasına vesile olmuştu bu film. Aslında İskoçların Büyük Britanya Krallığı ile yürüttüğü özgürlük mücadelesi, 1 Mayıs 1707’den beri sürüyor… İskoç ve İngiliz parlamentoları “Birleşme Yasası” adı verilen bir yasayı kabul ederek, Britanya Krallığı’nı ilân ettiler. Böylece İskoçya bölgesi İngiltere’ye tam bağımlı hâle geldi. Onun öncesinde topraklarını vermemek için direnen İskoçlar, sonrasında da yöneticilerine rağmen büyük bedeller, fedakarlıklar ödeyerek ‘bağımsızlık’ mücadelesini sürdürmeye devam etti…

Belki beklenen olmadı ama 5.5 milyon nüfusuyla Galler, Kuzey İrlanda ve İngiltere ile birlikte Birleşik Krallık’ı oluşturan İskoçya’daki yüzde 44.7’lik ‘evet’ her şeyin bitmiş olmadığını da gösteriyor…

Uzmanlara göre ABD Başkanı Barack Obama’nın güçlü ve birleşik bir devletten, yani statükonun devamından yana olduğunu açıkça belirtmesi ve AB’nin bağımsızlık durumunda İskoçya’nın AB’yle yeniden müzakerelere başlamasının gerektiğini bildirmesi İskoçlar için mühim bir açmaz gibi durdu.

iskocya

ALEX SALMOND: BİR DAHA Kİ SEFERE

Sosyal medya ve kameralar üzerinden duygularını ifade eden İskoçya Başbakanı Alex Salmond ise oldukça hüzünlüydü. Salmond yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bu sefer olmadı ama bu ileride bir başka Referandum olmayacağı anlamına gelmez”.

KÜRESEL DÜZENDE BAŞ EDEBİLME, EKONOMİK GÜÇ ARZUSU

Sonuçlar “Evet” diyenler arasında büyük bir sürpriz yarattı. Peki, İskoçlar neden “Hayır” dedi?

BİA Haber Merkezi’nden Hacı Mehmet Boyraz bu durumu, “Sabah saatlerinden itibaren sokakları “Evet” diyenlerden devralan “Hayır” yanlılarına göre bu sorunun cevabı değişen küresel düzende İskoçya’nın tek başına mücadele edemeyeceği üzerine. Bunun yanı sıra olası bir bağımsızlığın getireceği kısa dönemli resesyon da İskoçların “Hayır” demesinde önemli bir rol oynadı gibi duruyor” şeklinde değerlendiriyor.

HER ŞEY BİTMİŞ DEĞİL

Son olarak Referandum’dan “Hayır” oyu çıkmasını bütünüyle olumsuz bir tablo gibi görmek de doğru mu? Boyraz’a göre, oylamaya az bir süre kala açıklama yapan Başbakan David Cameron’un “Gerekirse daha fazla yetki verebiliriz” sözü, bağımsızlık yanlısı olanların bütünüyle zararda olmadığını da ifade ediyor…

BAĞIMSIZLIK REFERANDUMUNA NASIL GELİNDİ

* Referandumun temelleri, Mayıs 2007’de yapılan seçimlerde İskoç Ulusal Partisi’nin (SNP)  İşçi Partisi’nin sekiz yıllık hakimiyetine son vererek iktidara gelmesiyle atıldı. Seçimlerde SNP, 47 koltuk sayısına ulaşırken parlamentonun geri kalanını İskoç İşçi Partisi oldu.

* Şubat 2010’da İskoç Hükümeti, bağımsızlık referandumunu öneren bir yasa tasarısı hazırladı. Alex Salmond referandum yasasının İskoçlar için ulusun geleceği hakkında söz sahibi olma imkanı sağlayacak büyük bir fırsat olduğunu öne sürmüştü. Ancak muhalefeti oluşturan partiler, bağımsızlık yolundaki bu yasaya karşı oy kullandı ve yasa tasarısı hayata geçirilemedi.

* Mayıs 2011’de iktidar partisi SNP seçimlerden bir kez daha zaferle çıktı. SNP bu seçimde 69, İşçiler 37, Toryler ise 15 koltuk sayısına ulaştı. Koltuk sayısını artıran SNP, beş yıllık iktidarlık süreci içerisinde bağımsızlık referandumu sözünü veren manifestosuna bağlı kalacağını bir kez daha açıkladı.

* 10 Ocak 2012’de Alex Salmond, BBC politika editörü Brian Taylor’a verdiği röportajda referandumun 2014 sonbaharında yapılacağını açıkladı. Ve bu kararın İskoçya’nın 300 yıllık tarihinin en önemli kararı olacağını söyledi.

* 25 Ocak 2012’de Alex Salmond, referandumda seçmenlere sorulacak soruyu açıkladı: “İskoçya’nın bağımsız bir ülke olmasını kabul ediyor musunuz?”

* 25 Mayıs 2012’de bağımsızlık referandumunda bir milyon İskoç seçmenin desteğini almak ve halkın referandumda “evet” oyunu kullanmalarını sağlamak için “The Yes Scotland” (Evet İskoçya) kampanyası başlatıldı. Kampanyaya politikacılar ve sanatçılar da destek verdi. “The Yes Scotland” kampanyası İskoçya’da bağımsızlığı savunmak amacıyla düzenlenen en büyük kampanya olarak biliniyor.

* 25 Haziran 2012’de birliği korumak amacıyla eski Maliye Bakanı Alistair Darling’in önderliğinde başlatılan “The Better Together Campaign” (Birlikte Daha İyi Kampanyası) kapsamında Edinburgh’da etkinlik düzenlendi. İşçiler, bağımsızlık düşüncesini “gelecek nesilleri tamamen bir bilinmezliğe gönderen bir gidiş bileti” olarak tanımladı ve bağımsızlığa karşı çıktıklarını açıkladılar.

* 10 Ekim 2012’de David Cameron, Birmingham’da düzenlenen Muhafazakar Parti Konferansı’nda İskoç bağımsızlık referandumu konusunda anlaşmaya varmak için Alex Salmond’ la görüşmek için pazartesi günü Edinburgh’ a gideceğini söyledi.

* 12 Ekim 2012’de Birleşik Krallık ve İskoç Hükümeti arasında yapılan müzakereler sonucu bir mutabakata varıldı.

İSKOÇLAR ANADİLLERİ GALCE’Yİ BASKILARA RAĞMEN NASIL KORUDU

İskoçların kültürlerine ve anadillerine sahip çıkma arzusu ise başından beri değişmedi. Laz Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi, Gazeteci Eylem Bostancı, İskoçların Büyük Britanya Krallık’ının tüm baskılarına rağmen Galce’nin bugün ölü bir dil olmamasını şöyle anlatıyor:

“Bu bölüme İngiliz devleti tarafından 1773 yılında Galce hakkında yapılan bir açıklama ile başlamak istiyorum;
“(Galce) Barbar insanların kaba dilidir. Galliler; barbarların barbarıdır; bunun dışında kendileri birşey bilmezler.”
Sanıyorum bu alıntı İngiliz devletinin Galceye karşı olan o günkü tutumunu özetliyordur. Galce’ye yapılan en büyük darbe; 1872 senesinde çıkartılan bir kanun oldu (1872 Education Act). Bu kanunla birlikte okullarda Galce’nin konuşulması yasaklandı. Artık okullarda Galce konuşan öğreciler öğretmenleri tarafından cezalandırılacaktı. İngiliz hükümetinin gerekçesi şu şekildeydi; Galce konuşmak çocukların iyi derecede İngilizce konuşmalarını engelliyordu, bu kanunu ise okulları tamamıyla devletin kanatlarının altına sokmak ve işçi sınıfı çocuklarına eğitim şansı tanımak için çıkartmışlardı. Oysa, tarih şunu gösterdi; çocuklara kendilerine yabancı bir dilde eğitim verilmesi daha yüksek İngilizce okuma-yazma oranına ulaşılmasında çok yetersiz kalmıştı. Tam tersine, ana dili Galce olan çocukların eğitimde geride kalmalarına neden olmuştu. Okullarda Galce konuşan çocuklar kötü muameleye ve aşağılanmaya tabi tutuluyor, çeşitli cezalara çarptırılıyorlardı. Çocuklar okula ilk başladıklarında İngilizce bildikleri iki kelime ‘evet’ ve ‘hayır’ oluyordu, bilmedikleri bir dilde eğitim almakta zorlanıyorlardı.
İskoç aydınları hiçbir zaman Galce’nin peşini bırakmadılar. Eğer bırakmış olsaydılar, bugün İskoç Galcesi ölü bir dil olurdu. 1830 ile 1900 yılları arasında yaklaşık 900 tane Galce kitap basıldı. 1891 senesinde ilk Gal derneği kuruldu; dernek Gal kültür festivalleri düzenledi. 19. yüzyıl bittiğinde İrlanda ve İskoçya’da hala anadili olarak Galce konuşan 1 milyondan fazla insan vardı.

 

Yoruma Kapalı.