KARADENİZ’İN KUYTU BİR DAĞ KÖYÜNDE YAŞANANLAR: KALANDAR SOĞUĞU

Tuğçe Yılmaz

“Kalandar Soğuğu” yönetmen Mustafa Kara’nın “Umut Adası”ndan sonraki ikinci uzun metraj filmi. Sekiz yıl aradan sinemaseverlerle buluşan Mustafa Kara, Kalandar Soğuğu ile sekiz yıl inzivaya çekilmesini telafi ediyor.

Kalandar Soğuğu geçtiğimiz yıl Tokyo Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülüyle döndü. Ardından Altın Portakal’da En İyi Kadın Oyuncu ödülü dahil olmak üzere üç; İstanbul Film Festivali’nde de en iyi yönetmen dahill olmak üzere dört kategoride ödüllendirildi.

Film, Karadeniz’in kuytuda kalmış bir dağ köyünde, tek odalı derme çatma bir evde yaşam mücadelesi veren bir ailenin hayatına odaklanıyor. Bölgedeki çoğu insan gibi madende çalışmak yerine maden arayan Mehmet’in hikâyesiyle açılıyor. Madende altın arıyor Mehmet, ki madene inip yevmiyeyle çalışmasına gerek kalmasın. Daha önce bulmuş; bölgeyi avucunun içi gibi biliyor ve kaynaklarını da tanıyor. Uzun bir yola çıkar gibi erzağını alıp maden bulmaya gidiyor. İki çocuğu var, biri Down sendromlu ama maddi olanaklar nedeniyle doktora götürülmüyor, birkaç kez şifacıya, hacıya-hocaya götürülmüş.

Karısı hayvanlarla ve bölgenin imkân verdiği kadarıyla tarımla meşgul. Çay topluyor, ekip biçiyor; kış için yakacak hazırlıyor. Bir de büyükanne var. Ocak ateşinin yanında, nedenine dair çok bir fikri olmasa da bir zamanlar komşuları olan Rumların yerlerinden edilişine benzer, çoğunlukla iyimser hikâyeler anlatıyor. Ailenin geçim derdi hariç büyük bir sorunu yok. Herkesin arasında inanılmaz bir denge var ve esasen herkes birbirini koruyup kolluyor.

kalandarsogugu3

Mehmet ‘in başını alıp maden aramaya gitmeleri dahi aileyi korumak istemesi olarak değerlendirilebilir; fakat kolaycılığa kaçması Mehmet ile –bu açıdan– doğrudan bir ilişki kurmanıza engel oluyor. 

Filmi sırtlayan, deyim yerindeyse alıp götüren ise En İyi Kadın Oyuncu ödülünü de alan Nuray Yeşilaraz. Tanımadığımız, bilmediğimiz bir yüz. Lakin hali, tavrı ve hissettikleriyle tanıdığımız ve her hezeyanına hak verdiğimiz bir role hayat veriyor Yeşilaraz. Sorumluluk almayan bir koca yüzünden evin tüm yükünü göğüsleyen, bıksa bile çalışmaya devam etmek zorunda olan, kendi ağırlığının katbekat fazlasını sırtlayan bir “Karadeniz kadını” portresi. Kocasının sorumsuzluğu nedeniyle ailesinin baskılarına ve söylenmelerine maruz kalan Hanife, beslediği hayvanlarla ailesinin günlük ihtiyaçlarını karşılıyor. Süt sağıyor, kuymak yapıyor ve evdekilerin en temel ihtiyaçlarından birini böylelikle karşılamış oluyor. Yeşilaraz’ın amatör bir tiyatro grubuyla bir oyunda çalışması dışında oyunculuk deneyimi yok, hemşirelik yapıyor. Ancak en eğitimli oyuncuya taş çıkartırcasına oynuyor rolünü.

Karakterlerin önüne geçen ise muazzam Karadeniz coğrafyası. Film dört mevsime yayılarak çekilmiş. Sisten göz gözü görmediği, yağan kardan evin kapısının zor açıldığı ve baharın geldiği zamanlara tanık oluyoruz. Her zaman diliminde ayrı bir mücadele veriliyor ve yönetmen bu mücadeleyi aktarma konusunda usta bir aktarıma sahip.

kalandarsogugu2

Mehmet’in varoluş mücadelesi; hayalleri evimizden, sokağımızdan bildiğimiz bir mücadele. Hayalleri çevremizdeki çoğu insanın hayali. “Altın bulacakmış da!” değil, Mehmet o altını bulacağına ve hem kendinin hem de ailesinin düze çıkacağına ikna. Ama bir müddet sonra karısının ve artık gerçekten geçinmenin iyice güçleşmesinin, borçların bir türlü ödenemeyişin etkisiyle de alternatif bir yöntem arıyor. Para kazanmak için boğasını güreşe hazırlıyor. Talihsizlik orada da Mehmet ve ailesinin peşini bırakmıyor.

Filmde birçok yerde “başlarına bu da gelmesin,” diyorsunuz ve olmamasını dilediğiniz çoğu durum da başlarına geliyor. Tüm bunları dramatize etmeden, gerçeklikle kurulan bağı asla koparmadan veren film belki de bu yüzden bir usta işi. Gereksiz bir huzursuzluk hissetmiyorsunuz ve gerilmiyorsunuz.

Anlatılan sizin hikâyeniz, biliyorsunuz. Yoksul ailenin ve sorumluluk alması gereken ama hayalperestliğinden kurtulamayan Mehmet’in sakin, durgun mücadelesini izliyorsunuz. Başka bir yerli sinemanın mümkün olduğunu ve hâlâ iyi, heyecan verici işlerin yapılabileceğini göstermesi açısından da ayrıca kıymetli bu yapım. Dışarıdan bakmayan ve o insanların hikâyelerini kendi bakış açısına göre şekillendirmeyen, aksine onların her halini olduğu gibi aktaran doğrudan bir sınıf filmi bu.

Son bir övgü ise müzik seçimine. Müzikal açıdan zorlayan Karadeniz filmlerindeki yerel ezgiler yerine bu filmde “Arıx” kullanılmış, tam da ümidin yeniden filizlendiği yerde.

Kalandar Soğuğu, bu sene 89. düzenlenecek olan Akademi Ödülleri’nde Türkiye’nin En İyi Yabancı Film dalında Oscar aday adayı olacak. 
Yolu açık, şansı bol olsun.

KAYNAK

Benzer Yazılar