KEMALİST İDEOLOJİYİ HALKA EMPOZE ETMEK İÇİN TİYATROYU KULLANDILAR

EsraDicleBasbugBoğaziçi Üniversitesi’nde Türk Dili dersleri veren Esra Dicle Başbuğ’un ‘Resmi İdeoloji Sahnede’ adlı kitabı çıktı. Başbuğ, “Halkevleri dönemi, tiyatromuzun yazın ve üretim sürecini geciktirdi” diyor.

Seray ŞAHİNLER 

Ağustos ayında İletişim Yayınları’ndan çıkan kitapta cumhuriyetin ilk yılları ile halkevleri döneminin tiyatro oyunlarına etkisi irdeleniyor. “Amacım iktidar tiyatro ideolojisini çözümlemek aynı zamanda bunun bizde nasıl geliştiğini görmekti” diyen Başbuğ ile Türk tiyatrosunun üretim serüvenini konuştuk:

EN ETKİLİ ARAÇ TİYATROYDU 

“Okur yazar oranının düşük olduğu bir ortamda ulus devletin kuruluş sürecini inşa etmenin ve Kemalist ideolojiyi halka empoze etmenin en güçlü aracı tiyatroydu. Buna yönelik oyunlar yazdırdılar. Tiyatrolardaki marşlar, dekorlar, Atatürk büstleri, canlandırılan savaş sahneleri bunun örneği. Bir oyunun bin 500 kişiye ulaşması için hangi sahnelerde oynamaları gerektiğini hesaplıyorlar. Köy oyunlarındaki tablo bir ütopya. Halk orada kendisinden bir şeyler olmadığını biliyordu. Bu yüzden daha somut şeyler peşindeydi. Bir oyun sahnelenirken yan tarafta sıtma konferansını izlemeyi tercih ediyordu.”

TARAF DEĞİL, SANATÇI OLDULAR 

“Bunun iyi tarafı 1940’ların ikinci yarısında edebiyat ve tiyatronun ideolojilerden sıyrılması oldu. Taraf ya da muhalif olmanın ötesinde, yazar ve sanatçı kavramları ön plana çıktı. Romanda Ahmet Hamdi Tanpınar, tiyatroda Haldun Taner’in varlığı buna çok iyi örnek. Taner ile birlikte Batı’yı özümseyecek, ikisinin de estetiğinin, dertlerinin, tarihinin zevkine varacak eserler oluşturuldu. Bu dönem tiyatronun kendisini ideolojiden soyutlamış olmalarına neden oldu.”

KENDİ İÇİNDE ELEŞTİRİ YOKTU

“Kemalist ideolojinin sanat alanındaki kötü yönü de tiyatro için kendini bulma, yeni oyunlar yazma ve geliştirme sürecini geciktirmesi oldu. O zaman için belki gerekliydi. Fakat ilettiği şeyin içeriğine bakmak gerekiyor. Ulusal tiyatronun gelişmeye çalıştığı bir süreç. Ama kendi içinde hiçbir eleştiriyi barındırmıyor. Oyunlar sadece sipariş üzerine yazılıyor. Belirlenmiş temalar işleniyor. 2. Dünya Savaşı’nın da etkisiyle cumhuriyetin bütün devrim ve söylemlerine eleştirel bakıp ‘ne oluyor’ denilmeye başlanıyor. Buradan sonra açıkça tiyatroyu kullanmak, bu kültürle Batı’nın tiyatrosu arasında ortakları görmek, kullanmak ve bundan faydalanmak amaçlanıyor. Ve bu toprakların tiyatrosunu üretmek hedefleniyor. Sanatçılar aradaki farkı ve gerçekten bu toprakların farkını görüyor. Sonrasında da zaten Yusuf Atılgan’lar, Oğuz Atay’lar çıkıyor. Böylece bir damar oluştu.”

OSMANLI ÖTEKİLEŞTİRİLDİ

“Batı’ya karşı kazanılan savaştan sonra ötekiniz batı değil Osmanlı oluyor. Oyunlarda da hep bu vurgulanıyor. ‘Padişah-gazi baba, köylü–şehirli, ümmete karşı millet’ gibi karşılaştırmalarla halka milli mazisi öteki olarak seçtiriliyor. Osmanlı’yı Türk’ün kendi tarihini ve gelişimini engelleyen ara dönem olarak görüyor. Batılılaşma bir anlamda öze dönüş. Mesele bu topraklarda yaşayanların dilini bulmak. Bu anlayış edebiyatta da devam etti. Sol şiirde bile Nazım Hikmet dışında başka isim sayamayız. Çünkü hep aynı ideolojinin penceresinden bakıp, insanı ıskalayarak hareket ettiler. Kitleleri merkeze koyarak ürettikleri zaman birbiriyle aynı söylemler çıktı. Kendi karakteri, dili, üslubu olan bir anlayış yok. Sloganlarla şiir dizeleri birbirine karışıyor. İdeoloji için üretilen sanat eserinin, insanı gözden kaçırdığı için bir değer taşıdığını söylemek çok zor. Hangi alanda olursa olsun sanatın ideolojiye hizmet etmesi başta kendisine ihanet.”

Kaynak: http://www.aksam.com.tr/yasam/kultursanat/kemalist-ideoloji-elestirel-tiyatro-uretimini-geciktirdi/haber-243352

Benzer Yazılar