KARADENİZLİ SANATÇILARA…

Devrimci Karadeniz

Son yıllarda ”Karadeniz Müziği” denilen bir müzik tarzının Anadolu genelinde dinlenirliğinin yaygınlaştığına tanık oluyoruz. Bunun sebeplerinden biri, Türkçe dışındaki dillerde, Lazca, Rumca, Gürcüce ve Ermenice (Hemşince) sözlerle söylenmesidir.

İstanbul Belediye Konservatuarı (bugün İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı) öğretim üyelerinden bir grup 1926 yılından başlayarak Anadolun’un hemen tüm illerini kapsayan geziler düzenler. Bu gezilerin dördüncüsü ise Karadeniz’i kapsar. Sinop, Giresun,Trabzon, Rize, Gümüşhane, Bayburt illerinin ezgileri notalara alınarak arşivlenir.

1967 yılında ise bu kez TRT tarafından aynı amaçla Karadeniz’e gönderilen bir ekip, ezgileri bant kaydı haline getirir. Bu gezilerde derlenen ezgilerden bir kısmı sözlerinden koparılmış, yeni ve Türkçe sözler yazılarak asimilasyonun birer aracı haline getirilmiştir. Halk bildiği, tanıdığı bu ezgileri bu kez Türkçe sözlerle dinlemek zorunda kalmıştır. Üstelik bu ezgiler ”Türk Halk Müziği” olarak sunulmuştur. Ama burda çarpıcı bir başka nokta ise, Karadenizlilik adına yer yer melodik farklılıkların, bütünüyle de dilsel farklılıkların Türkçe ile ortadan kaldırıldığı yeni bir müzik yaratılmasıdır.

KARADENİZ EZGİSİ

Dolayısıyla artık Rum ezgisi, Laz ezgisi, Gürcü ezgisi, Ermeni (Hemşin) ezgisi yoktu; Karadeniz ezgisi vardı.Batısından doğusuna tüm illerde artık ”Karadeniz” ezgileri dinleniyordu. Kuşkusuz Karadeniz halkları birbirlerinin müziğini dinlerler ve bu ezgileri kendilerine yakın bulurlar. Ancak sorun bu ezgilerin dillerinden koparılarak kendilerine sunulmasındaydı. İşte bugünkü gelişmeler halkların kendi ezgilerini, kendi dilleriyle söyleme ve dinleme olanağını sunması açısından önemli ve sevindiricidir. Bu konuda araştırmalar yapan, melodileri, sözleri yeniden özüne bağlı kalarak anadillerinde yorumlayan yeni ve genç sanatçılar, bu büyük zenginliğin yok olmasına dur demiş oldular aslında… Tabi bu sürecin başlangıcında bir anlamda öncülük rolü üstlenen Kazım Koyuncu’nun payı çok büyüktür. Halk oyunları, fıkralar, giysiler, düğünler, eğlenceler, yemekler, mimari özellikler vb. bir çok konuda bilimsel çalışmalarla aynı gelişmelerin sağlanması için günümüz aydın, sanatçı, biliminsanlarının önünde önemli bir görev vardır.

Ancak ”Karadeniz Müziği” olarak son yıllarda yaygınlaşan, popülerleşen başka biz tarza da dikkat çekmek gerekiyor ki; o da egemenlerin, emekçi kitlelerin tepkilerini etkisizleştirmek amacıyla yıllardır destekleyip poh pohladığı arabesk müziğin etkilerini yer yer anımsatmaktadır.

Başta söylediğimiz gibi yapılan araştırmalarla ortaya çıkarılan ezgiler bir yandan kendi anadillerinde söylenmeye, değişik enstrümanlarla yeniden yorumlanmaya başlanarak olumlu bir gelişme sağlarken, öte yandan aynı ezgiler ”Karadeniz şivesi” ile Türkçe de yorumlanmaktadır. Bu da geniş kitlelerin sözlerini anlaması açısından elbette karşı çıkılacak bir durum değildir. Ama sorun popülerleşen şarkıların içeriğinde, sözlerinde, şarkıların temasındadır.

Ana başlıklarıyla, ninniler, çocuk şarkıları, doğa şarkıları, aşk şarkıları, kahramanlık, tören şarkıları, hapishane şarkıları, taşlama, yergi, güldürücü şarkıları, atışmalar, gurbet şarkıları, ağıtlar, iş şarkıları, oyun şarkıları gibi değişik temalara göre sınıflandırılabilecek olan halk müzikleri, halkların neşesini, derdini, özlemini, sitemini, dünya görüşünü, inancını vb duygularını, umutlarını da yansıtan özelliklere sahiptirler.

Popülerleşen müziklerin temalarına baktığımızda ise, tek tük toplumsal olaylara ilişkin örnekler dışında genel olarak konular ayrılık ve aşk üzerine yoğunlaşmaktadır. Aşk da, ayrılık da yaşamımızın bir parşasıdır kuşkusuz ama, öte yandan emeği sömürülen, adaletin, demokrasinin olmadığı koşullarda yaşayan, dilleri yasaklanan, tarihleri, kimlikleri yok sayılan, hak arama mücadelesi içerisinde devletin şiddetiyle karşılaşan, dereleri, vadileri HESlere peşkeş çekilen emekçi halkların duygularını yansıtmakta yeterli değildir.

Biz, Karadeniz halklarının aşk şarkılarının yanısıra, acılarını, sevinçlerini, hayallerini dile getirdiği halk müziklerini hem kendi ana dillerinde, hem başka dillerde ama umutlarını büyüterek, özgürlük, eşitlik adalet taleplerini dillendirerek dinlemek istiyoruz…

Topal Osman gibi katillere övgüler dizen şakılar yerine, tarihte ve bugün yaşanmış zulümleri ve bu zulümlere başkaldıran kahramanların şarkılarını dinlemek istiyoruz…

Çayımıza, tütünümüze, fındığımıza, derelerimize gözkoyanları teşhir eden, sömürüyü, yoksulluğu ve çaresini de anlatan şarkılar dinlemek istiyoruz…

Kardeşliği, dostluğu büyüten, ırkçı, şoven düşüncelere karşı duran şarkılar dinlemek istiyoruz…

Bu yanıyla yeni bir sürecin başlamasına bir anlamda önayak olan bu yeni, genç sanatçı ve müzisyenlerimizin, bu dostça uyarımızı önemseyeceklerini umuyoruz.

Benzer Yazılar

One Response

  1. Anton