KARADENİZLİ OLMANIN DEZAVANTAJLARI

Turgut Çiloğlu

89 yılının ya Ağustos ya da Eylül ayıydı, Sağmalcılar Hapishanesi’nin C Bloğunun koğuşlarından birinin yemekhanesinde harıl harıl bir çalışma vardı ki sormayın gitsin. Akşama düğün vardı… Erkekler koğuşundaki hazırlıkların yanısıra kadınlar koğuşunda da benzer hazırlıklar yapılıyordu aynı anlarda… O gün açık görüşte nikahları kıyılan iki devrimcinin düğün eğlencesinin hazırlığıydı bu…

Komüncünün sesi yankılanıyordu dört bir yanda; ”kuruyemişlere dokunanı, özellikle antep fıstığına” diye başlayan cümle, ”teşhir ederim”le bitiyordu.
Ama kimisinin yıllardır görmediği, hatta tadını unuttuğu ”antep fıstığına” dayanmak da zor işti hani.

Benim ayçekirdeği ile yetinmemin sebebi, komüncünün antep fıstığını her noktadan özenle kontrol altında tuttuğuna emin olmamdı. Düğün saatine kadar kim bekleyebilirdi ki… Küçük gruplar halinde komüncünün dikkatini dağıtıp, antep fıstığına operasyonlar yapanların da hiçbiri yakalanmamıştı. Herşey gizlilikle sürüyordu; bir yandan antep fıstıkları giderek azalıyor, komüncü ise aslında azaldığını farketmesine rağmen kimseyi yakalayamadığı için uyarılarını daha yüksek sesle yapmaya devam ediyordu: ”teşhir ederim”

Düğün saati geldiğinde masada antep fıstığı kalmamıştı ancak hiç kimse de yakalanamamıştı komüncümüz tarafından… Hepimiz komüncümüze gülüyorduk; çok gülenlere ”bana üzerinizi aratmayın” tehditlerine karşı hemen suratlar ciddileşiyor, gülme eylemi başka yönlere bakarak devam ediyordu…

Eğlencenin başlamasıyla bağlama ve akordiyonla birlikte hep beraber yüksek sesle söylenen türkülere, o türkünün yöresinden arkadaşlar halk oyunları oynayarak eşlik ediyorlardı ki; olan oldu…

Müzisyen arkadaşların bir horon havası çalmaya başlamasıyla birlikte hepimizin gözü Sinan’a döndü. O da çekinerek, ”benden başka Karadenizli yok mu kardeşim” diye itiraz etse de; ”emir demiri keserdi”…sinankukul

Horonun coşkusuna katılmaya cesareti olmayan diğer Karadenizlilerin yanısıra Sinan bir yandan kendinden geçmiş horon oynuyor; diğer yandan yeleğinin, gömleğinin ceplerinden antep fıstıkları düşüyordu her bir yana…

Bu da bize ders oldu; bir daha yelek ve gömlek ceplerimize hiçbir şey koymadık…

Benzer Yazılar