PONTOS’UN HIZIR PAŞALARI: KURBAR LEFTER VE ANASTAS HACIBARASKEVA

pontos partizan

Tamer Çilingir / Devrimci Karadeniz

1918 yılında, senelerdir Osmanlı’nın, ardından da İttihatçı çetelerin Rum köylerine yaptıkları saldırılardan yılmış halkın kendi bağrından çıkardığı partizan grupların kaptanları(*) Trabzon’da bir araya gelir ve Pontos’un geleceğine ve özgürlüğüne dair bir toplantı yaparlar.

Daha 3 yıl kadar süre önce Ermeni Soykırımı’nda yaşananlar hala bellektedir.

İTC (İttihat ve Terakki Cemiyeti), hapishanelerdeki azılı katillerden, tecavüzcülerden ve soygunculardan oluşturduğu Teşkilat-ı Mahsusa çeteleriyle, Meclis’te alınan ”tehcir” kararının ardından sürgün yollarında Ermenilere saldırıp büyük bir soykırım gerçekleştirmiş, her ne kadar İTC yöneticileri hakkında davalar açılmışsa da, Teşkilat-ı Mahsusa’nın çeteleri hala faaliyetlerine devam ediyordu.

Sıra Rumlar‘daydı ve Sinop’tan Trabzon’a kadar bütün Rum köyleri taciz ediliyordu.

Yeni bir soykırımının önüne geçmek için Rumlar, gerilla birlikleri örgütlemeye başlamış ve otonom gruplar dağlara çıkmıştı. Bu grupları hem merkezi bir örgütlenmeye dahil etmek, hem de geleceğin Pontos’una dair kararlar almak için yapılan bu toplantıda Anton Paşa adlı bir partizan komutanı, ‘kaptanların kaptanı’ seçilir.

PONTOS’DA SİYASİ FİKİRLER

Aynı tarihlerde, 1882-1906 arasında Giresun Belediye Başkanlığı yapan Kaptan Yorgi Paşa’nın oğlu Konstantin Konstanidis önderliğinde 4 Şubat 1918’de Marsilya’da ‘Tüm Pontuslular Kongresi’ adıyla bir konferans düzenlenir.

Bu toplantılarda Trabzon merkezli bir ‘Pontos devleti’ fikri ağır basar.

Her iki toplantı da, öyle resmi tarihçilerin propaganda ettiği gibi Yunanistan devletince desteklenmez. Hatta tam tersine Venizelos, Yunan Kralı ile yaşadığı iktidar kavgasından dolayı, (Kral, Alman Kralıyla akrabadır ve 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Almanların cephesindedir) yeni süreci galip emperyalist cephenin politikalarıyla yönlendirmek ve efendileriyle çelişki yaşamamak derdindedir.

Bu yüzden de Pontos Rumları’nın Trabzon merkezli bir Pontos devleti kurma fikrine sıcak bakmaz.

METROPOLİTLER (**)

Bu arada Pontos’da hem dini olarak hem de politik olarak önemli iki isim daha vardır: Samsun Metropoliti Germanos ve Trabzon Metropoliti Hrisantos.

Germanos, Yunanistan’a bağlı bir Pontos hayal etmektedir. Ve bu hayal Makedonya’dan Kafkaslara kadar uzanan bölgede yaşayan Rumların tek bir çatı altında yaşamasına, yani bildik ‘Megali İdea’ya dayanmaktadır. Bu yüzden Germanos partizan hareketini, Yunanların olası bir Anadolu işgaline destek güç olarak görmekte ve Pontos Rumları’nın özgürlüğünün Yunanistan devletinin ve tabii 1.Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın galip devletlerinin eliyle olacağını düşünmektedir.

Hrisantos ise Pontos Rumları’nın Yunanistan ile bir ilgilerini olmadıklarını söyleyip kimi zaman eski Bizans’ı yeniden kurma fikrine, kimi zamanda bir arada yaşama fikrine sıcak bakar.

Buna rağmen o da başta Rusya olmak üzere, Yunanistan’dan beklenti içerisindedir. İttihatçılara güvenir, ayrılık olmadan kurulacak yeni bir devlet içinde pekala bir arada yaşayabileceklerini de savunur. Trabzon’da Vali Cemal Azmi Bey‘le (Ermeni Soykırımı’nın birinci derece sorumlu İTC’lilerdendir) Hrisantos işbirliği içindedir, hatta şehri bir süre birlikte idare ederler. İlişkileri o kadar iyidir ki, Azmi Bey Rusların işgalinin ardından şehri terk ederken yönetimi, Hrisantos’a bırakır.

SOYKIRIMDA ÖLENLERİN SAYISININ ARTMASINI PARTİZANLAR ÖNLEDİ

Kendine ve kitlelere güvensiz bu her iki Metropolit, Pontos’ta Rumlar açısından çok önemli bir etki gücüdür. Bu yüzden ortaya çıkan partizan hareketi, bu iki bakış açısına karşı ideolojik bir duruş oluşturamaz ve yer yer onların etkisinden kurtulamaz.

Ancak partizan hareketi her şeyden önce Rumlara yapılan yoğun saldırılar karşısında büyük bir direniş göstererek, 353 bin insanın katline sebep olacak Pontos Soykırımı‘nın çok daha büyük rakamlarla sonuçlanmasını engellemiştir.

TOPAL OSMAN, ANTON PAŞA’NIN EŞİNİ REHİN ALIR

Anton Pasa
Kaptanların Kaptanı Anton Paşa…

İşte bu partizan hareketinin en önemli liderlerinden biri de ANTON PAŞA‘dır.

Osmanlı Anton Paşa’yı ele geçirmek ve öldürmek için pek çok askeri operasyon yapmış ancak bunda başarılı olamamıştır. Anton Paşa savaşçılığının yanı sıra, Pontos’taki direnen diğer otonom grupları da etkilemesiyle, merkezi bir partizan örgütlenmesi oluşturmaya çalışan iyi bir liderdir aynı zamanda.

O, ne Germanos ne de Hrisantos gibi başka güçlere bel bağlayan bir çizgiyi savunmuştur. Sadece Pontus halkına yönelik Teşkilat-ı Mahsusa çetelerinin karşısında halkın kendi özgücüyle direnebileceğine ve özgürlüğün de ancak halkın kendi özgücüne dayanan örgütlenme ve politikalarla şekillenebileceğine inanmıştır.

Samsun Nebyan bölgesinde partizanların oluşturduğu özyönetimi Pontos’un diğer bölgelerine de yaymak için uğraşmış, her çete saldırısında direnişin en önünde elinde silah çatışmalara katılmıştır.

Anton Paşa ile savaşarak başa çıkamayacağını anlayan Osmanlı, onu ele geçirmek için eşi “Belaiya”yı çeteler aracılığıyla kaçırıp rehin alır ve gelip teslim olması halinde eşini serbest bırakacağını duyurur.

Bu arada Pontos‘daki Teşkilat-ı Mahsusa çetelerinin faaliyetleri, dağlara çıkmış olan partizanların köylerini basıp, yakmak yıkmak, kadınlara tecavüz etmek, yaşlı ve çocukları katletmektir. Onlar partizanların karşısına çıkmazlar.

“BAFRA’YI YAKARIM” DER, EŞİNİ GERİ ALIR

Katilliğiyle ünlü Topal Osman ve çeteleri de bu partizan gruplarının karşısına çıkıp savaşma cüreti gösteremezler. Osmanlı’nın talimatıyla Anton Paşa’nın eşini kaçırma işi de Topal Osman ve çetesinin işidir.

Ancak Osmanlı’nın beklediği gibi Anton Paşa eşi “Belaiya”yı kurtarmak için gelip teslim olmaz. Bir partizan grubuyla birlikte, Bafra merkezindeki jandarma karakolunu basıp askerleri rehin alır. Eşinin serbest bırakılmaması durumunda önce bu askerleri öldüreceğini, ardından da Bafra‘yı yakacağını söyler.

Bunun üzerine eşi Belaiya hemen serbest bırakılır.

İHANET EN YAKINDAN GELİR

Her girişimden başarısız sonuç alan Osmanlı, bu kez Anton Paşa’nın başına 50.000 Altın ödül koyar.

Ve tarih bir kez daha kendi halkına ve insanına düşmanlaşan; bencil, alçak kişiliklerin, para için, mal mülk için ihanetine tanıklık eder 1918 yılının son günlerinde.

Kurbar Lefter ve Anastas Hacıbaraskeva yıllarca Anton Paşa ile birlikte dağlarda gezen, kendi ve ailelerinin hayatını birçok kez Anton Paşa’ya borçlu olan iki Pontos Rumu’dur.

Ama ihanet, damarlarındaki kan gibi gerçektir…

Anton Paşa son nefesini, düşman bilmediği en yakın adamlarının kalleşliğiyle verir…

Bir gece Anton Paşa’yı arkasından hançerleyerek, kafasını keser ve 50.000 altınlık ödülü almak için Osmanlı’ya teslim olurlar…

YENİ KAPTANLARLA MÜCADELEYE DEVAM

Anton Paşa’nın katledilmesi Pontos Rumlarında büyük bir moral bozukluğu yaratsa da, kısa süre sonra KOCAKAFALI ANASTAS adlı bir başka kaptan geçer ve 1923’e kadar devam eden mücadelede Anton Paşa’nın yolundan devam eder.

Anton Paşa’nın karısı Belaiya da, Anton Paşa’nın ölümünden sonra partizan hareketine katılır ve o da 1923 yılına kadar kaptan olarak mücadeleye devam eder…

 

(*) Kaptan, denizde kullanılan taşıtları kullanan kişiye verilen bir ad olmasının yanı sıra, Pontos Rumları’nın, direniş gruplarının liderlerine de verdikleri bir sıfattır.

(**)Hristiyanlıkta bir bölgenin tüm kiliselerinden sorumlu piskopos veya başpiskopos…

1 yorum

  1. Kargalar konar ceviz dalına
    Kimse bakmaz Anton Paşanın haline
    Bakla kadar kurşun okudu canına
    Atladı meydana Samsun benimdir hey hey.

Yorumlar kapatıldı.