KAFLE VE MENFİ

Devrimci Karadeniz 28/04/2016 KAFLE VE MENFİ için yorumlar kapalı
KAFLE VE MENFİ

İsmail Taylan Kaya

Bir kuşluk vakti kapılarınız çalınsa…

Babasız evlerinizden –babalarınız askerde- ailecek derdest edilseniz apar topar… Kardeşinizin elinde kurtarabildiği bir oyma at, annenizin tırnakları arasında hiç yiyemeyeceğiniz tarhananın kırıntıları… Yaşlılarınızla, gençlerinizle, kadınlarınız, çocuklarınızla sürüklenseniz arkanızdan kovalayan ölümün önünde…

İnsanın kötülüğünün sınırı yok… Dedeniz yürüyemeyecek hale geldiğinde kurda kuşa bıraksanız… Kardeşlerinizi, analarınızı yanınızdan aparsalar… Alıcı kuşlar gibi üzerinize akan her dalga birer parçanızı alsa, götürse. Ölümü öğrenseniz, kanıksasanız; ölümden beterini görünce ölümü arzulasanız… O mahşerde Azrail’in elinden kaçabilmişsiniz, düşünün… Sonra, “Gâvurların” hizmetçisi, çobanı, uşağı olmuşsunuz. İsminizi değiştirmişler Aliler Aleko, Mehmetler Minas olmuş… Camilerinizi çevirmişler kiliseye. Geçmişinizle beraber geleceğinizi de çalmışlar. Zaman geçmiş, hayal kuramadığınızı fark etmişsiniz. Hiçbir ev eviniz olamamış bir daha… Size yapılan nedir diye sorsam ne derdiniz? 24 Nisan budur işte… Belki çok daha fazlası ama eksiği değil! Kendinizi onların yerine koyup, o acıyı hissedebiliyorsanız sussanız da olur. İnkâr etmekten yeğdir.

***

Elimde bir kitap, Margosyan’ın “Tespih Taneleri”.

Yaşlılarını anlatırken büyük usta, kırk kapı altında kilitli duranı sezdiriyor haldan bilene… Yaşlıları “Kafle” (kafile) dermişler o gidip de gelmeyesi günler için. Kendileri de Kafle artığıymış. Yaşlılar bir araya geldiğinde “Sen Kafle’de beş yaşında yoğudun he mi?” diye başlayan sohbetler uzar, gözyaşlarıyla düğümlenir, gençlerin yanında hatırlamanın, hatırlatmanın pişmanlığıyla bir dahaki sohbete kadar susulurmuş.

Ne tuhaf! Bizim buralara benzetmiştim ilk okuduğumda. İlkokula gidiyordum galiba “Potur Elif” derler anneannemin arkadaşı. Kendi dillerinde konuşuyorlar, anlayamıyordum. Bazı kelimeleri seçiyordu içinde: Dersim, domane, Hızır, menfî… Ağlamaya başladılar birden bire. Biz çocuklar dikkat kesilince anlayabileceğimiz dille anlattı Potur Elif.

“Ananızın babanızın kıymetini bilin… Ben beş yaşında kaybettim onları. Bir mağaranın duvarına dayayıp kurşuna dizdiler bizi… Zavallı anam üzerime kapaklandı, siper oldu kurtulmuşum. Sonra ne oldu nasıl oldu hiç hatırlamam. Topuğumun yarısı yoktu Bursa’ya ‘menfî’ gittiğimde…”

Topuğunun yarısı o zamanda yoktu, kırmızı mavi patiğini sıyırıp göstermişti bize. Sonra anneannem telaşlanıp konuyu kapatmıştı, Margosyan’ın yaşlıları gibi. Fakat “Menfî” kelimesini duymuştum, cin şişeden çıkmıştı artık.

Dersimliler 1938’e “Menfî” demişlerdi. Ermeniler, 1915’e “Kafle”.

Margosyan’dan farklı olarak çocukluğumda hem kafle hem menfi hikâyeleri dinledim.

Bütün Anadolu’da Ermenilerin izleri silindi 1915’te. Bir yer hariç: Dersim…

Dersimliler 1938’e kadar Ermenilerle birlikte yaşamışlar. Dedem 1938’de 12 yaşındaymış. Ermeni arkadaşlarından çok dinlemiş ailelerinin nasıl gelip Dersim’e sığındığını. Sonra onlarla beraber paylaşmışlar Dersim’in kaderini…

Anadolu’da genç bir edebiyatçının heybesini işte bu hikâyeler doldurur. Petersburg sokaklarını adımlamaktan, İnce Memed ile Anavarza’nın suyunu içmekten, Cihangir’de Pamuk Apartmanı’nın kapılarını ezberlemekten yorulunca çocukluğuma dönerim. Bukuwski’den önce deliliğin kitaplarını yazan yaşlılarımla Kutu Deresi’nde soluklanırım. Hikâyelerimin kahramanlarından sadece şanslı olanlar güzel atlara binip gidebilmiştir. Şanssızlarının sesi soluğu o an benimledir.

***

Yeni romanımı içerisinde oldukça “i” içeren ünlü bir yayınevine göndermiştim. Aylarca birlikte çalıştık üzerinde. Fakat “çok şeyi anlatmaya çalışmam, asıl anlatmak istediğimi gölgelemiş” olduğundan anlaşamadık. Budayamam ki hikâyemi… Onlar artık sadece hikâyelerimde yaşayabilirler çünkü.

Çünkü onları silip atmak yeni bir kafle, yeni bir menfi olur. Sonra Munzur’un kıyasında bırakıp giderler beni, terk ederler. O zaman bu ıssızlığın, yabanlığın, duygusuzluğun içinde yapayalnız kalırım…

 

Yoruma Kapalı.