KANLA ‘İRFAN’LA YAŞAYAN CUMHURİYET’İN ÇOCUĞU SEDAT PEKER

Tamer Çilingir

Rize’deki bir mitingde sarfettiği “Oluk oluk kan akacak” sözleriyle ilgi çeken Sedat Peker, bu kez “barış için akademisyenler” bildirisine imza koyan üniversite öğretim üyelerini tehdit etti.
“oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız”

Şaşırılacak bir durum yoktur ortada. O yüz yıllık cumhuriyet geleneğini yüksek sesle ifade etti, hepsi bu…

”Bu Pontos Rumlarına öyle bir tütü vereceğim ki, hepsi mağaralarda eşek arısı gibi boğulup gidecek”[1] diyordu Topal Osman 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gelen Kemal Paşa’sına…
Topal Osman’a özenen mafyacı Sedat Peker de bugün; 2016 yılında, ‘’Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız.’’ diyor savaş istemeyen akan kanın durmasını isteyen bir bildiriye imza atan akademisyenlere.
Ne yapmıştı Topal Osman peki?
Teşkilatı Mahsusa’nın has adamı olarak
Mağaralara doldurulan Rumları, diri diri dumanla boğarak öldürmüştü.
Kiliseler ve okullara doldurulan kadın, erkek, çocuk ihtiyar ayırmaksızın Pontos Rumlarını diri diri yakmıştı.
Giresun ve Samsun’da Rum köy ve kasabalarını kundaklamıştı. Rumların sadece canlarını değil, aynı zamanda mal ve mülklerini de zimmetine geçirmişti.
Falih Rıfkı’ya göre Topal Osman basılan her Türk evine karşı üç Rum evini basmak, mezarını kendine kazdırıp diri diri adam gömmek, vapur kazanlarında kömür yerine canlı adam yakmak gibi zulüm ve işkencelerle bölgeyi Rumlardan tamamen temizlemişti. Dr. Rıza Nur, Topal Osman’a “Rum köylerinde taş üstünde taş bırakma” demiş, o da “Öyle yapıyorum ama kiliseleri ve iyi binaları lazım olur diye saklıyorum” karşılığını vermişti. Rıza Nur’un “Onları da yık, hatta taşlarını uzaklara yolla, dağıt. Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı diyemesinler’ demesi üzerine “Sahi öyle yapalım. Bu kadar akıl edemedim” diyecekti.

’’Kanla, irfanla kurduk biz cumhuriyeti’’ diyecek olanlar, 3 bin yıldan fazladır bu topraklarda doğanların kanıyla kurmadılar mı bu cumhuriyeti?
1.5 milyon Ermeni, 300 bin Süryani, 353 bin Pontoslu Rum ve kayıp 800 bin Küçük Asya Rumu…
Sonra bitti mi, kana doydular mı?
+ Mustafa Kemal’in emri ile 1924’te Hakkari’de 20 bin Süryani’nin katledildiğini…

+ 1930’da Ağrı Zilan’da 15 bin Kürdün vahşice öldürüldüğünü…

+ 1934’te Trakya bölgesinde 15 bin Yahudi’nin baskı, şiddet ve tecavüzle zorla göç ettirilip mallarına el konulduğunu…

+ 1938’de Dersim’de 80 bin Alevi-Zaza-Kürtlerin zulümle, bombalarla yok edildiğini…

+ 1942-1944 yılları arasında çıkarılan Varlık Vergisi ile yüzyıllardır bu ülkede yaşayan halkların mallarına el konulduğunda, sürgünde yokluktan, çaresizlikten ölmelerine göz yumulduğunu…

+ 1955 yılında yaşanan 6-7 Eylül olaylarında Rum ve Ermenilerin işyerleri, evleri basılıp talan edildiğinde, kadınların hayatlarının tecavüzlerle karartıldığını…

+ 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya başta olmak üzere, bu ülkenin yürekleri aydınlık devrimci gençlerinin katledildiğini…

+ 1 Mayıs 1977’de İstanbul Taksim’de, Ankara Bahçelievler’de, Maraş’ta, Çorum’da kontrgerillanın karanlık eliyle pırıl pırıl gençlerin, kadınların, erkeklerin öldürüldüklerini…

+ 1980’de yapılan faşist darbeyle ülke bir hapishaneye dönüştürüldüğünde, başta Diyarbakır, Metris, Mamak ve Sağmalcılar olmak üzere birçok cezaevinin işkence hane gibi işletildiğini…

+ 1990’larda sokaklarda, evlere yapılan baskınlarda devrimcilerin katledildiğini, gözaltında kaybedildiğini…

+ Sivas’ta aydınların diri diri yakıldığını, Gazi’de halkın sokak ortasında tarandığını, 19 Aralık 2000’de devrimcilerin hapishanelerde kurşunlanıp bombalanıp vahşice öldürüldüğünü…

+ Roboski’de 34 Kürt köylü gencin devletin eliyle bombalarla paramparça edildiğini… Belki duymamış bilmiyor olabilirsiniz.
Ama Diyarbakır’da, Suruç’ta, Ankara’da yüzlerce insanın kanının aktığı bombalı saldırıları biliyorsunuz.
Son birkaç aydır Sur, Cizre ve Nusaybin başta olmak üzere yüzlerce Kürdün öldürüldüğünü biliyorsunuz.
Akan, bizim kanımızdır; mazlumların, emekçilerin kanıdır…
Sedat Peker’in oluk oluk kanlarınızı akıtacağız demesi boşuna değildir. Zaten oluk oluk akıyor kanımız. O biraz daha ileri gidip akan kanlarınızla duş alacağız diyor.
Evet, dün ne yaptılarsa bugün de onu yapıyorlar, yarın da yapacaklar. Ve akan kanlarımızla duş da alacaklardır. Bu devlet geleneğidir çünkü.
Kanla beslenen, kanla ayakta duran bu devlet, yıkılana kadar da bu böyle devam edecek…

[1] Hasan İzzetin Dinamo, ”Kutsal İsyan, Cilt 2”, İstanbul 1990, sayfa 132)