KAN AKITMAYA ALIŞAN TOPLUMUN, CAN VERMEYE DE ALIŞTIRILMASINA ALIŞAMADIM

Üzeyri Kılıç

Yolumun üstündeki mahalle bakkalı, yakınıyor; “Hiç bayram heyecanı yok ortalıkta hocam!” diyor ağız alışkanlığıyla; “Bayram mı geliyor, normal bir gün mü belli değil. Eski heyecandan eser yok.”

Günlerdir beynimde tepinip duran duygu karmaşasının oluşturduğu ve cümle kurmamı dahi engelleyen öfkeli ruh halimi dizginlemeye çalışarak; “neyin heyecanı kaldı ki, heyecanlanacak ne kaldı…” diyebildikten sonra dudaklarımı ısırıp, kafamı sağa sola sallayarak çıkıyorum. Öfkemi dizginleyip cümle kurabilecek olsam, sardıracağım, mutaassıp olduğunu bildiğim adama. Bütün olanların, yaşananların sorumlusu oymuş gibi.

Radyoyu açıyorum, spiker konuklarıyla bayram muhabbeti yapıyor; nicedir değişmiş, din literatürüne bezenmiş cümleler kurarak. “Efenim eskiler ne güzeldi değil mi? Yastıklarımızın altında bayramlıklarımızla uyur, sabah ilk iş onları giyip ailemizle bayramlaştıktan sonra bayram ziyaretlerine çıkardık. Şimdi öyle mi efenim, şimdi öyle mi?..

Nicedir boğazımda düğümleniyor yediğim lokmalar. Nicedir haber dinlemeye, yazı okumaya tahammül edemez olmuşum. Çocuklarımı sevip koklayamaz olmuşum. Evimde aileme iki çift güzel söz edemez olmuşum. Gülüşlerim hepten yalan. Konuşmalarım zorunluluktan. Konuşamamanın verdiği sıkıntı midemde patlamış günlerdir kramplarla yaşıyorum. Dayanamıyorum artık kafası gövdesinden ayrılmış insan bedenlerinin ortalıkta sergilenmesine. Dayanamıyorum yersiz yurtsuz bırakılmış çocukların dağ başlarında aç susuz bırakılarak ölüme terkedilmesine. Oradan buradan toplanmış serseri besleme katil sürüsünün cihatçı, tepkici cilalarıyla kabullendirilmeye çalışılmasına. Silah mühimmat, para yardımı yapılarak katliamı, soykırımı örgütleyenlerin, hala mazlum söylemleriyle cellatlık yapmasına… Dayanamıyorum egemenlerin birbirini yiyormuş gibi yapıp, çıkarları söz konusu olduğunda sırtlan sürüsü gibi bir araya gelerek saldırıya geçmelerinin görülememesine. Utanmazlıkta, arsızlıkta, yalanda, riyada akıl sınırlarını çoktan zorlamış olan pervasızlıklarına karşı gösterilen tahammüle demek yetmiyor, eyvallahçılığa…

Askere gitmiş genç delikanlı, “politik” yorum yapıyor; o parti masum, bu öyle bu böyle… 550 kişilik meclisten savaş kararı çıkıyor; 98 ret, 298 kabul! Geriye kalan yüz elli milletvekili iradesini neden belli etmiyor diyen yok. Bilip de bilmiyormuş gibi yapmak delirtiyor insanı. Bir İngiliz politikacının bilginin insana zarar olduğu şeklindeki söylem, egemenlerin yönettiklerine ne gözle baktıklarını açıklıyor aslında; ölmeyecek kadar yiyin, aç kalmayacak kadar isteyin. Fazlası hem bünyenize, hem sağlığınıza, hem de güvenliğinize zarar. Bakan da öyle söylemiyor mu; “vergiler yetmiyor!” ve peşinden geliyor zamlar, zamlar, zamlar… Tepki; “alıştık artık!” Tehlike burada başlıyor. Şehirlerde bombalar patlıyor, onlarca insan katlediliyor; alışıyoruz. Demokratik hak aramak istiyorsunuz; satırlı kefenli besleme sürüsü salyalarını akıtarak çıkıyor karşınıza, susuyor alışanlar. Din adına katliam yapanları besliyor, pazarlıyor, koruyup kollayıp savunuyor, kabullenmek alışkanlık. “Benden aldıklarınızla katilimi beslemeyin” diyenler öfkesini dile getiriyor, seçilmiş aynaya bakıp sokağa sesleniyor; Vandal, vatan haini, başıbozuk, serseri… ve peşinden mutlaka hesap tehditleri… Onlarca can veren seçmende, deyim yerindeyse çıt yok; çünkü alıştırılmış sövülmeye, alıştırılmış tehdit edilmeye, alıştırılmış deyneği görünce keçenin altına saklanmaya, alıştırılmış akıttığı kanla birlikte can vermeye…

Kan akıtma bayramından* bu güne yaşananlara baktıkça defalarca sözün işlevinin bittiğini düşündüm, ama kan akıtmaya alışmış toplumun can vermeye alıştırılmasına alışamadım; gördüm ki, sözün hala işi çok…

*Kan akıtma ritüeli, tanrılara sunaklarda ürün sunma eyleminden insan kesmeye, sonrasında hayvan kesmeye ve bayram olarak kutlanmaya evrilen bir süreç.

Benzer Yazılar