KARADENİZ’DE TZANLAR KİMDİ, TZANİKA NERESİ? RUM VE LAZLAR İLE BİR İLGİLERİ VAR MI

Vahit Tursun

Tzanlar, güneyden Çoruh nehri ve kuzeyden Karadeniz yaylaları arasında, koca bir şerit boyunca yaşayan insanlardı. Batıdan ve doğudan sınırları tam olarak belli olmamakla birlikte, bu konuda değişik bilgiler verilmektedir. Çünkü vahşi bir toplum ve dolayısıyla da belli sınırları bulunan bir otorite olmadıklarından, her dönemin tarihçisi onlara bir coğrafya belirlemeye çalışmıştır.

Genel bilgilere göre; güneyden Çoruh nehri ile kuzeyden Karadeniz yaylaları arasında kalan bölge, batıdan Erzurum’un İspir ilçesi ile Gürcistan içlerine (eski İberia bölgesini de kapsayan) kadar olan şerit bölgede yaşıyorlardı. Bazı Tarihçiler tarafından Haldialılar (Haltlar) Tzanlarla özdeşleştirilmiştir. Buna göre Tzanların yaşadıkları bölgeye, batıdan Gümüşhane, Bayburt, Kelkit, vb. dolayları da eklenmiş oldu. Hatta bazıları, bu dağlık şeridi Samsun civarlarına kadar uzatmaktadır.
Daha önce de belirttiğimiz gibi; Tzanlar vahşi bir hayat yaşıyorlardı. Tzanların bir medeniyetle tanışmaları, ilk kez Roma İmparatoru Justinianos (MS 527 – 565) döneminde gerçekleşmiştir. Bunun detaylarını, aşağıda ele alacağımız kaynakta göreceğiz. Durum böyle olunca, ne yazık ki Tzanlar, etnik yapıları, gelenek ve görenekleri hakkında verilen bilgiler, muammadan ibaret olmaktan öteye geçemiyor. Böylece herkes, Tzanları kendine ata veya yama yapmakta, kendinden saymaktadır. Türkler onları kendilerinin bir kolu gibi göstermeye çalışırken, bazı Lazlar da onları ataları olarak göstermeye uğraşıyorlar. İşin en enteresan tarafı ise, Tzanları sahiplenme konusunda bu çekişme devam ederken, özellikle Trabzon ili kırsalında yaşayan ve günümüzde halen Rumca konuşan toplum söz konusu olduğunda, herkes onları Helenizm’e asimile edilmiş Tzanların torunları olduklarını iddia ederek, dolaylı olarak asıl özlerinden uzaklaştırmaya, kafalarını karıştırmaya ve böylelikle Lazlaştırmaya veya Türkleştirmeye çalışmaktadır. Sanki bin beş yüz yıldır bu insanlar hiç yerlerinden kımıldamamış gibi, başkalarıyla hiç haşir neşir olup karışmamış gibi algılanıyorlar. Halbuki Halt bölgesi sayılan Gümüşhane (Argiroupolis) yüzyıllar boyunca Anadolu’nun ve genelde Karadeniz’in farklı yerlerinden madenci göçüne maruz kalmış, madenler kapatıldıktan sonra, sonraki nesiller etrafa dağılarak köyler oluşturmuştur. Bunun dışında, sahillerden yukarıya doğru yaşanan çok yoğun bir göçün varlığı, Osmanlı Tahrir Defterlerinden rahatlıkla izlenebilir. Solaklı vadisinde mevcut olan Romeyika dilinin bazen tek köy içerisinde bile farklı iki üç Helen şivesinin izlerini taşıması da, buralarda yaşayan insanların farklı yerlerden gelip buralara yerleştiklerinin bir kanıtıdır. Ayrıca, Justinianos bütün Tzanları Hristiyanlaştırdı. Yani bütün Tzaniki coğrafyasında yaşayanlar, o günlerden bugüne aynı kaderi paylaştılar. Ama Solaklı vadisinde bulunan köyler Romeyika konuşurlarken, diğer Tzaniki coğrafyasında böyle bir durumun söz konusu olmaması düşündürücü olmalıdır. Bunun ötesinde, bu yörede, fiziksel olarak tamamen Kafkas ve ötesine ait aşırı sarışın insanlardan, aşırı esmer olanlarına da bolca rastlamak mümkündür. Durum böyle olunca, bu halkı var olan kültürel yapısı dışında, hiçbir veri olmadan herhangi bir etnisitenin bir devamı olarak gösteremeyiz. Velev ki bin beş yüz yıl öncesinden bu insanların ataları Tzanlar olsun, tamamen kültürsüz, vahşi bir hayatta iken ilk karşılaştıkları ve tanıştıkları Helen kültürünü günümüze kadar taşıyabildiyseler, bu insanlar Helenizm’in en canlı kalıntısıdırlar. Zira, bin beş yüz yıllık bir geçmişle Helen olabilecek başka bir toplumu Yunanistan’da bile bulmak mümkün değildir.
Ayrıca, bazılarında Helenizmle ilgili bir takıntı var. Her olumsuz olayı Helenlere bağlamaya çalışanlar var. Sanki asimilasyon onlar tarafından gerçekleştirilmiş gibi. Halbuki Roma döneminde Helenler de Hristiyanlığa zorla inandırıldılar ve bütün geçmişleri talan ve tahrip edildi. Türlü işkencelerden geçirildiler ve bu yolda nice insanlar can verdi. Dünü bile bugün gibi algılamak doğru değilken, binlerce yıl öncesini bugün gibi algılamak oldukça yanlış bir bakış açısıdır.

 

Tzanların yaşadığı coğrafya

Tzan veya bölge olarak Tzanika adları ele alındığında ilk akla gelen klasik yazarın, eskiden bir Roma tarihçisi olan Prokopios’tur. Prokopios’un Peri Ktismaton (Yapılarla ilgili) kitabında yer verdiği Tzanlarla ilgili bölümü kendim tercüme ederek sizinle paylaşmaya çalışacağım. Metin içerisinde verdiğim [[..]] köşeli parantezler, tercümenin sonunda yorumlar için verilmiştir. Her köşeli parantezin sayısına göre, metin sonunda yorumuna bakabilirsiniz.

PROKOPİOS – PERİ KTİSMATON (YAPILARLA İLGİLİ)

Kitabımın bu kısmında Ermenilerle komşu olan Tzan etnisitelerine değinmeden geçmeyi doğru bulmuyorum.
Tzanlar(73), eski zamanlardan beri otonom ve itaatsiz bir şekilde yaşıyorlardı. Korulara, kuşlara ve diğer bazı hayvanlara tapıyor, onları kutsuyorlardı. Yüzyıllardır çok yüksek dağlarda ve sık ormanlıklarda [[[1]]] yaşadıklarından, ziraatla uğraşmıyor, soygun ve hırsızlıkla geçiniyorlardı.

(73) Prokopios, İper ton Polemon «I. ie 19 k. eks.» kitabında Tzanların İberia’da yaşadığını belirtir.

 

3. Zaten kendileri de toprağı işlemesini bilmedikleri gibi, yaşadıkları bölge dağlarla çevrili değil [[[2]]], ufak tepeciklerle doludur. 4. Bu tepecikler topraktan değil, ekilse de ürün vermezler, aşırı derecede sert ve ölüdürler. 5. Kimsenin burada ekip biçen herhangi birisine veya herhangi bir çayıra rastlaması imkânsızdır [[[3]]]. Burada mevsimin diğerini karşılaması ve birisinde suları tutması ve diğerinde de ısınması söz konusu olmadığından, asırların karıyla da kaplı olduğundan, Tzanların yetişen ağaçları dahi tamamen meyvesizdir. 6. 7. Ve 8. Paragraflar, Justinianos döneminde Tzanların nasıl General Tzittas tarafından yenildikten sonra Hristiyanlığa geçtiklerini anlatıyor. Coğrafya ile ilgili bilgi vermediğinden, bu kısmı tercümeye gerek görmedim.

 

Yukarıda bahsettiğim üzere, Tzanik bölgesi çok engebeli ve at koşmaya uygun yer değil. Her taraf sık orman ve uçurumlarla kaplıdır. 10. Bu nedenle Tzanlar komşularıyla ilişki kuramıyor, vahşi bir hayat yaşıyorlardı. 11. Justinianos bütün ağaçları kökünden kopardı ve engebeli yerleri düzelterek, at koşturmaya uygun yollar açtı [[[4]]]. Böylelikle, Tzanların komşularıyla ilişki kurup kaynaşmalarını sağladı. 12. Sonra onlara Skhamalinikhon bölgesinde bir kilise inşa etti ve onların ayinlere katılıp, Allahtan yardım istemelerine ve böylece insan olduklarını anlamalarına yardımcı oldu. 13. Birçok yerde yüksek güvenlikli kaleler inşa edip [[[5]]] bunlara asker yerleştirerek, Tzanların diğer insanlarla ilişkilerini sağladı. 14. Şimdi bu kalelerin nerelerde inşa edildiklerine değineceğim. 15. Burada üç yolun birleştiği bir yer var. Yani burada, Roma, Pers-Ermeni ve Tzanik sınırları başlayıp yayılıyorlar. 16. Justinianos, daha önceden burada daha önce bulunmayan Oronon adıyla bir kale inşa etti ve barış için bir temel oluşturdu. 17. Romalılar ilk defa buradan Tzanika’ya doğru ilerlemeye başladılar. Buraya Dukas adında bir general atadı.

 

18. Buradan iki günlük uzaklıkta, Okenit Tzanlarının (Tzanlar birçok etnik kola ayrılıyor) sınırlarının başladığı yerde, eskiler tarafından inşa edilmiş ve zamanla terk edilmişliği yüzünden harabeye dönmüş Kharton [[[6]]] adında bir kale vardı. 19. Justinianos burayı tamir ederek, buraya birçok insanın yerleşmesine [[[7]]] ve güvenliği sağlamasına neden oldu. 20. Buradan doğuya doğru gidildiğinde, kuzey tarafında dik bir geçit var. Buraya Varkhon (Barkhon) [[[8]]] adında yeni bir kale inşa etti. 21. Varkhon’dan öteye, dağın eteklerinde, Okenitlerin öküzlerini barındırdıkları mesirelik bir yer var. Tzanlar öküzleri tarla sürmek için beslemiyorlar. Daha önce söylediğim gibi; Tzanlar çalışmıyorlar ve toprağı sürmesini de bilmiyorlar. Ne toprağı sürmek ne de başka bir şeyle ilgileniyorlar, hayvanları sütleri ve etleri için besliyorlar. 22. Buradaki dağ eteklerinden ötede, düzlük alanda Kena diye bir köy bulunuyor [[[9]]]. Kena köyünün solunda, batıya doğru ilerlerken, Sisilisson kalesi bulunuyor [[[10]]]. Bu kale eskiden inşa edilmiş ve zamanla epey tahrip olmuş. Burayı da yenileyerek, diğer kalelere yaptığı gibi, buraya da güvenlik güçleri yerleştirdi. 23. Oradan sol tarafta ve kuzeye doğru ilerlerken, sakinlerinin Longino’nun fossat’ı adını verdikleri bir yer var. Buraya bu adı verdiler, çünkü bir zamanlar eski bir Roma generali olan Longinos, bir seferinde buraya kamp kurmuştu.

 

24. Justinianos, Sisilisson kalesinden bir günlük uzaklıkta bulunan bu yere de Vurgusnois kalesini inşa etti. 25. Sisilisson, daha önce değinildiği gibi; Justinianos’un büyük dikkatle kurduğu kaledir. 26. Buradan Koksilin Tzanlarının sınırları başlıyor. Buraya da Skhamalinikhon ve Tzantzakon adında iki kale inşa ederek başka bir general tayin etti.

Z. Justinanos tarafında Tzanların memleketinde bunlar oldu. Bunlardan öteye, Efksinos Pontos’ta Trabzon şehri bulunuyor [[[11]]]. Burada su sıkıntısı vardı ve Justinianos buraya şahit Egenios’un adını taşıyan bir su kemeri inşa ederek, böylece buranın sakinlerinin çok ciddi bir problemine son verdi. 2. Justinianos, hem Trabzon hem Amasya’da zamanla tahribat görmüş birçok kutsal mekânı yeniledi. 3. Trabzon sınırlarının ötesinde Rizeon adında bir yer var [[[12]]]. Onu da her türlü şöhrete layık şekilde yeniledi ve kale ile çevreledi. 4. Yani bu kale, Pers sınırların bulunan herhangi bir şehrin kalelerinden daha küçük veya daha az güvenli değil. 5. Laziki’de Losorio adında bir kale inşa etti ve yollarda tahkimat yaptırdı [[[13]]].

 

Yorumlar



[1] Eskiden Türkler Anadolu’ya gelmeden önce, bütün Anadolu ormanlarla kaplıydı, öyle ki, Anadolu’nun bir ucundan diğerine, bir maymun hiç yere inmeden gidebilirdi. Hatta Osmanlı döneminde bile ormanlık alan bayağı genişti. Yapılan savaşlar yüzünden, bütün ormanlar ya yakıldı ya da kesildi. Savaştan önce, ordunun önünde her zaman baltacı birliği olur, ordunun geçeceği yolları açardı. Bazı ormanlık alanlar da, özellikle kuru bölgelerde (Tzan bölgesinde olduğu gibi) iklim değişikliği yüzünden yok olup gittiler. Doğanın bu yok oluşu halen hızlı bir şekilde sürmektedir.

[2] Tzanların yaşadığı bölge dağlarla çevrili değil. Bu durumda, Trabzon kırsalında bulunan dev dağlar arasında bulunan vadilerde yaşamadıkları ortaya çıkıyor. Tabi ki bu bin beş yüz yıllık koca bir zaman zarfında Tzan bölgesinden sahillere ve sahillerden kırsala hiç göç olmadı anlamına da gelmez.

[3] Yaşadıkları bölge ufak ufak tepeciklerden oluşmakta ve bu tepecikler, topraksız, çok sert olduğu için burada yetişen ağaçlar da tamamen meyvesizdir. Oysa Trabzon kırsalında kendi kendine oluşan yabani ağaçların dahi (Ceviz, Kestane, Hurma, Fındık, vb.) meyveleri mevcuttur. Ayrıca, buralarda çayırlara dahi kimse rastlayamaz diyor Prokopios. Demek ki Trabzon kırsalında bulunan yaylalardan da uzakta bir yer olduğu anlaşılmaktadır. Belki de sonradan bu hale gelmiş olabilirler.

[4] Trabzon kırsalında Justiniastan beri açılmış ve işleyen herhangi bir yol bulunmamaktadır Özellikle Of-Çaykara boğazı için sözü dahi edilemez. Çaykara-Bayburt yolunu Ruslar açtı ve bugün bile o yolda çalışan ihtiyarlara rastlamak mümkündür.

[5] Bilindiği üzere Of-Çaykara boğazında kale veya kale kalıntıları bulunmamaktadır.

[6] İnşa edilen Oronon’dan Kharton kalesine iki günlük yol var. Yolların olmadığını ve bölgede atların yürüyemeyeceğini düşündüğümüzde, km. olarak o kadar da uzak bir mesafeden bahsedilmediği anlaşılmaktadır.

[7] Justinianos, Tzan bölgesine birçok insanın yerleşmesine neden oldu, bu da bölgenin demografisinin yavaş yavaş değişmiş ve zamanla karışımın olabileceğinin bir işaretidir.

[8] Tzanlar çalışmıyorlar dedi Prokopios… Bu tabi ki bugünün insanı da aynıdır anlamına gelmez ama Trabzon kırsalında eskiden bulunan meslekler, bir şehir merkezinde bile zor bulunabilirdi. Bölge, demircilikten kalaycılığa, duvarcılıktan taş oyma sanatına, marangozluktan ahşap oyma sanatına kadar her mesleğe sahip olduğunu da vurgulamak gerekir.

[9] Özellikle Prokopios’un sözünü ettiği Okenit ve Kena isimleri bugün Oçena denilen köyle ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Oysa ki sadece Oçena’da değil, koca bir Of-Çaykara boğazında herhangi bir düzlüğe rastlamak son derece zordur. Düz alanda kurulu hiçbir köy yoktur. Velev ki Prokopios’un bahsettiği köy bugünkü Oçena olsun, bin beş yüz yılda belki de bin beş yüz sefer boşalmış ve sakinleri değişmiştir. Bir kere Osmanlı Tahrir Defterlerinde bu köye 1515, 1525 defterlerinde rastlanmamaktadır. 1555 yılında ise bu köy kayıt altına alınıyor ve toplam hane sayısı beş olarak gözüküyor. Yani bin beş yüz yılda beş hane? Ayrıca, bu köye ilk gelenlerin, önce mağaralarda zaman geçirdiği de, bazı mağaralarda bulunan duvarcıklar ve kömür kalıntılarından belli oluyor. Toplam beş haneden kurulduğu da sadece Osmanlı kaynaklarından değil, köyün Müslümanlaşma ile ilgili söylencesinden de belli olmaktadır. Daha sonra köye gelip yerleşen aileler, farklı bir Helen şivesiyle gelmişlerdir. Bu nedenle köyde üç farklı şive mevcuttur.

[10] Oçena köyünün girişi ve çıkışı güney ve kuzeyden mümkündür. Güneyi Bayburt tarafında, kuzeyi ise Çaykara ve Of tarafına bakar. Doğusu ve batısı yüksek dağlarla çevrilidir. Dolayısıyla Prokopios’un sözünü ettiği batıya doğru ilerleme olayı burada gerçekleşmesi imkânsızdır. Ancak dağ çıkılarak aşılır.

[11] Prokopios burada Efksinos Pontos coğrafyasından söz ediyor. Bu coğrafya tanımı Trabzon şehrinin hemen dışı veya denizden birkaç km. yukarısı olması mümkün değildir. Ama iki bin beş yüz yıl öncesinde şehir surlarının dışında yerli halkın yaşamış olduğu kayıtlarda mevcuttur. Ama bu durum iki bin beş yüz yıl hiç değişmeden devam etmiştir gibi hayali bir iddiayı da gerektirmez.

[12] Prokopios’un sınır ve sınır ötesi anlayışı bayağı geniş bir yer kaplamakta olduğu anlaşılıyor. Trabzon sınırından öteye Rize’nin varlığından söz ediyor. Oysa Trabzon – Rize arası koca bir alandır.

[13] Burada Lazlardan söz etmektedir. Aynı coğrafyada ve aynı zaman zarfında hem Tzanlardan hem de Lazlardan söz edilmektedir. Buradan da Tzanların Lazlarla etnik açıdan herhangi bir ilişkisinin bulunmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, Türkiye kısmında yaşayan Lazların henüz Megrel adını daha yeni duymuşlarken, Oçena halkı bu adı biliyor ve karalama babında kullanıyordu. Aynı zamanda, bütün Çaykara bölgesi Haltlardan haberdardı. Yörede akan Haldizen deresi de Halt adının bilindiğine işarettir. Haldizen toponimi de Haldei+zoni sentez kelimesinden oluşmakta olup anlamı Halt bölgesi anlamındadır. Sanırım bu da bize Halt veya Tzan sınırları konusunda bir fikir vermektedir.

 

Son olarak, yörede bulunan halkın ana dili bin yıllardır Romeyika’dır. Diğer Tzan bölgesi olarak karşımıza çıkan koca bölge, kültürel ve fiziksel olarak da bize benzememektedir. Trabzon kırsalında bulunan ve bugün halen Romeyika konuşan köyler, Trabzon kültür havuzu içerisindedir ve bu havuzun sınırı Solaklı vadisi itibarıyla yukarıdan Sarakhos (Uzungöl) ve Oçena (Köknar, Karaçam ve Uzuntarla)’dır.

KAYNAK